Yeni bir dilemma: Evden çalışmak mı, ofiste çalışmak mı?

Dünyaca yeni bir gerçekliği yaşarken, alınan önlemler gereği hepimizin hayatında değişiklikler oldu. Yeni normalimiz içinde sayılan maskeli yaşam, online sosyalleşmeler ve mümkün olduğunca evden çıkmamalar benimsenirken, diğer taraftan da her gün katedilen yeni gelişmeler normalleşmeye yakın olduğumuzu gösteriyor. Peki sizce hazır mıyız?

Sosyal hayatlarımızda uzunca bir süre sosyal mesafeyi koruyacağımızı düşünüyorum. Diğer taraftan iş hayatına baktığımızda özellikle üretim bazlı olmayan pek çok iş yeri evden çalışma düzenine geçmiş durumda. Birçoğumuzun hayali olan evden çalışma düzeni, uygulamaya geçince, pek de hayalimizdeki gibi çıkmadı. Özellikle kalabalık ailelerde, evdeyken geç kalkma isteği, beraber yenen yemekler güzel tarafları gibi gözükse de online toplantılarda arkadan gelen çocuk sesleri ya da ev halkından birinin sesinin duyulması zor durumda bırakabiliyor. Birçoğumuz ilk zamanlar bu konuda epey iş kazası yaşarken, en çok aranan şeylerin başında SESSİZLİK geliyor. Ofis ortamında gürültü olsa bile, beynimiz bunu iş yerinin rutin gürültüsü olarak algıladığından rahatsızlık duymuyor.

Diğer taraftan evde devam eden düzen, öz-disiplin dediğimiz çalışma düzeninizi negatif anlamda etkileyebiliyor. İş yeri yöneticilerinin online istekleri, sizin hemen yanıt verememeniz beraberinde başka bir sorunu getiriyor: Odaklanamamak. Ofis ortamında her şey iş hayatına göre dizayn edildiğinden, masanıza geçtiğiniz an kendinizi sadece işe odaklanmış olarak bulabilirken, ev ortamının rahatlığı, eşinizin, sevgilinizin ya da ailenizin sizi bölmesi home office’i zorlaştıran etkenlerin başında geliyor.

Öte yandan birçok arkadaşım evdeyken, ofiste çalıştığından daha çok çalıştığından dert yanıyor. Birçoğunun yöneticisi ekran başında olmadığı zamanları üstü kapalı da olsa sık sık sorgularken, iş yerinde, belirli aralarla içtiğimiz kahveler, çıktığımız öğle araları yok sayılıyor. Kendimizi evde de çalıştığımızı kanıtlamaya çalışırken, fazla mesaide buluyoruz. Arkadaşlarımızı özlemek de cabası… Evin kendi temposu ve yapılacak bir sürü iş dururken, iş yerinde farkında olmadan sosyalleştiğimizi anlıyoruz. Bu da ofisten çalışma düzenini daha kıymetli kılıyor gözümüzde. Yakındığımız şartların aslında nefes aldırdığını görüyoruz.

Tabii burada kastım 5 gün ofis olmasa da asgari müşterekte işlerin haftanın belirli günleri ofisten, kalan günler evden yürütülmesi şeklinde… Hem arada özlediğimiz ev konforunu yaşarken hem de ofis disiplinini ve sosyalliğini de hayatımıza katmaya devam edebiliriz. Yeni gerçekliğimizde birçok işyerinin de bu düzende gideceğini açıklaması, home office ve ofis koşullarına yeni bir gözle bakmamıza sebep olacaktır. Bir diğer deyişle “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” Yeni dünyamızda home office-ofis dengesinin nasıl değişeceğini hep beraber deneyimlerken, simdi size tekrar soruyorum: Eski düzeninize dönmeye ne kadar hazırsınız?

İlginizi çekebilir: Yeni bir dünya inşa etme zamanı: Yeni dünyanızda nelere yer vereceksiniz?

Şeyma Gizem Taşar
Şeyma Gizem TAŞAR 1984 yılında İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ortadoğu Koleji’nde tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği’nden mezun oldu. Yüksek lisans ... Devam