Yaşamımızı belirleyen temalar: Yaşam gücünüz hangi temanın etkisi altında?

Şu yaşamda hayatımızı nasıl yaşamayı planlarsak öyle yaşayacağımız varsayımı ile ilerler dururuz. Ailemizden bize nasıl bir akım, aktarım oldu? Aslında tam olarak bu güç bizim hayatımızın temeline oturur. Burada bahsedilen hayatın akışını durduran bilinçaltı temalarıdır (Mark Wolynn). Bu temalar; ebeveynle birleşme, ebeveyni reddetme, anneyle kopan bağ ve anne-baba dışındaki aile sistemindeki biriyle özdeşleşme olarak adlandırılmaktadır.

Temalar bizler hiç farkında olmadan bazen kullandığımız bir sözcükte, bazen ilişkilerimizde ya da davranışlarımızda belirivermektedirler. Bu durum bizim becerimizi, başarımızı, sağlığımızı etkileyip yaşam gücümüzü sınırlandırmaktadır. Bazen yaptığımız herhangi bir şeyden hissettiğimiz suçluluk hissinde bile bu etki vardır ve bu etki bizim yaşamımızın tamamını dondurabilir. Yapılacak en önemli şey bu hissi üstlenmek ve çözümlemektir.

Kabul etmediğimiz, çözmediğimiz her şey hayatımızı kesintiye uğratacak ve bizim hayatımızla kalmayıp bizden sonraki nesile de bir akım yoluyla büyük ihtimalle geçecektir.

  • Temalardan ebeveynle birleşmede anlatılmak istenen; ebeveynlerimizden herhangi birinin mücadele ettiği duygusal, fiziksel ya da psikolojik yükleri almak, acıyı bilinçsizce üstlenmektir. Üzgün anne, üzgün kız…
  • Bir diğer tema olan ebeveyni reddetme; ebeveynlerimizle olan bozuk ilişkilerimiz üzerinedir. Bu temada ebeveynle bozuk olan ilişkiler düzeltilmelidir; hayatta olmasalar bile… Anne-babamızı düşündüğümüzde tüylerimizin diken diken olduğu anlar yerine, huzur bulduğumuz anlar bulmamız çok önemlidir. Yaşamımıza devamımız, onu gönlümüzce yaşamamız buna bağlanmaktadır. Bunu, belki küçükken onlara verdiğiniz ilgi, sevgiye hiç karşılık alamadınız, ilişkinizi kestiniz ve bunu da yıllarca devam ettirdiniz, ancak bu muhtemelen sizin tüm ilişkilerinize yansıdı şeklinde de düşünebilirsiniz.

  • Anneyle kopan bağ temasında ise erken dönem deneyimlerinde anne ile bağlanmaya dayalı bir kopukluktan bahsedebiliriz. Bu anneyi reddetmeye de dönüşmektedir. Özellikle yaşamın ilk beş yılında annenin çocuğun gözlerine bakarken görülen ışıltısı çocuğun kendisini kabul ve onaylanmış hissetmesine neden olduğu bilinmektedir. Ancak burada sadece annemiz değil, annemizin geçmişinden de etkilendiğimizin farkında olmamız gerekmektedir.
  • Aile sistemindeki biriyle özdeşleşme olarak adlandırılan son temada ise aile içinde yaşadığımız duygudaşlık durumlarında “Ben kimin duygularını yaşıyorum?” diye kendimize sormak gerekliliği vardır. Bu durum örneğin ailede daha önce kaybedilen bir çocuktan sonra dünyaya gelen veya kendi yaşarken kardeşi ölen çocuğun ailede yaşanan tüm duyguları alması, kendiyle bütünleştirmesi ve ailenin yaşadığı acıları unutturmak üzerine kendinden vazgeçmesi gerçeğine dayandırılmaktadır. Çünkü aile tarafından bastırılan tüm duygular bu çocukta vücut bulmuştur. 

Bilmeliyiz ki, bizler yetişirken ve bizden önce her ne yaşandıysa tüm bu duygu akımlarından doğrudan etkilenmekteyiz ve yaşamımızı buna göre şekillendirmekteyiz. Ve her ne yaşıyorsak, nasıl ilişki kuruyorsak, yaşamımız nerede akıyor, nerede donup kalıyorsa, bu temalarımızı gözden geçirmemizde fayda var. Kim bilir belki bir gözden geçirme yaşamımıza ışık oluverir…

İlginizi çekebilir: Çocukların mutlu yetişkinler olması için: Alan tanırken sınırları öğretebilmenin önemi

İdil Arasan Doğan
Üsküdar Üniversitesi Uygulamalı Psikoloji Yüksek Lisans eğitimi ile başladığı akademik çalışmalarını, Psikoloji Doktora programı ile sürdürmektedir. Pozitif psikoloji ve KİPT (Kişilerarası İlişkiler Psikoterapisi) temelinde ... Devam