X

O bizim bitmeyen “beklentilerimizden” bağımsız aşk: Aşkın en muhteşem hali

Yine başlıkla birlikte kitap yazmaya kadar gidebilecek bir konuyu bugün sizinle birlikte değerlendirmek istiyorum. Gelin güzel bir yolculuğa çıkalım, biraz kendimizin en derin noktalarına inelim, aşka nasıl baktığımıza, konu aşk olduğunda karşımızda o sevdiğimiz insanı bulunca “ben öyle yapmam” dediklerimizin, kendimize engel olamadığımız hallere dönüşmelerine ve sonuçta aşklarımızı, o yaşamımıza muhteşemlikleriyle ışık katmış olanları aslında nasıl da kaybedebildiğimizi, belki karşılanmamış o can-ım “beklentilerimizi” gelin hep birlikte dertleşerek daha yakından inceleyelim…

Şimdi öncelikle başlığı anlayabilmemiz için “beklenti” dediğimizde tam olarak ne ifade ettiğimizi de düşünmemiz gerekiyor. Diyeceksiniz ki, Pınar iyi diyorsun hoş diyorsun ama örneğin ben şimdi aşık olduğum kişinin bana özen göstermesini, bana zaman ayırmasını, benimle kahve içmesini, benimle sokaklarda dolaşmasını, bana kitap okumasını, benimle tatile çıkmasını yani benimle hayatı paylaşmasını bekleyemez miyim. Şimdi bu “normal” aktiviteleri de bekliyor olmam “beklentiye” girmek mi oluyor? Veya şunu da sorabilirsiniz, şimdi ben güzel eşimin bana yemek pişirmesini, çocuklarımızla ilgilenmesini, belki gömleklerimi ütülemesini, sevdiğimiz arkadaşlarımızı evimizde ağırlamasını ve sadece ben seviyorum diye ve hatta belki biraz da sağlıksız bulmasına rağmen sadece ben istiyorum diye bana patates kızartmasını, yani çok basit olarak tabir edebileceğimiz insan ihtiyaçlarımızı sevdiğimizden “beklememiz” de mi “beklenti” tanımına giriyor? Bakın beklenti sözlük anlamı itibariyle bunu nasıl tanımlıyor; bir olgunun bir durumun sonunda ortaya çıkmasını “umut ettiğimiz” yani gerçekleşmesini beklediğimiz şey…

İşte tanıma daha yakından baktığımız anda madalyonun diğer yüzüne geçiyoruz, ne oluyor öncelikle bir “durum” oluşturuyoruz, bu durum kaynaklı olarak bazı yargılara varıyoruz ve en sonunda ise bu yargılarımız ile boşlukları doldurarak bazı şeylerin “bizim” beklediğimiz umduğumuz yani “beklentimiz” olarak tanımladığımız şekilde ortaya çıkmasını evet açıkça “beklenti” haline getirmiş oluyoruz. Peki bu akışın içine bir de o olmazsa olmazımız “aşk” olmayı katalım, durum daha da kompleks bir hal alıyor, tarafsız yaklaşamıyoruz bir kere. Kendi açımızdan bakıyoruz, belki sahiplenmeye çalışıyoruz, belki biraz egomuzun sesiyle konuşuyoruz, “benim sevdiğim insan bana bunu nasıl yapar veya yapmaz” gibi…

Tabi ki maceramız burada bitmiyor, gelin hep birlikte biraz canımızı acıtabilecek sorular soralım, aşkın dilinden cevap vermeye çalışalım, neler beklemişiz, beklentiler bizi nereye getirmiş, biz bekleyip de onlar olmadığında ne yapmışız, beklemesek neler olurmuş bu yazıda yaşayarak görelim…

Beklentilerle tanımlanmış “aşk olmak” halimiz

Bir ilişkiye başladığımızda oluşan ilk beklentimiz çok basit bir şekilde düşündüğümüzde “sonsuza kadar sürmesi” veya “sonsuza kadar aynı mutluluk” seviyesinde devam etmesidir. Bakın bu beklenti durumumuz nasıl oluşur; öncelikle bir durum vardır; ilişki halindeyizdir, bizimle olan sevdiğimizin veya eşimizin bugün bizi seviyor olduğu gerçeğini kabul ediyoruz ve bundan sonra yargılarımız boşlukları dolduruyor. “Yarın ve daha sonraki gün ve gelecek 40-50 yıl hayatımız izin verdikçe aynı güçte ve aynı şekilde beni sevecek”… İşte bir beklentinin içimizde yer etmesi üç cümle ile analiz edebileceğimiz kadar basit ve bizlerin aslında “hiç farketmediğimiz” fakat buna rağmen “inatla tutunduğumuz” şekilde gerçekleşmektedir.

Gelin bir de aşkın dilinden inceleyelim beklentimizi, nereden bilebiliriz önümüzdeki 40-50 yıl aynı insanı aynı şekilde ve aynı yoğunlukta sevebileceğimizi, bu durumun garantisini nasıl verebiliriz, sonuçta biz de sevgilimiz veya eşimiz de değişmekteyizdir, zaman geçer daha fazla tecrübe ediniriz, tabi ki içimizde birlikte olmak isteğimiz olabilir ama bugün nasıl birlikte isek “ayrılmak” durumumuz da aynı bir arada olmak kadar normal bir haldir… Peki aşk bu sonsuza kadar “benimsin” beklentisinden bağımsızlaştığında bakın nasıl bir aşk olur; yarının birlikteliğinden çok bugünün bir arada olma haline odaklı, şu anın muhteşem güzelliğinde iki kişinin gerçek bir güven ve dürüstlük ile buluştuğu, aşk olduğu, sevgili olduğu, dost olduğu, yol arkadaşı olduğu ve hatta tam anlamıyla eş olduğu bir aşk…

İçinizden geçenleri duyar gibiyim anlatması o derece kolay da Pınar sen becerebildin mi böyle beklentileri bir kenara koyabildin mi? Evet yapamadım, çok üzüldüğüm bir aldatılma ile biten evliliğimde beklemekteydim, bir ömrü bu çok sevdiğim adam ile geçirmeyi, oysa göremeyecek kadar da kördüm ben değiştim o değişti biz değiştik, yürümeyenler, huzur vermeyen ve artık her ikimizi de mutlu etmeyenler vardı… Yanlış kararlar verdim, beklentiye girdikçe daha da çok bekledim, ta ki gerçekten artık sadece “kendim” için en iyi olanı kendimce bekleyinceye kadar yani kendi kendime içimde var olan aşkla sevgiyle her şeye rağmen “kendi kendime kendi ayaklarım üzerinde” durmam gerektiğini gerçekten anlayıncaya kadar… Gördüm ki “artık bekleyecek” bir şeyim yoktu, çünkü o beklediğim adam gitmişti, yani zaman değişmişti, benim birlikte olduğumuz uzun yıllar boyunca muhteşem bir aşkla bağlı olduğum adam o geçmiş zamanda kalmıştı, bu adam her şeye rağmen yakın bir arkadaş olarak kalabilecekti sadece… O noktadan sonra “tüm beklediklerimden bekleyip de göremediklerimden ve olmadıkça üzüldüklerimden” bağımsız hale geldim, benim aşkım yani benim o “sonsuza kadar birlikte olacaktık beklentisiyle tanımlanmış” evliliğim işte böyle bitmişti…

Beklentilerden “bağımsız” aşk olmak halimiz

Peki birazda beklentilerimizden bağımsız hale gelelim, bir de aşkın dilinden ne istiyor, beklentiler olmadığında bize neler anlatıyor bir bakalım… Örneğin nedir beklentilerden bağımsız olmak bu hafta sonu tek başına kalmak istediğimizde sevgilimize veya eşimize özgürce bunu ifade edebilmek özgürlüğümüzdür, veya ilişkimize ara vermek istediğimizde bunu vicdan azabı duymadan bizi tamamıyla anlayacağını bildiğimiz o eşimiz olduğu kadar dostumuz da olan beklentilerden bağımsız yol arkadaşımıza rahatça ve tabi ki son derece dürüstçe ifade edebilmemizdir… Bir arada olup da “birbirine bağımlı” olmamak halidir; yani yarın yine beni sevecek misin, bir yıl sonra başkasından hoşlanacak mısın, beş yıl sonra heyecanını kaybedecek misin ya benim beklentilerimi karşılayamayacak olursan ben ne yaparım” yerine “bugün benimle birlikte olduğun için sana teşekkür ederim, benimle olman muhteşem, bugün hayatımda sen gibi bir aşk olduğu için ne kadar da şanslıyım”lara mı dönüştürür bu “beklentisizlik” hali bizleri…

Bu beklentisizlik halimiz aslında ilişkilerimizde sadece olduğumuz gibi olabilmemizi yani son derece doğal kalabilmemizi, sırf karşımızdaki kişi istiyor diye kendimizden tavizler verme veya kendi özelliklerimizi kaybetmemizi de engelleyen bir haldir aslında. Evliliğim ertesinde yaşadığım tek ve her zaman sevgiyle andığım ilişkimde o derece beklentilerden bağımsız hale gelmiştim ki, özellikle yaşayarak öğrendiğim “sonsuza kadar benim olacak” bilincinin hayatımızda belki de en fazla uzak durmamız gereken bilinç veya inanç olduğu durumu; bu ilişkimde sadece olduğum gibi ben olarak doğal halimle ve başka bir kişi ne düşünür benden ne bekler benim beklentilerim nedir beş yıl sonra bu olsun iki yıl sonra şöyle olsundan son derece bağımsız ve ölesiye “beklentisiz” bir sevgi…

Ve bu beklentiden bağımsız sevgi hali ile ben bugün bu ilişkim neredeyse bir yıl kadar önce bitmiş olsa da yaşadıklarıma her zaman şükür, öğrendiklerime sonsuz teşekkür ile ve belki de bugün hayatıma girecek başka bir ilişki için hazırlık ve yepyeni bir farkındalık edinmemi sağlayan benim için çok değerli bir yaşanmışlık olarak bakmaya devam edeceğim… Geçmişimle olduğu kadar bugünümle ve yarınımla da barışık kalacağım…

Aşkta beklentilerimizi “Bağımsızlıklara” dönüştürmek halimiz

Şimdi yine içimize dönelim, bir ilişkimiz var ise dikkatlice bir düşünelim o sevdiğimiz kişiden eşimizden veya sevgilimizden neyi “beklenti” haline getirmiş durumdayız (burada tabi ki sadakat ve dürüstlük gibi bir ilişkide mutlaka olması gereken ögeleri beklenti içeriğine koymuyoruz çünkü bunlar zaten bir ilişki yaşanabilmesi için “beklenti” seviyesinden çok daha önce ilişkinin temelleri olan kavramlardır)? Örneğin sevdiğimiz kişinin tek başına bir konsere “gitmemesini” mi bekliyoruz, erkek arkadaşlarıyla bir gece eğlenmeye “çıkmamasını” mı bekliyoruz, akşamları eşimizin mutlaka yemek “yapmış olmasını” mı bekliyoruz veya yaz tatilinde nereye gideceğimizin planlaması için eşimizin sürpriz yapmak yerine mutlaka “fikir almasını” mı bekliyoruz veya daha temel bir soru bundan on yıl sonra aynı kişi ile olmayı ve o kişinin de mutlaka bizi aynı şekilde “seviyor olmasını” mı bekliyoruz?

Gelin bu beklenti durumlarımızın hepsini bağımsızlıklara dönüştürelim sizinle; şöyle söyleyelim bağıra bağıra “ben sevdiğim kişinin sadece kendini mutlu etmek üzere sevdiği bir konsere gitmesinden çok mutlu olurum”, “ben sevdiğim kişinin sevdiği arkadaşlarıyla eğlenmesinden çok mutlu olurum”, “ben sevdiğim kişinin bana sürpriz yapmasından çok mutlu olurum” ve en önemlisi “ben sevdiğim kişi bundan on yıl sonra gerçekten bana karşı hala aynı duyguları hissediyor olursa ve ben de aynı şekilde hissediyor isem ve biz birlikte değişip dönüşürken her şeyi korumuşsak hala mutluysak bu ilişki ikimize de huzur veriyorsa onunla birlikte olmaktan çok mutlu olurum”…

İşte aslında biz o muhteşem “beklentilerimizi” bağımsızlıklara dönüştürdükçe, ilişkilerimize, geçmiş ve geleceğimize ve bugün ilişkilerimizden aldığımız hazza, hayatımızda bize yol arkadaşlığı yapan o mükemmel insanlarla paylaşabildiğimiz her ana daha farklı bakabiliriz. Bugün bu yazımı okuyorsanız beklentilerinizi düşünün, en azından bir basit beklentinizi bağımsızlığa dönüştürdüğünüzde kendinize bir adım daha yaklaşmış olursunuz…

Çünkü hayatla ve aşkla en güzel barış hali o bitmeyen beklentilerimizi “bağımsızlık” haline yani saf aşk olmak haline dönüştürebildiğimiz halimizdir…

Pınar Özeken (Ulus): 2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini aldı. Özellikle 2011’den bu yana moda ile ilgili çalışmalara ağırlık verdi ve hala moda üzerine yazı dizileri, farklı moda kaynaklarında yayınlanmaktadır. Yoga eğitmeni olma yolunda ilerleyen Pınar, bir Arjantin Tango aşığı. Gerçek tutkularından bir diğeri ise seyahat etmek."Dünya üzerinde ayak basılmadık toprak kalmasın" mottosu ile dünyayı dolaşmaya devam ediyor.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale