Başka bir gezegene taşınacak olsak, yanınıza ne alırdınız?

Hadi buradan taşınıyoruz, başka bir gezegene gidiyoruz!” deselerdi ne yapardınız?
Bomboş, daha bir tek canlının belirmediği tertemiz bir gezegen. Her kuralı ilk defa koyacağın, her gıdayı ilk defa yetiştireceğin…

Tohumları seçerdim mesela, en sağlıklı ve en doğal olanından. Sonuçta oraya gidip hibrit tohum ile kalakalmak da var. Dedelerden ne kadar miras tohum varsa alır, bir güzel ayıklardım. Bozulma ihtimali olanları hiç taşımazdım, hem diğerlerini de bozmasın.

Tohumlara ne yapıyorsam, yürüyen, uçan canlılara da aynısını yapardım. Çocukların hepsini alırdım, hayvanların her türünü, hepsini. İnsanların sağlıklı ve çalışkanlarını alırdım. Zayıf ve tembel olanları almazdım. Gidince yapacak çok işimiz olurdu.
Yaşadığı haller için sürekli dışarıyı suçlayanları, sürekli şikayet edenleri almazdım, sonuçta bir uyum olsun isterdim. Kendi kendinin sorumluluğunu, yaptıklarının sorumluluğunu alabilenler olsun isterdim.

Paylaşmayı, yardımlaşmayı bilmeyeni, dengesi bozulmuş olanı da istemezdim. Hep beraber bir dünya yaratacaksak, eşit, huzurlu ve sorumlu olmalıydık. Kendine aşık ve gözü kendinden başkasını görmeyeni de istemezdim, topluluk için faydalıyı, faydasızı ayıramaz, kendinden başkasını görmediğinden diğerlerine yük olurdu.

Herşeyden korkanı da istemezdim, sonuçta bilmediğimiz bir gezegende her an yeni şeyler keşfetmek zorunda kalacağız, korku ile keşif aynı cümlede olamaz. Bu bilinmezlikte korku hiç işimize yaramaz, hatta bizi umutsuzluğa çeker! Yeni güzellikleri görmekten alıkoyar.

Sürekli bıraktığı dünyayı özleyenleri ve pişmanlıklarda kavrulanları de istemezdim, her şeyi, özlediği geçmiş pişmanlıkları yüzünden, yeni bir bakış açısı ve yaratıcılık ile değil, özlemlerini tekrar inşaa etmek güdüsüyle yapar. Yani zaten bıraktığımızı önümüze yeniden koyardı…

Acaba bu yeni dünya nasıl olacak?” diye endişe eden ve felaket senaryoları çıkaranı da istemezdim, heyecanımızı ve yeniye olan hevesimizi endişesiyle şekillendirir ve zaten olmuş, tekrarlanmış hallere bizi itmeye çalışır, neşemizi eritirdi.

Yaratıcılığını kullanmayanı, seçim yapmayanı, başkası tarafından yönlendirme olmadan hareket edemeyeni de istemezdim. Kimsenin kimse ile uğraşacak vakti olmaz çünkü, kendi iradesi ile bir şeylere katılmak, bir yerlerden çekilmek gerekecektir.

Durumlara yaratıcı çözümler bularak komut almadan ilerleyebilecek kadar özgüvenli ve hakim olanları isterdim. Kontrol meraklılarını da elerdim, hükmedilmeye ihtiyacı olmayanlar ile gidiyoruz, özgürlüklerine sahip çıkanlar ile. Kimsenin fikirsel, yaşamsal hakkına hükmedilmesini ve manipüle edilmesini istemezdim. Kendini diğer canlılardan farklı göreni istemezdim, ne aşağıda, ne de yukarıda. Dengeyi ve bütünlüğü baki kılmak için…

Eşyaları bırakırdım. Plastik bir şey almazdım yanıma, bez torbaya biraz rahat giyecekler koyar, biraz şiir kitabı alır, biraz da müzik götürürdüm.

Dünya Ana şu anda ne yapıyor sizce?
Kimleri ayıklıyor? Kimleri koruyor?
Hangi insan kurgusu sistemi yıkıyor, hangisini destekliyor?

Depremlerden, tsunamilerden korkuyordu insanlık bir süredir, hani beklenen bir yeryüzü felaketinden! O “felaket” geldi.
Deprem oluyor farkında mısınız?
Sıkıca tutunduğumuz inançlarımız fay hattından çatırdıyor, putlaştırdığımız yapay sistemler cılız gökdelenler gibi eğilmeye, çökmeye başladı.
Tsunami oluyor farkında mısınız, su (bilinç); hepimizi ıslatarak geçiyor üzerimizden. Bilinçaltı korkularımız, gündelik korkularımız kocaman dalgalar olup üzerimize düşüyor. Ciğerlerin sağlam mı? Nefesi içinde tutabiliyor musun? Yaşamı içinde saklayabiliyor musun?

Kimler panikle kendini bitiriyor, kimler kendi rahatı ve sorumsuzluğu yüzünden başkalarını tehlikeye atıyor?
Kimler kendi fikri ile ne yapacağını bilemiyor, kimler aklını kullanmayıp, hala mantıksız seslerin peşinden gidiyor?
Kimler kendi alanını korumak için emir bekliyor?
Kimler sabah uyandığında yeni güne gülümsüyor, kimler umut veya umutsuzluk fikrini düşünmeden neşe ile gökyüzünü seyrediyor?
Kimler dünyanın kendini yenilemesine hayranlık ve saygı ile bakıyor?
Kimler bu mucizenin tanığı olduğu için şükrediyor?
Kimler yaşamın, dünyanın, varoluşun tam ortasında, bu ruhsal tsunaminin tam göbeğinde, yaratımın tam ortasında, merkezinde ve hizmetinde?

Kimler bu kutsal anların, bu evrensel çözülmenin ve dönüşümün bir parçası olduğunu biliyor?

Yaşam bir mucize! Kendi, olduğu gibi!
Yaşama güven derken, bu kadar büyük ve bu kadar yüce bir güçten bahsedildiğini anlıyor muydunuz? Yaşam sonsuzdur, bütünün zihni her şeyi planlar ve oldurur derken..?
Sorduğun her sorunun cevabı şu anda veriliyor.
Kudret nedir, güç nedir, varoluş nedir?
Zerre nedir, tanrı parçacığı nedir?
Sen nesin?

Güzeller güzeli mavi top, canlı!
Dünya gezegeni canlı!
Ve kendi şifasını kendi yapıyor, kendi kendini iyileştiriyor, dönüştürüyor.
Aynen bizim de yapabildiğimiz ve yapabileceğimiz gibi.
Bizler onun muhteşem yaşamına varlığına konuk olmuş ziyaretçileriz.
Onun değiştiği her anda, biz de değiştik. Çünkü biz bütünüz. Kolum evrim geçirirse parmaklarım da geçirir.
Şu anda neye evriliyorsa ki, az çok belli, biz de ona evrileceğiz, bu bir seçenek değil! Bu kati bir gerçek!
Yeryüzünün çekim kuvveti, enerji noktaları değişti, değişiyor. Ve artık, mıknatıs etkisi eskisinden farklı. Üzerinde tutmaya çalıştığı enerji frekansı farklı. Aurasının rengi değişiyor.

Ne güzel bir ironi değil mi? Virüs ciğerlere tutunuyormuş. Senin yaşamı içeri aldığın yere.
Çocukların, hayvanların ciğeri yok mu? Onlara neden tutunmuyor?
Belki onlar yaşamı, bizden çok daha fazla kabul ediyorlardır içlerine, ne dersiniz?

Dünya artık üzerinde, saflığı, güveni, sevgiyi, şefkati, yargısızlığı, yaşam sevincini, neşeyi, keşfi, masumiyeti kesin olarak tutuyor.
Yoksa, çocukların, hayvanların da tutunacak ciğerleri var virüs için değil mi?
Bizi çocuklardan ve hayvanlardan ayıran nedir peki?
Bizi onlardan ayıran her türlü özelliğimizi, dışarıda bırakmalıyız arkadaşlar.
Yaşam bize seçiminin ne yönde olduğunu söylüyor! Taze, sağlıklı, hibrit olmayan tohumlarını seçiyor…

Peki siz, yeni bir dünyaya taşınacak olsanız, kendinizde neyi alır neyi bırakırdınız?
Şimdi masumiyetimizi kucaklayıp, saflığımıza soyunmanın tam zamanı!
Dünya Ana çocuklarını geri çağırıyor!

İlginizi çekebilir: Duyuyor musun: Dünya değişmemiz gerektiğini söylüyor

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam