X

Bizi iki şey anlatır: Sabır ve tavır

“Seni iki şey anlatır: Hiçbir şeyin yokken gösterdiğin sabır, her şeyin varken sergilediğin tavır.”

Mevlana Celaleddin Rumi

Bu hafta uzun süredir karşılaşmadığım bu söz ile bir şekilde yeniden karşılaştım. Bugün bu sözü sizlerle birlikte yakından inceleyelim istiyorum. Hani “Olmadı”, “Gelmedi”, “Bana ulaşmadı”, “Bana neden gelsin ki? Zaten ben hep şanssızım” diye şikayet ettiğimiz o sabırsız anlarımıza gidelim istiyorum hep birlikte…

Sonra biraz da o her şeyimiz varken (yani bizler kendimizce kendimizi “tam” olarak görürken) gösterdiğimiz tavıra değinelim istiyorum. Örneğin bindiğimiz takside sadece bir taksi şöforü diye düşünerek bir kelime bile paylaşmaktan çekindiğimiz amca bizlerden daha mı yarımdır? Örneğin, sadece bir işi yok diye şöyle gözümüzün ucuyla bugünkü durumunu değerlendirerek, değersiz görebildiğimiz bir kişi, yarın milyonlarla karşımıza çıktığında, o bugün gösterdiğimiz muhteşem tavrımız değişecek midir? O kişi artık bizim için sırf milyonları var diye daha mı kıymetli olacaktır?

Öncelikle sabırdan başlıyoruz. Neden bir şeyler henüz gerçekleşmekteyken, gerçekleşme yolundayken, bize doğru yaklaşıyorken, ısrarla olmayana, gelmeyene, şu andaki kısıtlılık görüşüne odaklanırız? Aslında bu daha çok kendimizi nasıl tanımladığımız ile kesişiyor. Daha genç olduğum yıllarda, özellikle para ile ilgili konularda o gün elimde o miktar olmasa da hiçbir konuda “yapamayacağımı” düşünmedim. Asla yok, az, bulunmaz, neden bende yok, sabırsızlığına girmedim. Ve öyle bir akış her daim bana ulaştı ki borç ile de olsa, adeta bir hediye gibi her seferinde “ne istiyorsam” gerçekten yapabildim. Ve bu süre boyunca sabırla, gerçekten sabırla ve bana bahşedileceğini bilerek ilerledim.

Bu yüzden sabır kavramının hayatımızda çok büyük bir kıymeti olduğuna inanıyorum. Bu, bugün içerisinde bulunduğumuz durumu görmezden gelmek değildir, bu bugün içerisinde bulunduğumuz durumun “mutlak bir hareket içerisinde olduğunu” gerçekten bilmektir. Bu, zamanın ilerlemekte, bizim için değişmekte ve tam olarak vakti geldiğinde de karşımıza çıkacak olanları hazırlamakta olduğuna kalpten inanmaktır. Sabır, var olana teşekkür ederek ve var olmasını istediğimize de şükrederek, akışa teslim olmaktır. Bugün “yok” diye, “az” diye hayıflanmak yerine, her daim var olanla bir olduğumuzu bilerek, sadece “olmasına” süre vermektir.

Şimdi gelin biraz da tavır hakkında dertleşelim. Evet, her şeyimiz olduğunda gösterdiğimiz tavır. Neden X maaş aldığımızda dünyanın en büyük insanına dönüşüveririz? Neden Y tane evimiz olduğunda bizden daha mutlusu daha mükemmeli, daha “diğerlerine yukarıdan bakma eğilimlisi” yoktur? Neden A marka arabaya bindiğimizde, aracımızın markası bizim kim olduğumuzu herkese anlatmalıdır? Neden öyle kimse kolay kolay bizim olduğumuz yere erişememelidir örneğin?

İşte tavır dediğimiz budur. Her şeyin bizim olduğunu sandığımız o anlarda hatırlamamız gereken, her şeyin sadece geçici sahibi olduğumuzdur. Bunu hatırladığımızda sokakta bizim kadar maaş almayan insandan da, daha az sayıda evi olan kişiden de, bizim gbi o muhteşem (!) A marka arabaya binemeyen teyzeden de bir farkımız, daha da ötesinde (!) bir fazlamız olmadığını hatırlamış oluruz.

Bu konuda Mevlana’nın Mesnevi isimli eserinde çok sevdiğim (ve her zaman kendime hatırlattığım!) bir hikayesi vardır. Buradan kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum. Eski zamanlarda bir padişah, bir sadrazam alıyor. Sadrazam her gün aynı saatte sarayda bir odaya giriyor, uzun saatler burada kalıyor. Diğer sadrazamlar adamı kıskanıyor ve padişahı bu sadrazama karşı kışkırtıyorlar: “O odada ne yapıyor, gizli hazinelerini mi saklıyor, o odada bizim görmediğimiz ne var?” Bunun gibi sorularla sadrazam hakkında dedikodu yayıyorlar.

Sonunda bir gün padişah öyle çok doluyor ki sadrazamı çağırıp, o odayı açmasını istiyor. Adam ısrarla açmayacağını söylüyor. Sonunda odanın kapısını adamlarına açtırıyor padişah. Odada ne görüyor dersiniz? Bomboş duvarlar, bir kirli yelek, bir boş tas ve bir tesbih. “Bu ne?” diyor sadrazama, adam cevap veriyor: “Her gün buraya geliyorum ki nereden geldiğimi, kim olduğumu ve nereye gideceğimi unutmayayım.’’

Bugün bu yazımda bana eşlik ediyorsanız hayatınıza bakmanızı dilerim, sabır ve tavır size nasıl eşlik ediyor? Değiştirebileceğimiz şeyler var mıdır? Daha fazla sabır ve daha hoş bir tavır sergilememiz bu kadar zor mudur? Cevabı, padişah hikayemizde olduğu üzere, hep bizimle. O sadrazamın girdiği oda gibi kalbimizde oluşturduğumuz odamızda saklı cevap!

Pınar Özeken (Ulus): 2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini aldı. Özellikle 2011’den bu yana moda ile ilgili çalışmalara ağırlık verdi ve hala moda üzerine yazı dizileri, farklı moda kaynaklarında yayınlanmaktadır. Yoga eğitmeni olma yolunda ilerleyen Pınar, bir Arjantin Tango aşığı. Gerçek tutkularından bir diğeri ise seyahat etmek."Dünya üzerinde ayak basılmadık toprak kalmasın" mottosu ile dünyayı dolaşmaya devam ediyor.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale