Anlam aranarak mı bulunur, yoksa kurularak mı?
Bugün yazıma bir soru sorarak başlamak istiyorum.
Sizce anlam aranarak mı bulunur, yoksa kurularak mı?
Son zamanlarda bu soru üzerine sık sık düşünüyorum. Çünkü içinde yaşadığımız çağ, belki de insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar seçenek ve hız üzerine kurulu. Her gün yeni bir içerik, yeni bir fikir, yeni bir ilişki, yeni bir deneyim ve yeni bir ihtimalle karşılaşıyoruz. Dünya büyüyor gibi görünürken aslında cebimize sığıyor. Bir tıkla istediğimiz bilgiye ulaşabiliyor, dünyanın diğer ucundaki insanlarla bağlantı kurabiliyor, daha önce hiç görmediğimiz yerleri görebiliyor ve sayısız seçeneğin arasında dolaşabiliyoruz. Ama ilginç bir şey oluyor. Bağlantılar artarken anlam aynı hızda büyümüyor. Belki de bugün birçok insanın ortak hissettiği şey tam olarak bu. Bir yandan daha fazla insana ulaşıyoruz ama daha az bağ kuruyoruz. Daha fazla şey görüyoruz ama daha az hissediyoruz. Daha fazla deneyim yaşıyoruz ama onları yaşamakla sindirmek arasında giderek daha büyük bir fark oluşuyor.

Peki sorun ne?
Seçeneklerin artması mı?
İstediğimiz şeylere ulaşmanın kolaylaşması mı?
Her şeyin daha görünür hale gelmesi mi?
Yoksa dünyanın hiç olmadığı kadar hızlanması mı?
Sanırım cevap bunlardan sadece biri değil. Belki de hepsi birlikte etkili. Çünkü bugün hayatımızda bağlantı kurmadığımız neredeyse hiçbir alan kalmadı. İlişkiler, iş hayatı, sosyal medya, kişisel gelişim, sağlık, para, seyahat, tüketim…
Her şeyle bağlantımız artıyor. Sürekli bir şeyler tüketmemize rağmen doymuyoruz. Sürekli yeni bir şey görüyor, yeni bir şey öğreniyor, yeni bir şey deniyor ama yine de içeride eksik kalan bir yer hissediyoruz. Çünkü bağlantı ile anlam aynı şey değil. Bağlantı kurmak kolaydır. Anlam oluşturmak ise zaman ister. Bugün birçok insanın yaşadığı temel zorluklardan biri de bu olabilir. Sürekli yeni şeyler ekliyoruz ama onlara yer açmıyoruz. Sürekli deneyim topluyoruz ama onları işlemiyoruz. Sürekli hareket ediyoruz ama çok az duruyoruz. Ancak anlam biraz farklı çalışır. Anlamın oluşabilmesi için zamana ihtiyacı vardır.
Sindirilmesi gerekir.
Korunması gerekir.
Bazen değişmesi gerekir.
Bazen de sessizlik içinde beklemesi…

Tıpkı bir ilişkinin, dostluğun, şehrin ya da yaşam deneyiminin zamanla derinleşmesi gibi. Anlam çoğu zaman hızın içinde değil, hızın ardından gelen duraklarda ortaya çıkar. Belki de bu yüzden bugün yaşadığımız birçok şey bize anlamsız geliyor. Çünkü onları yaşamak için zaman bulsak da onlarla kalmak için zaman bulamıyoruz.
Başta sorduğum soruya dönecek olursak;
Ben artık anlamın aranarak bulunduğunu düşünmüyorum. Anlamın kurulduğunu düşünüyorum. Gittiğimiz her yerde hazır bir şekilde bizi bekleyen bir şey değil o. Yaşadığımız deneyimlerle, kurduğumuz ilişkilerle, verdiğimiz emekle ve gösterdiğimiz dikkatle yavaş yavaş oluşan bir şey. Bu yüzden anlamı sürekli başka yerlerde aramak yerine, belki de bulunduğumuz yerde oluşturmaya çalışmak gerekiyor. Çünkü bazen eksik olan şey yeni bir deneyim değil, mevcut deneyimi sindirecek kadar yavaşlayabilmektir. Hayatın hızında kaybolmadan, kurduğunuz anlamları koruyabildiğiniz; bağlantıları sadece çoğaltmak yerine derinleştirebildiğiniz bir yaşam dileğiyle…
İlginizi çekebilir: Bazen kaybolmak da yolun bir parçasıdır