Yeni bir çağ: Ötelediğimiz fikirleri, hayalleri gerçeğimiz yapalım mı?

Hiç kimse senin gibi değil, hiçbir şey senin hayal ettiğin gibi değil. Belki ait olmak, bu dünyanın bir parçası olmak için çok çabaladın, belki burada kendini yalnız hissetmeni hep kendi defolarına bağladın, kendini uyuşturdun, yok saydın, reddettin… Kara koyun olmayı bir yanınla kabul ettin, bir yanınla hep anlaşılmak istedin. Bu kaosun sonuna gelmiş olabilir miyiz?

Sıradanlığı, doğru olanı dikte edeni, tek tornadan çıkmış “gerçek” algısını, herkesin her şeyi bildiği ve “doğruların” kazık çaktığı bu “ağır illüzyon” dünyasının sonuna gelmiş olabilir miyiz?
Artık Musa, Kızıldeniz’i ikiye bölebilir mi?
Artık, her can, kendisi olduğu için utanmayı bırakıp doya doya varlığını kutlayabilir mi?
Artık herkes kendi gerçekliğinin sonsuz dışavurumcusu olabilir mi?
Artık felaket tellalları, sihre inanmayanlar, dramalar içinde salya sümük kendilerine acırken dışarıya korku ve endişe salanlar, yavaş yavaş toprağın içine gömülebilir mi?

Bizim çağımız başlayabilir mi?

Çocukça, safça, aptalca, imkansız, hayalperest, gerçekten uzak diye yargılanan düşüncelerimiz, fikirlerimiz, yaşantımız yeni gerçekliği oluşturabilir mi?

Dünya, kendini hatırlayıp, deneyimleri için coşku duyan, yargıları düşünmesine bile gerek kalmayan, açıkça her halini paylaşabildiğin, oyunu oynayan olduğunun bilinciyle içinde olmaktan keyif alan, sahteliğin varlığına hiçbir şekilde gerek duymayan, elindeki hazineyi birbiri ile sonsuz paylaşanların cenneti olabilir mi?

Artık…

Çünkü ben çok sıkıldım. Hayal gücünden yoksun, sevgiden, ihtimallerden, sihirden yoksun bu dünya deneyiminden sıkıldım. Yalancılardan, yalanı “gerçek” ile eş tutan zihniyetten. Her şeyin ardında bir hainlik arayan ve aratanlardan… Endişelerini “gerçek dünya” diye tanıtan kendileri korkmuş yalancı kahramanlıklardan. İnsan zihninin yarattığı sıradanlıktan çok sıkıldım. Tek tornadan çıkmadım! Kimse çıkmadı, kabul edemem aynı hızarda kesilip durmayı, yontulmayı. Siz ediyor musunuz?

Evet, aynı olmamak çok zor bir şey, sevilmeyebilir, yalnız kalacak olabilir, çokça yargılanıp, çokça aşağılanabilirsin. İhanete uğramış hissedebilirsin, inancın, en çok da kendine inancın zayıflayıp vazgeçme noktasına gelebilirsin. O endişe satıcılarına kulak vermeye ve dahil olmaya boyun eğecek noktaya gelebilirsin, için bomboş gibi hissedebilir, yaşamı anlamsız bulmaya başlayabilirsin. Ve belki bir gün gerçekten herkesle aynı olduğuna inanmaya başlayıp yaşamın sihirsiz ve donuk bir aralık olduğuna ikna olabilirsin. Her şeyden vazgeçip kendini akıntıya bırakabilir, içindeki ateşi küllerinde boğulmasına terk edebilirsin.

Ama yine de vazgeçmeyen bir zerren kalır. O zerreye tutun!
O zerre senin gerçeğin, benim gerçeğim, dünyanın, tüm sihrin gerçeği!
Başka bir şey yok. Ondan başka bir şey yok.

Görüyor musun?
Doğru bildikleri, dikte ettikleri, inandıkları, uğruna öldürüp öldükleri her şey. Tek tek değişiyor. Tutundukları her şey, tutunduğun her şey…

İçindekine sarılmaya cesaretin var mı?
Senin olana sarılmaya cesaretin var mı?

Kalabalıklar içinde kaybolup tek bir düş için hep beraber bir yumruk olmak çok kolay.

Kendi gerçeğin için, kendi zerren için, kendi olduğun şey için kaldırabilir misin yumruğunu? Ardından kimse gelmese de, tüm varlığınla kendi kendinin ardında durur musun?

Buna cesaret diyoruz!
İnsanın kendiyle yüzleşmesi budur!

Kendi kendinin arkasında durmaya gücün var mı?
Evet ise, yola çıkıyoruz, kendi dünyamızın şarkısını söyleye söyleye…

Duyana, anlayana, ortak olana selam olsun.

İlginizi çekebilir: Yaşamdaki illüzyonları kaldıralım mı: Meslek ve yaş nedir ki?

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam