Yol arkadaşıma notlar: Bu, kendine izin verme yolculuğu

Kendi kendinin yakasını bırakmak, kendine izin verme yolculuğu bu. Kendine olduğu gibi neyse o olmaya izin vermek. Söylemesi kolay, yapması emek ve sabır isteyen, ne yaptığını bildiğini sandığın ama her an, yaptığının katmanları ile karşılaşabileceğin, yaparak “yaptığının ne olduğunu anladığın” ve yine sandığın… Sanmaktan vazgeçip, olana teslim olana kadar savaştığın bir yol.

Savaşırken, silahlarını tanıdığın, savaşın da, direnişin de, teslimiyetin de, ayrı ayrı öğrettiği sihirli macera… Birinin diğerinin önüne geçemediği. Fazlalık hiçbir parçanın olmadığı, yanlış diye bir şeyin olmadığı. “Tekrar” sandığından bile yeni şeyler öğrendiğin ve aslında tekrarın hiç olmadığı..

Geçmişin ve geleceğin de sürekli nefes aldığı, senin her bir halin ile dönüşüp değiştiği. Sabitliğin fikirlerde bile sabitlenemediği. Doğrunun kişiden, halden, ortamdan ortama değiştiği.. Ben dediğinin sürekli değişen bir renkler topluluğu olduğu, yanardöner…
Sihirli bir varoluş hikayesi, anlatılmaya başlanmamış, masal içinde masalın kendini var ettiği.
Yaşayanın bir diğerinin kulağına fısıldadığı!
“Shhh! Masaldayız!”
Sessiz bir gülümsemeyle etrafa bakıp, katman katman gelen ılık hava akımları arasından en serinini burnundan içeri çekerek,
“Evet!” dediğin bir masal…

Gerçeklik algısını değiştirmek, “acı”yı tek gerçek olarak kabul etmektense sıradan duygular arasına koymak, bizim değerimizden almaz. Asalet acıdan geçmez. Bilgelik acıdan geçmez.

Herkes şimdiye kadar tam aksini söylemiş olsa da, “en muhteşem”, “en öğretici” tek duygu acı değildir. Acıyı kaldırmak kadar, mutluluğu kaldırmak da zordur. Kötü-çirkin olana katlanmak kadar, sürekli olarak güzel ve iyi olana da katlanmak da zordur.
Sürekli aynı noktada, aynı frekansta titreşen “her şey” dengeni, ruh halini, seni kırar! Yıkımın bu sefer iyinin ellerinden olur.
İşte bu yüzden, duygulardan birini diğerinin önüne koyma. Birini yüceltme. Günü gelir kötü dediğin iyilik, iyi dediğin kötülük yaratır. Çünkü sabit her titreşim, senin algını ve bütününü bozar.
Sabit olan hiçbir şey yoktur çünkü. Düşüncen, isteğin, nefesin, görüşün, dünya bile…

Olduğun gibi yaşamaktan başka şansın da yoktur aslında. Ama yine de, sonuna kadar savaşırsın, sonuna kadar direnirsin. Olsun, bu da yolun kendisi. Bu da yolun öğretme tekniği, seni kendine tanıtma taktiği.
Yaşam, canlıdır. Sen gibi.
Ve bir şekilde o da, kendini ifade etmek ister, anlatmak ister.
Onun yolu da sana alan açmaktır. Sana alan açtıkça hem kendini tanıtır, hem kendini ve seni tanır, hem de sen kendini bilirsin.
Yaşamı dost edinirsen, o zaman o “yaratım” dediğine nail olursun. Sana alan açana hürmet eder doğasına saygı duyarsan, o sana seni anlatırken dürüstlüğüne ve yargısızlığına güvenirsen, onu yol arkadaşı edinirsen, beraber bir dünya, bir yaşam inşa edebilirsin.
ayrıştırmadan, ötelemeden, sabitlemeden, sanmadan.. Sadece izleyerek, sadece tanık olarak.
Gerçek bir dost gibi…

İlginizi çekebilir: Yetmiş yaşında ceviz ağacı dikmek: Hayatın sonsuzluğu üzerine düşünceler

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam