Çağların yükünü üzerimizden atma zamanı: Kadınlar zevk aldığını göstermekten neden utanır?

Neden bu kadar kişisel gelişimimize taktık kafayı? Gerçekte neyi hedefliyoruz?
Meditasyon, nefes, yoga, aile dizilimi, travma çalışmaları, metafizik çalışmaları, kadın çemberleri, kutsal bitkiler, tantra ve daha niceleri.
Derdimiz ne? Bunca yıldır yok muydu bu zihin bizlerde?
Eskiden dertlerimizi nasıl çözüyorduk? O zaman DNA sarmallarımız umurumuzda mı değildi?
Psikiyatristler bile son zamanlarda bu kadar günlük dertlere gark oldular.
Neler oluyor?
Sordukça sorabilirim. Siz de soruyor musunuz?
Bu sorunun minimal hali yöneltildi bana. Derdin ne? Neyi arıyorsun?
Uzunca düşündüm. Gerçekten, nereye ulaşmak istiyorum, bu kadar sorgulamak niye?

Ufaktan başlayalım mı?
Bir belgeselde kadın cinsel sağlığından bahsediyordu. Çoğu kadının vulvasının şeklini 30 fotoğraf arasından tanıyamamasından.. İnsan kendi elini tanır oysa değil mi?
Sonra zevk konusu tartışılmaya başlandı. Gözlerim doldu…

Belki de milyonlarcası, zevk almaktan, aldığını görmekten ve göstermekten çekinen kadınlar.
Bundan utanan, kendi utancını baskılamak için başkasını yargılayan kadınlar. Kendi utancını görmezden gelmek için, duygusunun dışında abartı rollere giren kadınlar, olmayan güvenlerini “kopyala yapıştır” ile kendine katan kadınlar.
Basitçe bir soru daha; peki zevk almadaki utancın, sadece cinsel hayatın ile mi ilgili?
Tabii ki hayır!

Yaptığından aldığı zevki gerçek hissiyle yansıtan o kadar az ki! Böbürlenmiş olmayasın ya da egona yenik düşmüş? Abartıyor olmayasın, millet ağlarken kendi mutluluğundan bahseden halin ne derece doğru?
Dürüstçe cevaplarsanız, konu ne olur ise olsun, aldığınız zevki kendinize yakıştırma konusunda bir manipülasyon göreceksiniz.
Buradan yavaşça siz, anneniz, anneanneniz.. Nesiller boyu kendini hadım etmiş kadın atalarınız ve elbette bunu “doğal” varsayan toplum, kültür öğretilerimiz. Kat kat örtülmüş inançları görüyor musunuz?
Bu kimin suçu?

En azından ismini bildiğimiz bir atamızın değil! Bu çağların birikimi.
Burada sadece tek bir konunun, kişinin bedeninden yatak odasına, oradan ailesine, oradan topluma, oradan kültür ve coğrafyaya uzanışına şahit oluyoruz. Ve tekil bir yaklaşım ile.
Diğer tarafta, kişinin partneri ile yaşadığı bir ilişki vardır ve yukarıdaki zincir, partner için de değişkenlik göstererek devam eder.
Bu iki kat kat örtülmüş varlığın, kendisi olması, kendi özgür iradesi ile davranması, eşsizliğini ortaya koyabilmesi ve sonunda gerçek bir “ben” hayatı yaşayabilmesi mümkün müdür?
Yaşadığı şimdiye kadar taşıdıkları mıdır yoksa kendi özü müdür?

Sorgulamadığımız genel kabullerimiz bile, örnek olarak “kadın cinselliği”, “ahlak kuralları” kadın kimliğimizi çarpıtarak ortaya koymamıza neden olmuştur. Ne dersiniz, şişkin selfie dudağının bununla bir ilgisi olabilir mi? Bence kesinlikle!
Bu yüzden, kendi katmanlarımızda dolaşmak, kendimize yapacağımız en büyük iyilik.
Sonucunda neresine kadar giderseniz, o kadar yakın bir “ben” deneyimi yaşayabilir, varlığınızın tohumuna ait bir esansı koklayabilirsiniz.
Aksi, yüzyılların tekrarından öteye geçmeyecektir.

Kişisel olarak gelişmek, zihni sakinleştirmekten çok daha ötesi. Mutluluktan, bolluktan, şifacılıktan, huzurlu bir yaşamdan çok daha ötesi.
O gerçek bir “ben” deneyimi yaşamaya giden yolun ta kendisi.
Her adımda soyuna soyuna.
Hem bedende, hem bilinçte!
Bana öyle geliyor ki insan olma deneyimi her seviyesinde “aynı” tarif edilirken, farklı hislere açılan, farklı bakış açılarına götüren, kendinin her durumda farklı bir versiyonunu keşfedebileceğin bir Babil kulesi. Vazgeçmeden tırmanmaya devam etmek ise, kendine dair gösterdiğin en büyük teslimiyet ve cesaret. Gerçek tutku belki de, sıfattan ötesidir ne dersiniz?

İlginizi çekebilir: Hayatın testlerinden nasıl geçeriz: Kendimize sahip çıkma becerisi

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam