X

Ankara’nın gri sokaklarından rock devrimine: Batu Akdeniz

Türk rock müziğinin son yıllardaki en üretken ve “karakterli” imzalarından biri olan Batu Akdeniz, sadece 3,5 oktavlık geniş ses aralığıyla değil, müziğine kattığı o ruhla da fark yaratmaya devam ediyor. Yolculuğuna Ankara’nın öğretici atmosferinde, Heavy Sky grubuyla İngilizce rock yaparak başlayan ve “Türk olduklarına inanılmayan” bir başarı hikâyesi yazan Akdeniz, bugün solo kariyerinde Türkçe söz yazarlığının ve modern rock sound’unun sınırlarını zorluyor.

Kariyerinin “gelişme” fazında olduğunu belirten, hem bir “melankolik şövalye” hem de stadyum hayalleri kuran bir rock neferi olarak karşımıza çıkan Batu Akdeniz ile; Ankara’nın üzerindeki etkisini, müzik piyasasının mevcut sertliğini, vokalistlikteki özgürlük alanlarını ve Türk rock tarihine bırakmak istediği mirası konuştuk. 

İşte Türkiye’nin hak ettiği ana akım görünürlüğe doğru emin adımlarla ilerleyen o güçlü sesin, samimiyetle dolu dünyası…

1- Kariyerinizin her aşamasında Ankara’nın sizin için bir “ev” ve “öğretici bir yer” olduğunu vurguluyorsunuz. Son çalışmanız “Ankara’nın Sokaklarında” ile bu şehre bir aşk mektubu bıraktınız. Gençliğinizin geçtiği o “yapacak bir şey olmayan” Ankara’nın kısıtlı imkanları, bugün İstanbul’da yaşayan ve üreten Batu Akdeniz’in müziğindeki o odaklanmış ve güçlü sound’u ne ölçüde beslemeye devam ediyor?

Tabii ki, Ankara’da olmadığım sürede de bir Ankaralı olmaya devam ediyorum.. İstanbul’da da pek İstanbullu gibi yaşadığım söylenemez. Çok sabit ve sakin bir hayatım var, sporuma giderim, alışverişimi yaparım, yürüyüş yaparım. Hadi bugün Adalar’da gezi, yarın Beyoğlu’nda sabahlayayım, sonraki gün Moda sahilde biramı alayım oturayım gibi bir hayat yaşamıyorum burada da. Hala o Ankara bebesiyim ve öyle kalacağım. Ankara’da yaşadıklarım, müzisyenlik hayatımın ilk yılları, hepsini yanımda ve ruhumda taşımaya devam ediyorum.

2- Heavy Sky ile “Dreamer” albümünü yaptığınızda Türkiye’de İngilizce rock yapmanın zorluğuyla mücadele edip başarıya ulaştınız. “Hayat Böyle” ile Türkçe solo kariyerinize başlarken bu değişimi “konfor alanından çıkmak” olarak tanımlamıştınız. Aradan geçen yıllarda, Türkçe şarkı sözü yazarlığı sizin o meşhur “elektriklenmiş rock’n’roll” anlayışınızda nasıl bir kimyasal değişim yarattı?

Ne kadar güzel sorular hazırlamışsınız, öncelikle teşekkür ederim. Şarkı sözü yazarlığımda her yıl evrim geçirdim ve geçirmeye devam ediyorum. Türkçe söz yazarlığımın ilk yıllarında zıtlıklardan çok besleniyordum. Eksik’te kullandığım ‘’üşürsen evini yakmak’’metaforum gibi ya da Hareket Vakti’ndeki ‘’boş bir kalabalık’’ cümlesi gibi, bunları kullanmayı çok seviyordum ve bu şarkıların hepsi çok başarılı oldu ne mutlu ki. Sonraki yıllarda, daha basit şeyler yazmak istedim, tıkandığımı düşündüğüm anlar da oldu ama şu an fark ediyorum ki kafam çok rahat değildi. Özellikle 2023 2024 yıllarında Türkiye’deki siyasal, toplumsal olaylar, belirsizlikler; kalemimi de etkiledi ve özellikle bu 2 yıl en büyük tıkanıklıklarımı yaşadım. Bu yıl köklerime döndüm ve bir sürü bayıldığım şarkı yazdım. Kafamda tam olarak otutturdum ne yapabileceğimi ve ne yapmak istediğimi. İngilizce, Türkçe, çok fazla şey biriktirdim ve çok heyecanlıyım.  

3- Dinleyicilerinizden sık sık “Seni Türkiye’ye sığdıramıyoruz” veya “Yurt dışında olsan çok daha farklı bir yerde olurdun” gibi yorumlar alıyorsunuz. Amerika ve İngiltere’de rock’n’roll yapma hayaliniz hala canlı olsa da, önce Türkiye’de bir şeyleri kanıtlamak istediğinizi belirtmiştiniz. Bu coğrafyanın rock müziğe olan bakış açısı, sizin gibi dünya standartlarında üretim yapan bir sanatçı için bazen bir “kısıt” mı yoksa aşılması gereken bir “meydan okuma” mı?

Evet bu YouTube’da ilk coverlarımı yayınlamaya başladığım 2010’ların başından beri duymaya alışkın olduğum bir şey, çok sağ olsunlar. Hayatımın çok büyük bir kısmında barlarda İngilizce sözlü rock şarkıları söyledim, Türkçe rock müziğe çok fazla aşina bile değildim son birkaç seneye kadar. 2024 sonunda Bad Company’nin efsanevi davulcusu Simon Kirke ile çalışma şansı buldum ve bildiğim kadarıyla Rock ‘n’ Roll Hall of Fame üyesi bir sanatçıyla düet yayınlayan 2 Türk’ten biri oldum. Bu benim için inanılmaz bir onurdu. Kendisi radyoda da beni övdü. Aynı zamanda aynı sene Alabama’da, baya Sweet Home Alabama’da Grammy’li country – rock sanatçıları ile aynı sahnelerde jam yapma fırsatı buldum ve onların şok olmuş bakışlarıyla karşılaştım. Sen Türkiye’de ne alaka diyenler oldu çünkü bambaşka bir coğrafya ve müzik kültüründen geliyorum ama onların müziğine çok aşinayım. Bütün bunlar, aslında bu yorumların da tesadüfi ya da boş bir gazlama olmadığını gösterdi. Şu an 30’larımın başındayım ve bir sürü şey kafamda çok daha oturmuş durumda. Artık İngilizce de Türkçe de yaparken üzerimde çok daha az baskı var. Tek bir yol yok, artık dünya küçüldü.

4- 3,5 oktavlık geniş bir ses aralığına sahip olmanız müzik çevrelerinde hep hayranlıkla karşılandı, ancak siz “mesele oktav değil, sesi nasıl kullandığın” diyorsunuz. Yıllar içinde sesinizdeki o “karakterli imza” ve güçlü vokal tekniği, sahnede binlerce kişiye eşlik ettirirken mi yoksa stüdyoda kendi prodüktörlüğünüzü yaparken mi daha çok özgürleşti?

İkincisini seçerim. Vokalist olmak isteyen genç arkadaşlara en büyük tavsiyem her zaman kendi kendilerini kaydetmeye ve duymaya alışmalarıdır. Bu en iyi antremandır. Mikrofon hakimiyetini güçlendirir ve sesinizi nerede nasıl, ne kadar güçle kullanmanız gerektiğini size öğretir.

5- Karl Golden ile YouTube üzerinden kurduğunuz küresel dostluktan Murathan Mungan projelerine, Pamela’dan Koray Candemir’e kadar çok farklı isimlerle düetler yaptınız. Bu kadar geniş bir yelpazede “aranan vokal” olmak, kendi solo kariyerinizde “Batu Akdeniz tarzını” korurken size nasıl bir perspektif kazandırıyor?

Daha şimdiden uzun bir yolculuk oldu ama çok daha fazlası ve büyükleri için çok açım. Güzel şeyler duymak ve vokalistliğimin beğenilmesi beni çok mutlu ediyor ama ben daha vokalimin sınırlarını tam gösterebildiğimi bile düşünmüyorum. Sıradaki projelerim ve yayınlanacak şarkılarımda çok daha özgürüm, daha geniş bir alanda top oynuyorum ve bu beni çok heyecanlandırıyor.

6- Türkiye’de bir “rock devrimi” yapılacağına inandığınızı ve en büyük uzun vadeli hayalinizin bir stadyum konseri vermek olduğunu söylemiştiniz. Günümüzde popüler müziğin dijitalleştiği ve tarzların birbirine karıştığı bir dönemde, bir rock müzisyeni olarak bu devrimin neresindesiniz?

(gülüyor) Buna dinleyicilerin karar vermelerini isterim. Evet bana böyle bir misyon yükleyen çok insan var, gitarlarını imzalatmaya gelen genç arkadaşlar var. Ben artık  Batu değilim sadece; yavaş yavaş Batu ağabeyleri oluyorum ve bu beni mutlu ediyor. Sadece ben değil, çok yetenekli ve iyi işler yapan dostlarım, arkadaşlarım var. Birçok farklı rock tarzında. Rock çok geniş bir yelpaze sonuçta. Ben kendi yolumdayım, bu soruya 10-20 yıl sonra; yanımda benden 20-30 yaş genç bir rock müzisyeni oturuyorken birlikte cevap vermek isterim çünkü kendi yaptıklarımı ondan dinlemek isterim. Öteki türlü objektif olamam.

7- Son yıllarda oldukça üretken bir dönem geçiriyorsunuz; ardı ardına gelen single’lar ve EP’ler ile diskografiniz hızla büyüyor. Kendinizi şu an kariyerinizin “gelişme kısmında” gördüğünüzü ifade ediyorsunuz. Türkiye’de sizin kadar nitelikli rock müzik üreten isimlerin hak ettiği ana akım görünürlüğe ulaşması konusunda piyasanın biraz “yavaş” kaldığını düşünüyor musunuz?

Ne yazık ki evet. Spotify’da toplam 100 milyon dinlenmeye ulaşmış bir sanatçı olarak söylüyorum bunu. Şu an yeni çıkan öyle güzel gruplar, yetenekler var ki hiç kimseye ulaşamıyorlar. Ben onların yanında çok daha fazla şey başarmış durumdayım; piyasa çok ama çok sertleşti özellikle pandemiden sonra. Orta kesimin Türkiye’de giderek zorlanması gibi, orta segment dinleyiciye sahip olan müzisyenler de bu işi bir gelir kapısı olarak görme hayalinden giderek uzaklaştı ya da uzaklaştırıldı. Bunu aşmanın tek yolu, bir ya da birden fazla kafasına takmış insanın çıkıp, ‘’kardeşim ben inat ettim, bu tarzı bu ülkede ısrarla yapmaya devam edeceğim’’ diyebilmesi. Bunu diyebilmeleri için de tabii ki destek almaları gerek. Maddi, manevi her türlü desteği alabilmeleri gerek. Medya desteği alabilmeleri gerek. 

2000’ler neden herkesin gözünde, dilinde altın bir dönem olarak adlandırılıyor? Ekonomi çok daha iyi?  ana akımda rock müzik çalınıyor, festivaller var, müzik promosyonu sadece tiktok, instagram’a kalmamış durumda; dergisi var, televizyon programı var. Bunları insanlar izliyor, dinliyor. Refah çok daha üst düzeyde. 

Şimdi tam tersi. İşte birinin ya da birkaç kişinin çıkıp ‘’bir dakika, o iş öyle değil’’ demesi lazım. Nasıl der, nasıl söyler bilmiyorum. Hemşehrim Sercan’ın, Ezhel’in 2017 yazında Türkçe rap için yaptığı gibi. O da anlık bir şey değildi biliyorsunuz, yılların birikimi, emeği ve mücadelesi vardı. 

8- Barış Manço’dan “Kara Sevda”, Ajda Pekkan’dan “Bir Günah Gibi” gibi klasikleri kendi tarzınızla yeniden yorumladınız. Gelecekte Batu Akdeniz diskografisine bakıldığında, insanların sadece “iyi bir yorumcu” değil de, Türk rock tarihine nasıl bir “yeni kiremit” koymuş bir sanatçı olarak sizi anmasını istersiniz?

Ben batı yakasının taksisiyim. Müziğim Batılı normlarda rock müzikten etkileniyor. Ekol olarak Yavuz abinin, Yavuz Çetin’in devamı gibi görmek isterim kendimi. O tabii ki daha blues odaklı bir rock müzik icra ediyordu. Ben daha klasik – modern rock etkilenimli bir müziğin peşindeyim. Ama kendimi bununla da sınırlandırmak istemiyorum. 

Gitar sololarını geri getirmek istiyorum. Ama bunu kolaya kaçmadan, dinleyiciyi kandırmadan yapmak istiyorum. İnsanlar beni dinledikleri zaman, bazı albümlerde bir singer – songwriter duysun, bazı işlerimde epik gitar soloları yazan bir rocker gibi duysun, bazı işlerimde de melankolik bir şovalye duysun isterim. Umut olabilmeyi de isterim. Sesim yerinde olduğu sürece, onlara çok farklı renkler sunabileceğimi biliyorum. Söylediklerimin arkasında olacağım şeyler bırakmak istiyorum. Dediğim gibi gerisine tarih karar versin. 

9- Son olarak Uplifers okuyucularına neler söylemek istersiniz?

Saygı, sevgi ve rock’n’roll. Harika sorular için çok teşekkür ederim.

İlginizi çekebilir: Sosyal medyada filizlenen bir dayanışma hikayesi: Anıl Şirin ile röportaj

Yağmur Aşık Mola: Yağmur Aşık Mola, 1993 yılında Aydın’da doğdu. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra çeşitli ajans ve gazetelerde muhabirlik yaptı. Halen bir kamu kurumunda editörlük görevine devam etmektedir. Türkiye’nin en uzun ömürlü insanlarının yaşadığı Nazilli’de hayatını sürdüren Mola, minimalizm, dijital detoks, sağlıklı yaşam konularında araştırmalar yapmış, çeşitli gazete ve dergilerde yazılar kaleme almıştır. İletişim: yagmurasik1@gmail.com https://www.instagram.com/yagmurmola/

Ailelerin gizli seyahat ritüelleri ve keyifli rota önerileri

Her ailenin dışarıdan görünmeyen, yalnızca kendine ait küçük yolculuk alışkanlıkları vardır. Aynı playlist, aynı mola noktası, aynı atıştırmalık, aynı yolculuk telaşı… Bu ritüeller bazen gidilen yerden bile daha kıymetlidir. İstanbul’a yakın rotalar ise bu alışkanlıkları en keyifli haliyle yaşatır. Doğru yol arkadaşıyla, alanı, esnekliği ve pratikliğiyle Kangoo Multix gibi bir araçla, bu yolculuklar hem daha konforlu hem de daha özgür bir deneyime dönüşür.



Rota değil ritüel

Bir aile seyahatini özel kılan şey çoğu zaman manzara değildir.

Camın hafif aralanmasıyla içeri dolan rüzgar, arka koltuktan yükselen kahkaha, mola verildiğinde bagajdan çıkarılan atıştırmalıklar… Asıl hatırlanan, bu küçük anların toplamıdır.

Aileler için yolculuk artık yalnızca yeni yerler görmek, keşfetmek değildir. Birlikte geçirilen zamanın kendisidir. Yolculuklar planlanan kadar spontane gelişen, organize olduğu kadar özgür olan bir deneyimdir.

Bu deneyimde araç görünmez ama yolculuğun keyfini belirleyici bir karakterdir. Eşyaları, planları, alışverişleri ve anlık kararları taşıyan güvenli bir alan sunar. Kangoo Multix’in geniş iç hacmi, modüler koltuk düzeni ve kolay erişilen bagaj yapısı, yolculuğu zorlaştırmaz. Aksine aile ritüellerini destekler ve süreci daha akıcı hale getirir.

Ailelerin gizli seyahat ritüelleri

Yola çıkış seremonisi

Her yolculuk daha kapıdan çıkmadan önce evin içindeki telaşla başlar. Matara doldurulur, yedek kıyafet yerleştirilir, termos hazırlanır, çocukların ihtiyaçları kontrol edilir.



Bagaj kapağı kapatırken hissedilen o küçük rahatlama, aslında yolculuğun ilk anıdır.

Kangoo Multix’in geniş ve düzenlenebilir bagaj hacmi, yolculuk için gerekli eşyaların sığma kaygısını ortadan kaldırır. Aileniz için gerekli olan her şey bagajda yerini bulur. Bu da yola daha hafif bir zihinle çıkmayı mümkün kılar.

Aynı şarkı aynı gülüş



Her ailenin bir yolda dinlemelik müzik listesi vardır. İlk şarkı çaldığında mesafe kısalır, anlar uzar.

Yolculuk boyunca paylaşılan müzik yalnızca bir arka plan değildir. Ortak bir hafızanın parçasıdır.

Kangoo Multix’in ferah kabini ve yüksek görüş açısı, sıkışıklık hissini azaltır ve yolculuğu gerçek bir paylaşım alanına dönüştürür. Böylece araç içinde geçirilen zaman sabırsızlıkla beklenen bir ana dönüşür.

Spontane mola

Haritada işaretlenmemiş bir göl, yol kenarında açmış kır çiçekleri ya da küçük bir köy fırını…

En güzel anlar çoğu zaman planlanmamış olanlardır.

Bagajdan çıkan termos, katlanır sandalye ya da piknik örtüsü birkaç dakikada küçük bir mola alanı yaratır. Kangoo Multix bu anları zahmetsiz hale getirir. Çünkü spontane kararlar pratik çözümlerle desteklendiğinde gerçekten keyifli olur. 

Bagajdan kurulan gün

Varış noktası bazen sadece bir başlangıçtır.

Bagaj açılır, masa kurulur, sandalyeler yerleştirilir, çocuklar koşmaya başlar. Piknik hazırlığı bir aile ritüeline dönüşür.

Kangoo Multix bu noktada yalnızca bir ulaşım aracı değildir. Mobil bir yaşam alanı gibi işlev görür. Ekipman taşımak zorlaşmaz, günün keyfi bölünmez.

İstanbul’a yakın keyifli rotalar

Şile ve Ağva sahil yolu: Gün batımı rotası



Şile’den Ağva’ya uzanan kıvrımlı sahil yolu, yolculuğun kendisini deneyime dönüştürür.

Kerpe ya da Kovanağzı’nda denize girebilir, gün batımında bagajdan piknik örtüsünü çıkararak kısa bir mola verebilirsiniz. Dönüşte aynı playlisti açmak ise yolculuğu tamamlayan küçük ama anlamlı bir detaydır.

Islak havlular, plaj çantaları ve şemsiyeler için geniş alan sunan Kangoo Multix, dönüş karmaşasını ortadan kaldırır.

Polonezköy ve Beykoz orman rotası

İstanbul’dan uzaklaşmadan doğayla temas etmek isteyen aileler için ideal bir kaçamak noktasıdır.

Tabiat parkında yürüyüş yapabilir, beğendiğiniz bir noktada durarak bagajdan katlanır masa çıkarıp kahvenizi yudumlayabilirsiniz.

Renault Kangoo Multix’ in geniş bagaj hacmi sayesinde masa, sandalye ve çocuk ekipmanları rahatça taşınır. Hazırlık süresi kısalır, keyif süresi uzar.

Sapanca Gölü: Sessizlik ve oyun rotası

Sakin, çocuk dostu ve doğayla iç içe bir atmosfer sunar.

Göl kenarında yürüyüş yapabilir, çimlerde oyun oynayabilir ve bagajdan çıkardığınız battaniye ile kısa bir piknik organize edebilirsiniz.

Bisiklet, top ya da oyun ekipmanları için de alan sunan Kangoo Multix, ailece geçirilen zamanı kesintisiz hale getirir.

Kilyos ve Terkos yolu: Plansızın güzelliği

Denizden ormana geçiş hissi sunan bu rota, kısa ama etkili bir kaçamak alternatifi oluşturur.

Rüzgarlı bir tepede fotoğraf çekilme molası verebilir, termostan kahvenizi çıkararak manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.

Kolay erişilen bagaj yapısı, bu kısa durakları pratik ve zahmetsiz hâle getirir.

Yolculuk birlikte güzeldir

En güzel rota, haritada çizili olan değil; sevdiklerinizle birlikte deneyimlenenlerdir.

Ailelerin gizli seyahat ritüelleri, paylaşılan anların hafızasını oluşturur. Bu hafızayı taşıyan şey ise çoğu zaman arka planda duran ama her detayı mümkün kılan bir yol arkadaşıdır.

Kangoo Multix alanı, esnekliği ve pratikliğiyle hem aile yaşamına hem de yeni nesil girişimcilerin temposuna uyum sağlar. Çünkü yolculuk yalnızca varış değildir. Birlikte geçirilen zamandır.

*Bu yazı Renault katkılarıyla hazırlanmıştır. 





Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.



Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.







İlgili Makale