Zihin gezintisi ve odaklanma süreçleri

Sevgili Uplifers ailem,

Bu hafta sizlerle farklı bir konu paylaşmayı planlıyordum. Ancak son dönemde, herhangi bir işe odaklanmakta belirgin bir zorlanma yaşadığımı ve zihnimin sürekli dağınık olduğunu fark ettim. Bu durumun önüne geçebilmek için, çoğumuzun ilk etapta başvurduğu yöntemleri denedim; ekran süremi kısaltmak, daha fazla kitap okumak gibi.

Bu süreçte okuduğum bir kitapta, insan zihninden günde ortalama 60 bin düşünce geçtiği ve bu düşüncelerin yaklaşık %95’inin bir önceki günle aynı içerikte olduğu bilgisiyle karşılaştım. Bu veri beni oldukça şaşırttı ve zihinsel süreçlerimizi daha derinlemesine anlamak için konuyu araştırmaya yöneltti.

Bu yazıda, odaklanma güçlüğü, zihinsel dağınıklık ve bu süreçlerin nörobiyolojik temellerini birlikte ele almak istiyorum.

Günlük yaşamda sıkça dile getirilen “Zihnim susmuyor, hiçbir şeye odaklanamıyorum” ifadesi, çoğu zaman kişisel bir irade sorunu olarak değerlendirilir. Oysa bu deneyim, beynin doğal ve iyi tanımlanmış bir işleyiş biçimiyle ilişkili.

Nörobilim literatüründe bu işleyiş Varsayılan Mod Ağı (Default Mode Network – DMN) olarak adlandırılıyor.

DMN; birey dışsal bir göreve aktif olarak odaklanmadığında, yani dinlenme, boşluk ya da otomatik davranış anlarında etkinleşen bir beyin ağıdır. Bu ağ;

  • otobiyografik bellek,
  • içsel düşünce üretimi,
  • geçmiş deneyimlerin yeniden işlenmesi,
  • geleceğe yönelik zihinsel simülasyonlar gibi süreçlerde rol oynuyor.

Günlük hayatta sık tekrarlanan ve otomatikleşmiş davranışlar (örneğin yürümek, araba kullanmak ya da ev işleriyle meşgul olmak) sırasında dikkatin içe yönelmesi, DMN aktivasyonunun tipik bir göstergesidir. Bu durum, bilişsel kaynakların “arka planda” çalışmaya devam ettiğini gösteriyor.

Zihin Gezintisi (Mind-Wandering)

DMN’nin aktif olduğu bu içe dönük düşünce hâli, psikolojide zihin gezintisi (mind-wandering) olarak tanımlanır. Araştırmalar, bireylerin uyanık oldukları zamanın yaklaşık %40–50’sini bu modda geçirdiğini göstermektedir.

Zihin gezintisi, doğası gereği problem çözme, anlamlandırma ve yaratıcılık açısından işlevsel olabilir. Ancak içerik sürekli olarak;

  • geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler,
  • tekrarlayan pişmanlıklar,
  • geleceğe dair kaygılı senaryolar etrafında şekilleniyorsa, bu durum ruminasyon olarak adlandırılır ve zihinsel yorgunlukla yakından ilişkilidir.

Odaklanma gerektiren bilişsel görevler sırasında beyinde görev-pozitif ağlar (attention networks) aktifleşirken, DMN’nin baskılanması beklenir. Ancak bu iki sistem her zaman net bir şekilde ayrışmaz.

DMN’nin yeterince baskılanamadığı durumlarda;

  • dikkat süreleri kısalır,
  • zihinsel bölünmeler artar,
  • bilişsel performans düşer.

Dijital uyaranların yoğunluğu, bildirimler ve çoklu görev alışkanlıkları, bu dengeyi daha da zorlaştıran çevresel faktörlerdir.

DMN her zaman olumsuz bir süreç olarak değerlendirilmemelidir. Literatürde “diffuse thinking” (dağınık düşünme) olarak tanımlanan bu zihinsel durum, yaratıcı düşüncenin önemli bir bileşenidir.

Derin odaklanma evresinden sonra zihnin serbest bırakılması, farklı kavramlar arasında beklenmedik bağlantılar kurulmasına olanak tanır. Tarihsel örnekler, yaratıcı içgörülerin çoğu zaman bu geçiş anlarında ortaya çıktığını göstermektedir.

Bu nedenle bilişsel verimlilik, sürekli ve kesintisiz odaklanmadan ziyade; odaklanma ile serbest düşünme arasında sağlıklı bir geçiş kurabilme becerisiyle ilişkilidir.

Araştırmalar, DMN’nin tamamen susturulmasının değil, düzenlenmesinin işlevsel olduğunu göstermektedir. Bu amaçla öne çıkan bazı yöntemler şunlardır:

Meta-farkındalık

Bireyin zihinsel içeriğinin farkında olması, yani düşüncenin nesnesi hâline gelmesi. Dikkatin dağıldığını fark etme anı, bilişsel kontrolün yeniden kazanıldığı noktadır.

Mindfulness ve meditasyon

Düzenli uygulamaların DMN aktivitesini azalttığı ve dikkat ağlarıyla daha dengeli bir etkileşim sağladığı birçok çalışmada gösterilmiştir.

Derin odaklanma pratikleri

Tek bir bilişsel göreve bilinçli şekilde odaklanmak, dikkat ağlarını güçlendirerek zihinsel dağınıklığı azaltır.

Zihnin sürekli düşünce üretmesi, bir kusur değil; beynin evrimsel olarak geliştirdiği temel bir özelliktir. Sorun, bu sürecin kontrolsüz ve farkındalık dışı hâle gelmesidir.

Bilişsel sağlığın temelinde, zihnin ne zaman serbest bırakılacağına ve ne zaman yönlendirileceğine dair bilinçli bir düzenleme becerisi yer alır.

Uzun süredir araştırdığımız minimalizm ve yoga konularının nörobilim alanında ne denli önemli olduğunu bu süreçte gözlemledim. Yogaya ara vermemin hemen ardından yaşadığım dikkat dağınıklığı, içsel düşünce üretiminin kontrolünde ‘farkındalık’ kavramının ne denli önemli olduğunu gösterdi. Sizler bu konuda ne gibi deneyimler yaşadınız lütfen benimle paylaşın.

Bir sonraki yazıma kadar kendinize ve dünyaya iyi bakın.

İlginizi çekebilir: Sürdürülebilir sadeleşme: Dijital detokstan duygusal iyileşmeye

Yağmur Aşık Mola
Yağmur Aşık Mola, 1993 yılında Aydın’da doğdu. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra çeşitli ajans ve gazetelerde muhabirlik yaptı. Halen bir kamu kurumunda ... Devam