Evet… Uzun zamandır yazamadım çünkü contact napler yerini tamamen uykusuzluğa bıraktı. Ah o uyku gerilemeleri… Ah o ilk üç ayı geride bırakmışken gelen ikinci dalga postpartum blues, ah o çıkamayan dişler, ah ki ne ah. Ama şimdi hiç onlara girmeyeceğim, çünkü oralar hala çözülmedi. Konumuz başka. Neredeyse 6 aylık anneliğimde öğrendiğim, farkına vardığım şeylerden ya da kendimce yorumladığım ve çıkardığım derslerden bahsedeceğim. Ve emin olun çoğunuz hiç şaşırmayacaksınız, hele ki bu yollardan geçmişseniz.
1- İnsanlar neden anne-babanın sınırlarını zorlamayı bir başarı olarak görüyor?
Eveeet, en kritik yerle başlayalım. Lütfen biri bu sorunun cevabını versin. Neden ama neden anne babanın rica ettiği, ısrarla altını çizdiği, kibarca uyardığı, tekrar tekrar dile getirdiği, sık sık hatırlattığı her şey, üçüncü şahıslar tarafından bir meydan okuma olarak algılanıyor?
‘Öyle yapmıyoruz, öyle demiyoruz, biz öyle bakmıyoruz, hayır böyle düşünmüyoruz, şöyle yapıyoruz…’ Ya bir şeyi gerçekten 40 kere söylemek mi gerekiyor? Halbuki ben karşımızdakilerin yetişkin olduğunu sanıyordum, yanılmışım demek. Gerçekten söylediğiniz, savunduğunuz, yaptığınız çoğu şeyde karşınızda hemen bir muhalefet bulabiliyorsunuz. Ve benim bu durumlardan çıkardığım tek sonuç bu: İnsanlar sizin sınırlarınızı zorlamayı, söylediğinizin tersini yapmayı ya da söylediğinizi hiçbir şekilde yapmamayı bir marifet sayıyor ve bunu kendi başarı hanesine ekliyor. Çok ilginç, keşke herkes hayatta sadece kendini ilgilendiren başarıların peşinden koşsa da başkalarının sınırlarını rahat bıraksa.
2- Birini gerçekten tanımak istiyorsanız çocuk doğurun
İmza, kaşe, yes yes yes, artı 1. Yani bu söz o kadar doğru ki, denk geldiğim an evet dedim kesinlikle! Çocuk sahibi olmak adeta bir insan turnusolu gibi, ak koyunlar kara koyunlar hemen çıkıveriyor ortaya. Hiç beklemediğiniz insanlardan göreceğiniz yakınlık da, destek göreceğinizi umduğunuz kişilerden gelecek köstekler de sizi çok şaşırtacak, o yüzden stay tuned.
3- Lohusalık, 40 gün değil
Bu konuda o kadar çok bilimsel araştırma var ki keşke bilboardlarda, kamu spotlarında verilse. Doğumdan 40 gün geçtikten sonra bir anda her şey eskiye dönmüyor, anneler şıp diye hem mental hem fiziksel olarak toparlanmıyor ya da bebeklerin tüm dertleri çözülmüyor. 1 yıl, 2 yıl, hatta 6 yıl boyunca annenin iyileşme sürecinde olduğunu gösteren araştırmalar var. O 40 günü ısrarla savunan kesimi de buradan kınıyor ve muhtemelen erkekler olduğunu düşünerek kendilerini doğurmaya davet ediyorum. ‘Ne bitmeyen lohusalık’ değil yani konu. 40 gün geçince bir şey olmuyor, mevzular daha derin. O yüzden ‘e 40’ı da çıktı sen hala toparlanamadın mı’cılar varsa etrafınızda, say goodbye.
4- Çocuklu insanlar, çocuksuz insanların planlarına uymak zorunda değiller
Çocuk sahibi olmak sizi, ilişkinizi, sınırlarınızı, standartlarınızı, alışkanlıklarınızı, kısacası her şeyi sınayan bir süreç; dolayısıyla hazır olmak, gerçekten istemek çok çok önemli, o yüzden çocuk sahibi olmak istemeyen herkese sonsuz saygı duyuyorum, konu kesinlikle o değil. Konu; çocuğu olan insanların çocuksuz (yani daha doğrusu bebeksiz) olan insanların planlarına uymak zorunda bırakılmaları. Eğer ki bebekli bir ailenin de dahil olmasını istediğiniz bir plan yapıyorsanız lütfen onların günlerine, saatlerine siz uyum sağlayın. İnanın ki ‘bu gece de geç uyusun’ ya da ‘aman bir kere de uyku saati kaçsın’ gibi söylemler, anne babaya hiç yardımcı olmuyor. Ve bunlar eyleme dönerse herkes için çok zorlayıcı sonuçları oluyor. Onlar zaten herhangi bir plan yapmama durumuna alışmışlar ve bununla yaşamaya şu an için okeyler, siz bir plan yapmak istiyorsanız lütfen uyum sağlayan siz olun.
5- Emiyor mu, işe dönecek misin, kaç kilo aldın, ikinci ne zaman?
-derin nefes alıp soruları yarıda kestim- şu soruların tedavülden kalkması lazım. Çok merak ediyorum cevapları bir başkasının işine nasıl yarayabilir? Doğum yapmış bir kadın eğer ki sizinle kendi doğum hikayesini paylaşmak isterse paylaşır, işe dönmek isterse döner, kilo aldıysa/verdiyse ya da kilosu hiç değişmemişse bunun farkındadır, ikinci çocuğu düşünmek için de muhtemelen henüz hiç vakti olmamış; çünkü hala daha ilk çocuğuyla alakadar ilgilenmesi gereken bir ton konu ve kendi bedeninde, zihninde iyileştirmesi gereken çokça yer vardır. Daha başka sorular sorun mesela; yardıma ihtiyacı var mı, annelikle ilgili en çok neyi sevmiş, yaza tatil planı yapmış mı falan bunları sorun. Ya da bırakın o ne anlatmak istiyorsa onu anlatsın. “Kimde neyi nasıl tetikleyeceğinizi bilemezsiniz” ve inanın ki hepsi çok hassas konular.
Bonus: ‘Bugün nasıl geçecek’ derken geçen günler, haftalar, aylar
Hep negatif yazmış olmamak adına yazımın sonuna bir pozitiflik bırakayım. Özellikle son zamanlarda uyku gerilemesi, diş, ateş, ataklar, sebepsiz ağlamalar derken yenidoğan döneminden çok çok daha sık uyanan ya da hiç uyumayan bir bebişle telefon ekranında her saati gördüğüm gecelerin sabahında ‘bugünü nasıl geçireceğim’ diye güne başlarken bir bakıyorum ki akşam olmuş ve ben sadece ‘iki’ evet totalde ‘iki’ saatlik uykuyla koskoca bir günün daha üstesinden gelmişim. Ve biliyorum ki böyle böyle daha çok günün üstesinden geleceğim. Annelik, inanılmaz bir duygu, inanılmaz bir güç, inanılmaz bir ‘kafa’. Sanırım Workin Moms’ın bir sahnesiydi, kadın bebeğiyle beraberken bir ayı görüyor ve bağırarak ayıyı kaçırıyordu. Şimdi o kadar iyi anlıyorum ki oradaki duyguyu, sık sık aklıma geliyor ve diyorum ki evet ya, annelik öyle bir güç yüklüyor ki insan ayıya bile meydan okuyabilir, insanlara karşı ise neler yaptırabilir gerisini siz düşünün.
Hatta bulmuşken linkini de ekliyorum ki belki ilham gerekir (ayılara değil, insanlara karşı)
Bir de arkadaşlar, hani ‘it takes a village to raise a child’ ya; öyle bir köy yok, aksine sizin savaşmak zorunda kaldığınız bir köy var, bilin isterim. Ama merak etmeyin, annelik hepsinin üstesinden gelme gücüyle birlikte yükleniyormuş bünyeye. İlginizi çekebilir: Kucak uykuları ve annelik halleri