Yetişkinin çocuktan öğreneceği çok şey var: Çocuk mu bilge, yetişkin mi?

Çocukların hayal güçleri de, içgüdüleri de çok güçlü olur. Henüz hiçbir şey keşfedilmemiştir, bir bir yeni deneyimlerle tanışırlar. 

İlk adımlar, ilk düşmeleri de beraberinde getirir. Çocuk ‘düşme’ eylemine takılmaz, ayağa kalkma peşindedir çünkü içgüdüsel olarak hayatta kalmak için ayağa kalkmamız gerektiğini biliriz. Yetişkinler ise: takılır düşme eylemine, “neden düştüm, nasıl düştüm, keşke düşmeseydim, ama ben diğerlerinden daha az düştüm, yok yok ben hep düşerim zaten, aman canım ne olacak bu ilk kez düşüşüm.” Bunlar yok ki çocukta, o çoktan ayağa kalktı oyun peşinde koşmaya başladı bile…

Çocuk “düşme” eylemine takılmaz, ayağa kalkma peşindedir çünkü içgüdüsel olarak hayatta kalmak için ayağa kalkmamız gerektiğini biliriz.

Tabii ki düşünce canı yanmadıysa. Canı yandıysa durum farklı; o zaman düşme eylemi vuku bulduğu an itibariyle ağlamaya başladı çocuk. Ağlamak, yanan canın iyileşmesini başlatan şey aslında. Canının yandığını kabulleniş. Çünkü çocuk bilge. Biliyor, canının yandığını kabullenmeden iyileşemeyeceğini. Yetişkin ise, yolda aldığı bir sürü mesajla, bir sürü bilgi, davranış, duygunun ve toplumun etkisiyle bilgeliğinden uzaklaşmış. Canı yandığında ilk tepkisi ağlamak değil, inkar olmuş artık. Henüz canının yandığını kabul etmediğinden, canı yanmıyormuş gibi devam etmiş hayatına. Ama can bu, yanınca bir yerde durdurur seni, benle ilgilen der. O çağrı gelene kadar erteler yetişkin canının yandığını ama illa ki, o çağrı gelir. Bilge olan çağrıya çabuk kulak verir.

Çocuk ağlayınca bu aynı zamanda bir yardım çağrısı da; “sana ihtiyacım var” diyor. Ne güzel, değil mi? İhtiyacını karşılamanın peşinde çünkü bir an önce ayağa kalkıp devam etmesi gerekiyor. Yetişkin ise henüz kendi ihtiyacının adını koyamamış ki, yardım peşine düşsün. Diyelim ihtiyacını anladı, biliyor. Bu yeterli mi yardım istemesi için? Tabii ki değil. Kendi yarasına kendi merhem olabiliyorsa olsun zaten. Ama ya o yetmiyorsa, ne yapmalı? Sor bak çocuğa, o biliyor cevabı. Yardım çağırmalı. Sesini duyurmalı ki, fark edilsin. Çocuğun dizi kanamış, geldiler sildiler dizini, bir de bant yapıştırdılar, tamam. Evet iyileşmeye başladı yarası ama deminki gibi merdivenden atlayınca düşüp canının yandığını deneyimledi artık.

Çocuk ağlayınca bu aynı zamanda bir yardım çağrısı da; “sana ihtiyacım var” diyor.

Sonra ne yaptı o çocuk? Öğrendi. O merdivenden öyle atlarsa canının yanacağını öğrendi, artık yapmıyor. Bizim yetişkinde durum ne? Şimdi efendim onun o merdivenden düşmesinin sebebi kendisinin atlamış olması değil zaten. Bir kere o merdiven yamuk’muş, elbet düşülürdü ordan. Sonra yerleri de sil’mişler, kaygan olmuş. Hem biri oraya yazsaymış ya merdivenden atlamak tehlikelidir diye. -miş’ler, -mış’lar çok ama öğrenme yok. Aynı merdivenden aynı şekilde atlamaya devam. 

Çocukken ne bilge oluyor şu insan. Yetişkinlikte yavaş yavaş kayboluyor o bilgelik. Ama sonra bilgeliğini kaybetmeye başladığını fark eden kişi onu yeniden aramaya başlıyor. Farkındalıkla başlıyor yani her şey. Ve yeniden bilgelik yolculuğuna çıkmak mümkün. Şahane bir yolculuk. Rast gele…

İlginizi çekebilir: Çocuk gelişimi: Karar verebilen ve seçim yapabilen çocuklar yetiştirin

 

Ceyda Tepret
İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği bölümü mezunudur. Koç Üniversitesi’nde MBA eğitimi alıp, Madrid’deki IE Business School’da International MBA programında eğitimini tamamlamıştır. Pazarlama alanında bir ... Devam