X

Anlaşılma ihtiyacı: Anlaşılmak neden bu kadar önemlidir?

Herkes anlaşılmak ister. Bu, insanların en temel ihtiyaçlarından birisidir. Anlaşılmak da en az yeme, içme, barınma gibi fizyolojik ihtiyaçlar kadar önemli ve en temel psikolojik ihtiyaçlardandır. Anlaşılmak… İçinde bulunulan durumun, yaşanan hislerin, altında ezilen duyguların, çekilen acının ya da yaşanan mutluluğun diğer insanlar tarafından anlaşılması… Herkes bunu ister. İnsan, özellikle de en yakınları tarafından anlaşılmak ister.

Bazen bir kitap ya da bir film karakterinin bizdeki yeri bambaşka olur. Onunla bir bağ kurarız. Çünkü her nasılsa o bizi anlamıştır. “İşte ben de tam da bunu diyorum!” dedirtmiştir bize. Bize ayna tutmuştur. Bize neyi neden yaptığımızı, ne hissettiğimizi ve en önemlisi de yalnız olmadığımızı, normal olduğumuzu anlatmış, göstermiştir. Anlaşılmak bu kadar kolaydır aslında ama aynı zamanda bir o kadar da zordur.

İnsanın anlaşılma ihtiyacı her zaman karşılanmaz. İşte bu noktada bazı problemler ortaya çıkar. Özellikle de uzun süre kimse tarafından anlaşılmama hissi yoğun bir şekilde hissedildiğinde ciddi sonuçlar doğar. Anlaşılmamak bazen çok basit ya da önemsiz bir şeymiş gibi algılanabilir. Ama aslında pek çok psikolojik sorunun temelinde bu yatar: Anlaşılmamış olmak.

Anlamak hak vermek değildir.

Öncelikle anlaşılmakla ilgili şu hataya düşmemek gerekiyor: Anlamak, hak vermek değildir. Anlaşılmama duygusu bazen anlamakla hak vermenin birbirine karıştırılmasından kaynaklanır. Eğer karşımızdaki kişi bize hak vermiyorsa bizi anlamadığı sonucunu çıkarabiliriz. Ama bu oldukça yanlış bir çıkarım olur. Çünkü birine hak vermesek de, yaptığını doğru bulmasak da, neyi neden yaptığını, ne hissettiğini anlayabiliriz. Çünkü anlamak için o kişiyle aynı fikirde olmak zorunda değiliz.

Biri bir suç işlemişse, örneğin hırsızlık yapmışsa, ona hak vermeyebiliriz. Bu oldukça normaldir. Bize göre hırsızlık yerine, belki farklı bir yol da bulunabilirdi. Ancak yine de o kişiyi anlayabiliriz. Onu bu noktaya getiren şartları, yaşadığı duyguları, içinde bulunduğu durumu anlayabiliriz. Çünkü davranışına hak vermememiz onu anlamamıza engel değil. Bu ayrım fark edildiğinde birçok olaya ve kişiye bakış açımız da aynı şekilde değişecektir. Bizi anlamadığını düşündüğümüz birçok kişinin aslında davranışımıza, söylediğimiz söze hak vermese de, bizi bir noktada anladığını fark ederiz. Yani biz de onu anlarız.

Anlaşılmak neden bu kadar önemli?

Birini kabul etmek demek, onun duygu ve düşüncelerini görmek, onları kabul etmek anlamına gelir, ve insanlar duygu ve düşünceleriyle var olurlar. Bu nedenle bunların kabul edilmemesi bir bakıma o kişinin görülmediği, kabul edilemediği anlamına gelir.

Anlaşılmak önemlidir. Çünkü insana güven verir. Diğer insanlardan farklı olmadığının, o grubun bir parçası olduğunun bir kanıtıdır. Bu da diğer temel ihtiyaçlardan olan kabul edilme ve bir gruba ait olma ihtiyaçlarını karşılar. Kişiye yalnız olmadığı hissini verir, onu güçlendirir. Ancak bu ihtiyaç karşılanmamaya başlandığında kabul edilme ve ait olma ihtiyaçları da karşılanmaz ve kişiye güç veren kaynaklar ortadan kalkmaya başlar.

Anlaşılmamak bazen olduğundan çok daha zordur. Çünkü bazı durumlarda anlaşılmamak reddedilmek anlamına gelir. Reddedilmek de yalnızlığı getirir. Bundan sonra kişi, bu yalnızlığı ortadan kaldırmak için ya daha çok çabalar ya da inancını kaybedip kendi kabuğuna çekilir. Hangisi olursa olsun sonuç yalnızlık hissidir. Bu da üstesinden gelmesi zor bir duygudur. En önemlisi de her şeyden önce kişi kendisinden şüphe etmeye başlar. Kendine olan inancı kırılır.

Bu sorunların önüne geçebilmek için başkalarının bizi anlamasını beklemektense bizim kendimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi, ihtiyaçlarımızı anlatmamız gerekir. Bazen onlara yardım etmemiz gerekir. Bazen de bütün bu zor durumun, yaşanan sorunların kaynağı, kendimizi yanlış kişiye anlatmaya çalışmamızdır. Biz kendimizi ne kadar açık, ne kadar net, ne kadar doğru anlatsak da, doğru kişiye anlatmıyorsak sonuç bizden bağımsız olarak hüsran olur. İşte bu noktada kendimizi sorgulamayı bırakmalıyız.

İlginizi çekebilir: İlişkilerde sınır koymanın önemi: Çift olmak, kendinden vazgeçmek değildir

Uzman Klinik Psikolog Beliz Ereren: İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olduktan sonra Klinik Psikoloji Yüksek Lisansını tamamlayarak uzmanlığımı aldım. Hayatın önemli dönüm noktalarından biri olduğuna inandığım ergenlik dönemi problemlerine yoğunlaşarak bu dönemdeki gençler ve aileleriyle çalışmaya başladım. Aynı zamanda yetişkin ve çiftlerle çalışarak sorunlarla başa çıkma becerilerini güçlendirme ve hayat ve ilişki kalitelerini arttırmaya yönelik psikolojik destek veriyorum. Herkesin farklı olduğuna ve çalışılan konulara kişilere özgü yaklaşılması gerektiğine inandığım için farklı terapi yöntemlerini kullanıyorum. EMDR Terapisi, Stratejik Çift ve Aile Terapisi, Psikodinamik Terapi kullandığım psikoterapi yaklaşımlarını kullanıyorum. Okuma ve yazmanın insan üzerindeki iyileştirici etkisine olan inancım beni her zaman araştırma, okuma ve yazmaya yöneltmiştir. Bazen uzun bir yazının bazen de yazının içindeki tek bir cümlenin hayatları çok farklı yönlere çekebilme gücüne inanırım.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale