Yaşam her şeyi kapsıyor: İnsan olmaya dair her şeyi kucakla

Küçüklüğümden beri Ay, hep ilgimi çekmiştir. Bir yüzü aydınlıkken, diğer yüzünün karanlık olması da hep bende merak uyandırmıştır.

İronik olan, bizim kafamızdaki gibi bir karanlık da yoktur ortada! Ay, aslında eşit miktarda Güneş ile temas halindedir ama bizim bulunduğumuz yerden sanki bir yüzü karanlıkmış gibi gelir! Biz kendi algılamamıza göre bir tarafı karanlık, diğer tarafı aydınlık olarak tanımlarız.

Oysa hepsi ışığın bir parçası…

Ne demek istiyorum biliyor musunuz arkadaşlar?

Hepimizin içinde kimselere göstermediği yorgun, kırılmış, ürkek bir çocuk var. Kendime ve şimdiye kadar temas ettiğim onca öğrenciye bakarak söylüyorum; hepimizde mevcut! Ve bu gayet insancıl! İnsan olma halinin bir parçası…

“Bunu hissediyorsan daha aydınlanamadın!”

Günümüz spiritüel dünyası karanlık duyguları kapı dışarı atman gerektiğini söyler ve sana gerçek olmayan pembe bir gözlük taktırır. “İyi hissetmem lazım, mutlu olmam lazım, sürekli bir şey üretmem lazım.” tavrı aslında aslında hep bir maskedir. İnsan kendi karanlığını sahiplenmediği sürece Spiritüel Bypass’a takılır durur.

Spiritüel Bypass ne demek?

Ne giydiğin, ne taşı taktığın önemlidir ama yoğun, karanlık duygular belirdiğinde onlardan kaçmayı seçmek,
Kendi duygularına annelik yapamamak,
Şefkatten bahsedip bunu kendine verememek,
Acıyla baş başa kalamamak,
Sürekli mutluymuş gibi yapmak,
Hep üretken olmak için kendini hırpalamak…

Bu his ne?
Karnımı sıkıştıran şey ne?
Paramparça hissetmiyor muyum şimdi?
Mutluymuşum gibi mi davranmam lazım?
Bu acıyı yok saymam mı lazım?

Bu tarz davranış kalıpları en temelde, hissettiklerimizi yok saymamıza neden olur. Bu sadece günü kurtarmamıza yarar ama ileride bir gün yok saydığımız ne varsa, kocaman bir kar topu olarak hayatımıza hiç beklemediğimiz bir anda düşer. Belki hastalık, belki ağrı ya da başka bir belirti olarak… Ve işte o zaman kendi karanlığımıza yapılan yolculuk daha şiddetli olur.

“Benim böyle bir sorunum var! Bundan nasıl kurtulurum?”
“Şu çalışmaya katıl!”

Eğitimler, çalışmalar, seanslar, yoga, meditasyon… Adına ne isim verirsen ver kurtulmak isteyerek şifa bulamazsın. Şifa, zaten düz bir çizgi değildir. Zihnin şifası, evet böyledir! Bir ders, bir terapi, bir çalışma ile o yanını iyileştiremezsin! Zaten dedim ya, iyileşmenin en sihirli adımı, iyileştirme düşüncesinden vazgeçmekte ve kapsama niyeti geliştirmekte yatar.

O yüzden birinin, bir çalışmanın sizi iyileştirme düşüncesinden özgürleşmek, şifanın kendisidir, arkadaşlar!

O zaman nasıl olacak?

Üzgünüm ama kolay olmayacak! Bir hap alıp sabah kalkınca hiçbir şey gitmeyecek! Ama neyi, neden yaptığınızı görmek için yaklaştıkça buraya/şimdiye, yaşamdan aldığınız tat değişecek.

O buzdolabını her açtığınızda gerçekten aç olduğunuz için mi açıyorsunuz, onun farkında olacaksınız… O hissin tetikleyicisini tanıyarak suçun kimsede olmadığını hatırlayacak ve içinizdeki o küçük yaralı çocuğu sevme isteği geliştireceksiniz.

Nasıl seveceğiz?

Bunu çok söyledim ve yazdım: Geriye dönüp Özde’nin yaptığı her seçimle gurur duymuyorum ama o an için elinden gelenin en iyisini yaptığını biliyorum. Neye, neden koşturduğunu bilmeden koşmasında kalbimde öyle geniş yeri var ki onu ve başkalarını yaptıkları ya da yapamadıkları için suçlamaktan vazgeçtim. Hepimiz anne karnından farklı tetikleyicilerle geliyoruz, hepimizin yarası var ve hepimiz birbirimize bazen kolay, bazen ise zor yoldan öğretiyoruz. Eminim o iş, o kişi, o yolun karşımıza çıkmasının bir nedeni vardır. Eminim vardır, arkadaşlar!,

Peki nasıl?

Mucize bir organizmaya sahibiz! Öyle ki tüm donanıma sahip, kendini bir şekilde dengede tutmak için uğraşıyor. Fiziksel bedenimizdeki denge gibi ruhsal dünyamızdaki bağımlılıklar bile bizi aslında dengede tutmak için… (Bu başka bir yazının konusu olabilir.)

Yaklaşın!

Her ne oluyorsa o kalbin içinde -yorucu ya da ferahlatan- ona yaklaşın. Zaten yaklaştıkça kendince sizinle aslında hep konuştuğunu duyacaksınız! Olabildiğince yaklaşın, oturun, yürüyüşe çıkarın, yemek ısmarlayın. Tanıyın!

Tüm bunları yaparken her şey yoğun veya sert geldiğinde, size iyi gelen bir mesafe koyun ve size keyif veren bir şeyler yapın!

Karanlık da ışığa dair!
Bazen karanlığın/acının etrafında o kadar takılıyoruz ki gökyüzündeki güneşin herkese/her şeye yayıldığını unutuyoruz!
Yaşamın hatırlatmasına izin verin.
İzin verin, yaşam kapsasın!
Şifa nerede başlıyor?
Bu acıdan, bu yaradan kurtulmak yerine kapsama isteği geliştirdiğimizde ve bunu her nefeste devam eden bir pratik olarak gördüğümüzde…

Hepsi dahil!
Her hal dahil!
O da mı dahil?
Bu his de mi dahil?
Hepsi dahil!
Hissetmek de hiçbir sorun yok!
İnsan olma deneyimimizin bir parçası.
Bunu yok etmeye çalışma, iyileştirmek için koşturma sadece yavaşla!
Olabildiğince yaklaş, sağlıklı bir mesafeden her şeye olabildiğince yaklaşabilirsin.
Hikayenin etrafında gezinmeden olabildiğince yaklaş, al o hisle yemek ye, otur, gezmelere götür.
Gitmesi için uğraşmadan hoş geldinle karşıla her hissi olabildiğince…
“Yine geldi” deme! Bu yaşamda insan olma halini deneyimliyorsun ve her nefeste bu pratikten sorumlusun!
Her karanlık bastırdığında önce derin bir nefes al, ağzından boşalt! Dolan nefeste kalbinden tekrar et: “Bu da dahil! Yaşamın bana kastı yok.”
Sonra izin ver, boşalsın nefes!
Yaşam kapsasın!

İlginizi çekebilir: Boşluk doğum doludur: “Sıradan” anlara hayatınızda yer açın

Özde Çolakoğlu
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi ve Çalışma Ekonomisi Bölümü’nden mezun olan Özde, uzun yıllar boyunca metin yazarlığı, editörlük, Sosyal Medya Uzmanlığı gibi farklı alanlarda alıştı. ... Devam