Yedi kez düştüğümüzde sekizinci kez ayağa kalkmak nasıl mümkün?

“Nanakorobi yaoki – Yedi kez düş, sekiz kez ayağa kalk.” Japon atasözü

Hepimiz farklı zamanlarda farklı şekillerde düştük. Düştük evet, küçük yaşlarımızda “gerçekten” yere düştük. Yürümeye ilk kez adım atmaya çalıştığımız zamanlarda defalarca yere düştük. Ve sonunda yürüdük, sonunda gerçekten ardı ardına adım atabildik ve işte iki ayağımızın üzerinde yürüdük. Sonra o zamanları unuttuk, biraz daha büyümüştük artık, çocuk değildik. Bir gün okulda kavgaya karıştık, yumruk yedik örneğin yine düştük. Nereden bakarsak bakalım bu da bir düşmek şekliydi ve biz hemen pes etmedik. Sonra biraz daha büyüdük (ne yazık ki), yine unuttuk, çok istediğimiz üniversitenin o çok istediğimiz bölümünü kazanamadık. İşte bu da başka bir şekilde düşmekti, hayat bizi yerle bir etmişti, yere sermişti, gerçekten dizlerimizin üzerine kapaklandık, ağladık belki, üzüldük…

Yedi Kez Düştüğümüzde Sekizinci Kez Ayağa Kalkmak

Bazılarımız bu noktada denemeyi bıraktılar, bazılarımız tekrar sınava girdiler, bazılarımız hayatlarına başka bir yol çizdiler içinde üniversite olmayan bir yol, hayata atıldılar bu düşmenin etkilerinden arınıp. Ama işte hepimiz biraz daha büyüdük sonra, istediğimiz şirkette, o çok istediğimiz pozisyona kabul edilmedik. Yine düştük, tercih edilmeyen olduk, istenen kriterleri sağlayamadık, bir kez “yeterli olamamıştık” işte açıkça, evet düştük. Beklentilerimize takıldık, düştük…

Sonra biraz daha büyüdük, evlendik, mutluluğu bulmak istedik, bulduk mu? Bazılarımız evet, bazılarımız idare ettik ve bazılarımız yine düştük. Ben de o düşenlerden biri oldum itiraf edeyim. Hem de nasıl düşmek! Yüzüm gözüm çamur içinde, her yerim yara bere… Hani bir daha ayağa kalkabilir miyim bilemem dediklerimizden. Evet, düştük ve işte bugün yeniden ayaktayız.

Ben bugün sizlerle birlikte hayatta bu düşmek ve “Kalkamam” dediğimiz anlara hep birlikte bakalım istiyorum… Ne yapıyoruz düştüğümüzde? Neden düşüyoruz? Düşmeye neden izin vermiyoruz? Neden düşmekten korkuyoruz, neden yaşamaktan çekiniyoruz, neden ayağa kalkamıyoruz? Neden düşmek söz konusu olduğunda sonraki adımı atmaktan bu kadar imtina ediyoruz? Neden düşmek bu derece büyük yaralar açıyor aklımızda, kalbimizde ve hayat yolumuzda? Neden bir kez, birden çok kez, belki de birkaç kez düşmüş olmak “hayatta hayal ettiklerimizden,” kim olduğumuzdan ve hatta ısrarla gerçekleştirmek istediklerimizden vazgeçmemize sebep oluyor? Ve neden yedi kez düştüğümüzde sekizinci kez ayağa kalkmak bu kadar imkansız gözüküyor gözümüze?

Aslında her şey düşmek kavramını hayatımızda nereye koyduğumuza göre şekilleniyor. Bizler genel olarak hata yapmaktan, hatalı olmaktan veya başarısız olmaktan o kadar çok korkuyoruz ki kendi kendimize deneyerek görmek hakkını bile vermiyoruz. Çok sevdiğim boks derslerime başladığımda dersin başlangıcında belirli sayıda ip atlama antrenmanı yapmam gerekirdi. İlk zamanlarda bunu ancak elli tekrar yapabilecek kadar güçlüydüm. Ellinin üzerine her çıktığımda gerçekten devam edemez ve düşerdim…

Yedi Kez Düştüğümüzde Sekizinci Kez Ayağa Kalkmak

Evet, nefessiz kalırdım. Evet, gücümün yetmediği noktaya her yaklaştığımda ne zaman düşeceğim ne zaman tükeneceğim diye beklerdim. Ama inanmaktan asla vazgeçmedim, bir gün bu elli ip atlama (üç farklı tekrar da yaptığımı eklemek isterim) süreci benim için doğal olacaktı, beni yıkamayan, düşüremeyecek ve benim hareketimi kesemeyecek olan haline gelecekti. Evet tek inandığım şey buydu. Ben her bırakmak durumunda kaldığımda kendi kendime tekrar ettim, “Ayağa kalk!

Daha sonraları bu sayı yetmiş beş oldu ve sonunda yüze kadar yükseldi… Ben o yüz rakamını sayıncaya kadar iki kez sol ayağımda stres kırığı yaşadım, günlerce bir kez bile zıplayamadığım oldu, bir adım atmanın insan hayatındaki önemini, estetiğini nasıl bir “hediye” olduğunu öğrenmem gerekti… Bu süreçte, zıplayarak hareket edemesem de sabahları erkenden bisiklet antrenmanı yapmak için spor salonuna aynı aşkla aynı istekle gitmem gerekti. Ayağımı sürüyerek taşımak zorunda olduğum bazı durumlarda bile sadece yapacağım antrenmanın beni o hayal ettiğim zamana taşıyacağına, kimse bana inanmıyor olsa da benim kendi kendime inanmaya ve sonuna kadar tüm kalbimle inanmaya devam etmem de gerekti… Sonra sonsuz bir sabırla beklemem gerekti, tekrar ayaklarımın üzerinde zıplayabilmek için sabırla düşleyerek ve inanarak vazgeçmeden sıkılmadan, isyan etmeden beklemem… Tüm acılara karşı durmam ve bu yüz ip atlama ertesinde yaklaşık bir buçuk saat ağır bir antrenmana devam edebilecek kadar güçlenmem de gerekti… İşte tüm bunlar sonunda o güne gelmiştik; artık durmam gerekmiyordu, nefesim kesilmiyordu, artık düşmek yoktu, ben o an işte “ayağa kalkmıştım”…

Bizler, hayat yolumuzda her şeyin dümdüz olacağını, A noktasından B noktasına pürüzsüz engebesiz dümdüz bir yoldan ulaşacağımızı düşünmekteyiz… Hayat ise bu kadar hayal gücü yoksunu değildir, bizler kadar basite kaçmayı sevmez, bize muhteşem sürprizlerini cömertçe sunmayı sever oysa ki… Hepimiz için farklı olan bu sınavlar çoğu kez düşmeyi de beraberinde getirir. Fakat en büyük öğretilerimiz de işte o doğrulma anlarında saklıdır. Gerçekte kim olduğumuzu o doğrulma anları gösterir bizlere. İçimizdeki savaşçıyı, yaşamak hevesini ve ilerleyeceğimiz yolu gerçekte ne kadar çok (gerçekten veya sadece öylesine) yürümek istediğimizi de sorgular… İşte yedi kez düştüğümüzde bile sekizincide sadece ayağa kalkmak olur böyle anlarda düşüncemizde. Tüm acılara tüm sınavlara ve tüm fırtınalara karşı durmak ve yeniden ayağa kalkmak… İşte insan yaradılışımızın, yürek gücümüzün ve “gerçekten istediğimizde dağları yerinden oynatmak” haline erişmemizin özü o biricik ayağa kalkmak anlarında gizlidir.

Bugün bu yazımı okuyorsanız, kendinize sormanızı dilerim, yedinci veya yetmiş yedinci kez de düşseniz, her ne olursa her ne yaşta her ne şekilde olursanız olsun, siz içinizdeki o muhteşem gücü görmeye ve yine onunla birlikte ayağa kalkmaya hazır mısınız?

İlginizi çekebilir: Vicdanımızın sesini duyabilmek: Her ne olursa olsun kendimize karşı dürüst olmak mümkün mü?

Pınar Ulus
2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini ... Devam