Tüm renkleri görebilmek için: Hayatın her alanına kalpten denge getirme sanatı

Bu ara hayatımda neyi çözsem, sonucunda aynı yere varıyorum: Denge ve dengenin önemi…

Ben, bu yaşıma kadar hep uçlarda yaşayan bir insan oldum. Kendimi bildim bileli ya siyahtım ya da beyaz, ya birini canımı verecek kadar çok severdim ya nefret ederdim, ya bir yemeği her gün yiyebilirdim ya hiç yemezdim, ya bir arkadaşımla her gün konuşurdum ya da hiç konuşmazdım. Bu örneklerin say say sonu gelmez… Her şeyim aşırıydı. Tepkilerim de buna dahil; ya sevinçten ağlayacak kadar, çığlıklar atacak kadar mutlu olurdum ya da o dipsiz mutsuzluk halimi bir ben bilirim bir Allah.

Sürekli ama sürekli her konuda, her histe inişli çıkışlı bir hayat düşünsenize…

Böyle bir hayat kimi yorar tabii en çok? Hemen söyleyeyim. Beni. Yorduğum yine kendimdim… Sürekli ama sürekli her konuda, her histe inişli çıkışlı bir hayat düşünsenize… Şu an yazarken bile hissinden boğuldum! Ama iyi idare etmişim 32 yıldır… Azimliymişim.

Yoga ve meditasyon bu uçlarımı kırmakta bana yardımcı oldu tabii ki. Daha esnedim kesinlikle, daha yumuşadım. Ve iki senedir süren çalışmalarım sonucunda geldim “denge” konusuna. İnanın bana kendi adıma daha henüz merhabalaştığım bir kavram. 2018 ile beraber niyetim hayatıma kalpten denge getirmeyi öğrenip son nefesime kadar bu öğretiyi hayatıma kolaylıkla, rahatlıkla yaymak.

Ezgi demişti bir keresinde: “Bazen uçlarda gezmek gerekir ki dengeyi bulasın.” Benim hayatımda da işleyiş bu yönde oluyor sanırım. Örneğin erkek arkadaşlarına tutunan bir tiptim ben. Erkek arkadaşım varsa hayatımdaki diğer bütün mevzular buharlaşıyordu. Daha sonra bir erkeğe tutunmamak ne demekmiş onu anlamaya başladım yavaş yavaş son ilişkimin bitişiyle. “Oh ne güzelmiş böylesi, özgürleşmek böyle bir şeymiş!” dedim. İşime odaklıyım o dönem. Ders verdikçe artıyor, deli gibi kendimle ilgileniyorum. Nasıl mutluyum! “Kendimi buldum her şeyden bağımsız” diyorum.

İlla tutunacak bir şeyler arıyoruz ya biz insanoğlu olarak… İsimleri farklı olsa da hikayeler aynı oluyor…

“Erkeklere bağlı, bağımlı olmamak çok güzel bir hismiş” dedim bu dönemde günlerden birinde Ezgi’yle telefonda muhabbet ederken. “Aynısı iş, kariyer için de geçerli tabii.” diye bana verdiği karşılıkla, hayatımın en kıymetli hatırlatmalarından bir tanesini yaptı bana o an. Farkında olmadan diğer uca kayıyormuşum bu defa da az daha. Erkek değil de kariyer, işe tutunmaya çalışıyormuşum az daha. İlla tutunacak bir şeyler arıyoruz ya biz insanoğlu olarak… İsimleri farklı olsa da hikayeler aynı oluyor…

Fark etmek önemli… Bir durumu fark ettiğin an bir daha eskiye dönemezsin. O bilgi, farkındalık artık işlemiştir tüm hücrelerine. Bir daha eskiye dönmek istesen de artık çok kolay değildir. İşlerime devam ettim yoğunca yine bu konuşmanın ardından. Ama nispeten daha bilerek; ama nispeten daha farkında olarak neyin, neden olduğunu…

Fakat bir süre sonra yine bir şeylerden tatmin olmamaya başladım. Yanlış bir şeyler vardı bir yerlerde. Evet, bir zamandır böyle yoğun olsun işlerim diye dua etmiştim ama bir şeyler oturmuyordu. Kafamı toplayamıyordum yoğunluktan. Olduğum yeri, durduğum yeri, gitmek istediğim yönü görecek vaktim yoktu. Derken çok kalpten istedim ki herhalde; çeşitli sebeplerle derslerim normal seviyeye indi. Durabildim. Bakabildim kendime. Ve anladım. Beni tatmin etmeyen şey beslenememekti. Dersler verip duruyordum harikaydı fakat bir dengesizlik oluşmuştu yine orada. Alma-verme dengesi bozulmuştu. Ruhumu besleyecek, farklı şeylerle büyültecek vakit yaratmamışım.

Hayat, griler üzerinde dans etmekmiş; hem de kendi dilediğin tonlarındaki grilerinde.

Böylece görmüş oldum iki ucu da yine. Anlamış oldum beni nelerin rahatsız edip etmediğini, nelere ihtiyacım olup olmadığını. İhtiyacım olan dengeydi bu hayatta. Hem dersler verip hem de dilediğimce farklı yerlerde olmak, farklı insanlarla tanışmaktı. Ne bir tanesi, ne de diğeriydi. Seçmem de gerekmiyordu. Cem Yılmaz’ın şovunda da dediği gibi, tam: “Little little into the middle!” olayı aslında!

Hayat, denge hayatında olduğunda daha coşkuyla, rahatça akıyormuş. Hayat uçlarda sıkışıp boğuluyormuş. Hayat ne siyahlardan ne de beyazlardan ibaretmiş. Hayat, griler üzerinde dans etmekmiş; hem de kendi dilediğin tonlarındaki grilerinde. Sevgiyle…

 

İlginizi çekebilir: Kaptanın marifeti deniz durgunken anlaşılmazmış

Gamze Baytan
Selamlar, Gamze ben. Meditasyon ve yoga hocasıyım. 7/24 çalıştığım organizasyon sektöründen bir anda "Ne yapıyorum ben kendim için" diyerek çalışma hayatımda ne istediğime karar ... Devam