X

Carl Jung’a göre hayatta uzak durmanız gereken 6 psikolojik bariyer

Modern psikolojinin en değerli figürlerinden Carl Jung, iyi bir hayatı başarı ve mutluluk arayışının yanı sıra eşsiz bir bireyselleşme yolculuğu olarak tanımlar. Söz konusu yaşam kalitesi olduğunda disiplin, motivasyon, verimlilik gibi kriterlerin; iç dengeler sağlanmadığında mutluluk için yeterli gelmeyeceğini düşünür. Çünkü insanı gerçek anlamda yorarak kendinden ve iyi bir yaşam sürmekten alıkoyan esas faktör iç dünyadaki dengesizliktir. Zihinsel, ruhsal ve fiziksel bütünlüğe ulaşmak ise öncelikle bireyi kendisine yabancılaştıran tuzaklara karşı edinilecek farkındalık ile başlar. Carl Jung’un bu konuda yıllar önce ortaya attığı düşünceler o kadar önem taşıyor ki modern psikolojide hala kabul görüyor. 

İşte Jung’un öğretileri ışığında, tam potansiyelinizi gerçekleştirmek ve anlamlı bir yaşam sürmek için hayatta uzak durmanız gereken unsurlar!

1. Sürü psikolojisine kapılmak

Toplumsallaşan bireyin en temel gereksinimlerinden biri kabul görmektir. Bunun için toplum normlarına uyum sağlaması ve sürüye ait hissetmesi gerekir. Çünkü sürü aidiyeti beraberinde onaylanma ve güven gibi hisler getirir. Fakat Jung’a göre; sürü psikolojisi, bireyi kendi olmaktan alıkoyan en büyük tehditlerden biridir. Kendi özgün sesimizi bulmak ve yaratıcı yönümüzü keşfetmek için kolektif zihni üst akıl olarak görmememiz çok önemlidir. Kalabalıktan kopma ve ona karşı çıkma cesareti, özgürlüğe giden yoldaki ilk adımdır. Bizi dış onay üzerine kurulu bir yaşam sürmekten ve benliği tamamen dış dünyaya teslim etmekten kurtarır.

2. Sosyal maskeler (persona) ile yaşamak

Jung’un en bilinen kavramlarından olan “persona”, kişinin sosyal hayatta ayakta kalmak amacıyla takındığı maskelerdir. Toplumu oluşturan her bireyin yaşamı boyunca çeşitli rollere ihtiyacı olur; profesyonel yüzümüz, sosyal çevredeki halimiz, ailedeki konumumuz bizi tanımlamak için yeterli değildir. Bir arada yaşam için şart olan bu maskelerin ardında bizi biz yapan gerçek benliğimiz yatar ve hepsinin toplamı bir araya geldiğinde özgün bireyselliğimizi oluşturur. Normalde araç gibi kullanılması gereken maskelerin bizi yönetmesine izin verirsek, gerçek kimliğimizden ve kendimizden uzaklaşırız. Bu nedenle maskelere neden ihtiyacımız olduğunu anlamamız fakat onlarla özdeşleşmeden kendi benliğimizi hatırlamamız gerekir. Bu tutum, toplumdaki doğru izlenim bırakma ve beklentileri karşılama gibi kuralların hayatımızı yönetmesini önler.

3. Kendi gölgesini (shadow) inkar etmek

Jung’un bir diğer bilinen kavramı “gölge” kişiliktir. Bu kişilik, herkesin içinde sahip olduğu fakat kabullenmekte zorlandığı karanlık tarafı tanımlar. Kıskançlık, bencillik, öfke gibi olumsuz duygularla ilişkilendirilen gölge kişilik insanın bastırdığı taraflarıdır. Fakat bu karanlık tarafı tamamen inkar etmek, onu yok etmek anlamına gelmez. Aksine bu tür duyguların bastırılması onları güçlendirir ve çeşitli şekillerde ortaya çıkarak hayatımızı ve ilişkilerimizi yönetmesini kolaylaştırır. Bu nedenle tam potansiyeline ulaşmak isteyen bireyin, önce kendi gölgesiyle yüzleşip onu kabullenmesi gerekir. Üstelik bu karanlık duygular bazen yaratıcılık, arzu, cesaret gibi yetilerin gelişmesi için de önemlidir.

4. Katı dogmalara hapsolmak

Ruhu yaşlandıran ve zihinsel esnekliği zedeleyen faktörlerden biri katı dogmalardır. Bireyin, belirli bir konuda her şeyi en iyi bilen ve gören olduğuna inanması, dünyayı sınırlı şekilde algılamasıyla sonuçlanır. Olaylara sadece siyah beyaz bir pencereden bakmak ve gri alanlar oluşturmamak, bireyi mutsuzluğa ve depresyona sürükler. Katı araçları, insanı sınırlandıran hapishanelere benzeten Jung; yeni deneyimlere kapı aralamanın bireyi her açıdan geliştirdiğini savunur. Gün sonunda bizi en tatmin eden deneyimler de yeni sorgulamalarla birlikte edindiklerimizdir.

5. Anlam arayışını ihmal etmek

Jung’un en farkındalık yaratıcı kavramlarından biri “yaşanmamış hayat”tır. Bireyin, yaşamdaki anlam arayışını ihmal etmesiyle başlayan bu süreç, mutsuz bir yaşam sürmekle sonuçlanır ve potansiyelin açığa çıkmasını engeller. Bir insanın deneyimleyeceği en büyük trajedi, aslında hiç istemediği bir yaşam yaşadığının farkına ölüm anında varmasıdır. Bunu önlemek için herkesin kendi anlam arayışını sürdürmesi gerekir. Aksi halde yaşamdaki mutlulukların tümü değerini yitirir ve geriye mutsuzluk dolu bir ömür bırakır. Modern hayatın en değerli kriterlerinden sayılan başarı, verimlilik, maddiyat gibi kriterler içsel anlam arayışı önündeki engellerdendir. Bunları tamamlamakla mutluluğun geleceği sanrısı, hayalden öte değildir. 

6. Konfor alanına sığınmak

Konfor alanı, kişiye güven veren alanlardan biridir fakat Jung’a göre ruhsal büyümeye engel olur. Çünkü ruhsal gelişim, konfor alanında çıkmakla başlar. Hayatın zorlukları veya acılarıyla mücadele etmemiş birey, aslında ne kadar güçlü görünse de savunmasız bireydir. Konfor alanının onu sürüklediği rahatlık, gerçek olgunluğa erişmesini önler. Bu da yaşamdaki kırılganlık ile ilişkilidir, belirsizlik durumlarında gelen stres ve kaygı gibi duygular da bu ruhsal ergenlikten kaynaklanır. Düz bir çizgide ilerleyen sorunsuz bir hayat yerine, kendi içinde tehlikeleri ve sürprizleri olan bir yaşam sürmek, bireyin genel yaşam mutluluğunu artırır. Her deneyimi bir sorundan önce gelişim fırsatı olarak değerlendirirsek, çıktığımız yoldan keyif almayı da daha iyi anlayabiliriz.

Kaynak: medium, forbes

İlginizi çekebilir: Carl Jung’dan hayatınızı değiştirecek 15 alıntı

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!
İlgili Makale