X

Başkalarının duygusal yüklerini omuzlamak zorunda değiliz!

Dönüşüm süreçlerimin en sancılı olduğu zamanlardan birinde, bir arkadaşım bana demişti ki; ‘Potansiyelinin farkına var!’ O zamanlar ona çok kızmıştım: ‘Ne yani ben potansiyelimin farkında değil miydim?, Bununla neyi kast ediyordu?’ anlayamamıştım… Üzerinden 5 yıl geçmişken bugün, henüz fark ediyorum ki, çok haklıydı…

O zamanlar kendimi hiç görmüyordum… Her defasında; kendini sevmek, önce kendine değer vermek, önce kendini iyileştirmek üzerine birtakım işaretler karşıma çıkmasına rağmen ve üstelik bunun da üzerinde çalışıyorken; fark ettim ki bakıyor ama görmüyormuşum…

Kendimden daha çok ön planda tuttuğum bir şey varsa, o da diğerleri idi. Önce yanımdakileri iyi etmeliydim, bir yarası varsa bunu ben iyileştirebilmeliydim. Kendime bu konuda haddim olmadan o kadar fazla sorumluluk yükledim ki, aynanın karşısına geçip kendime bir bakmak aklıma bile gelmedi. Arkadaşlık, aile, sevgili… Bu hangi insan ilişkisi içinde olursa olsun, birini ‘iyi’ edebileceğim inancına kendimi öylesine çok kaptırmıştım.

Hayatım boyunca hep birilerine ışık olmaya çalıştım. ‘Hayır, dur bak, iyiye inan, umuda güven, sevgiye tutun’ demekten öyle çok yorulmuşum ve bu beni öyle yaralamış ki; insanların düştüğü o çukurdan onları çıkarmaya uğraşırken bir bakmışım ben de oraya düşmek üzereyim. Bunu fark etmem ve kendime giden yolu seçmem çok uzun bir zamanımı aldı. Kendime giden yol diyorum çünkü başkalarını kendi değerimizin önünde tuttuğumuzda, ‘asıl olan bizden’ kat ve kat uzaklaşıyoruz ve aslında bunun her iki tarafa da bir katkısı olmuyor. Aksine birçok şey eksiltiyor…

Biz o an o insan iyileşsin, yeniden hayata dönsün istiyoruz evet ama belki de onun tam olarak şu an içinde bulunduğu o duruma ihtiyacı var. O yaşadığı her ne ise orada bir süre kalıp, onu iyice sindirip sonra oradan kendi bilinciyle çıkmaya ihtiyacı var. Hatta belki uzun bir süre çıkamayacak. Ama unutmamalıyız ki; bunu ancak kendisi isterse yapabilir. Bu durumu idrak edebildiğimizde ve bu aşamada üzerimize düşeni yapıp sonrasında her şeyi akışa bırakıp ona o alanı açabildiğimizde iletişim çok daha farklı bir yere evriliyor.

Bunun sonucunda; zorlukları göğüsleyip birbirinize iyi gelmeyi de tercih edebilirsiniz veya yollarınızı nazikçe ayırabilirsiniz. Her iki durum da çok olası. Hatta belki de birbirinizi bir daha hiç görmeyeceksiniz ama hayatınızın bir anında yaşamlarınıza bir şekilde bir yerden dokunabilmiş olmaktan dolayı mutlu olabilirseniz, sadece en azından bunu birbirinize çok görmeyip en iyi ve en güzel şekilde hatırında kalabilirseniz birbirinizin, bu ikiniz için yapabileceğiniz en erdemli davranış olur.

Sosyal varlıklar olarak elbette birbirimize ihtiyacımız var. Yaşam yolunu beraber yürümeyi seçtiğimiz insanlarla mutlu bir hayat sürmek ve onların yaralarını sarmak istemek kadar doğal bir şey yok. Ama bu ilişki içerisinde, elinizden gelenin ‘çok çok daha fazlasını’ oldurmaya çalışıp, bir süre sonra kendinizden ödün vermeye başladığınızı fark ettiğiniz noktada durup, nereye gittiğinizi sorgulamak, hayatınızın gidişatını kendi elleriniz arasına almanıza yardımcı oluyor.

Ve yeniden hatırlatmalıyım ki; başkalarının duygusal yüklerini omuzlamak bizim görevimiz değil. Bize düşen görev; yalnızca ve öncelikle kendimize kucak açmak. Zaten ancak bunu başarabildiğimizde, kendimize her yönden şefkatle yaklaşabildiğimizde ve kendimizle olan iletişimimizi güçlü tuttuğumuzda diğer her şeyle olan ilişkimiz de iyileşiyor.

Görebilmek dileğiyle…

İlginizi çekebilir: Minik mutlu ‘an’lara kucak açmak!Minik mutlu ‘

Hediye Başar: Selamlar, ben Hediye! 28 yaşındayım. Akdeniz Üniversitesi Biyoloji Bölümü mezunuyum. Doğayla iç içe olmak, gökyüzünü izlemek, kuş seslerinin içinde huzurlu bir yürüyüş yapmak benim için bir tutku... Aynı zamanda çocukluğumdan beri yazı yazmak da öyle. Bu tabii ki profesyonel olarak yaptığım bir şey değil. Ancak kendimi ne zaman sıkışmış hissetsem, yazı yazarak çıkıyorum içinde bulunduğum o durumdan, bu şekilde rahatlıyorum. Bana iyi gelen, ruhumu besleyen bir yanı var. Şu anda Almanya'da yaşıyorum. Özel bir kurumda engelli bireyler ile gönüllü olarak çalışıyorum. Onların bakımı ile ilgileniyoruz ve birlikte el becerilerini geliştirici aktiviteler yapıyoruz. Onlarla yolum kesiştiği için kendimi çok şanslı ve mutlu hissediyorum. İnsanların hayatlarına bir şekilde, bir yerden dokunmayı seviyorum. Bu yüzden kendimi gönüllü olmaya adadım. Üniversiteden mezun olduktan bir süre sonra yurtdışı serüvenim başladı. Yolları, yolculukları ve o akışta karşılaştığım her şeyi seviyorum. Evrenin getirdiklerini öğrenmeye ve anlamaya çalışıyorum. Nil’in bir şarkısında da söylediği gibi; ‘’Hayatın, sana başkaları tarafından yansıtılmayan bir aslı var, onu dinle deniz kabuğu dinler gibi!’’ Buna olabildiğince kalbimi açıyorum. Kendi yaptığım pratiklerle yoga ve meditasyonda derinleşmeye çalışıyorum ve profesyonel anlamda buna devam etmeyi istiyorum. Kişisel yolculuğumda beni kendimle buluşturan, yoluma ışık tutan ve şu anki ‘Ben’ olmamı sağlayan her şeye, herkese ve özellikle her daim elimden tutup; yapabileceklerimin sınırsızlığını gösteren o küçük kız çocuğuna minnettarım. Biliyorum ki içimizdeki potansiyelleri keşfetmek için hayatta her şey mümkün! Sevgiler...

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale