Tükenmişlik sendromundan çıkış: Desteğin ve kendini dinlemenin önemi

Hızlı aşılama ve yasakların kalkmasıyla herkes rahat bir nefes almaya başladı. Varyanta rağmen sosyalleşme hızla başladı ve yaz boyu da devam edeceğe benziyor. Bir yılı aşkın süredir sevdiği pek çok şeyi yapamamanın getirdiği bunalma sonrası korunarak sosyalleşmenin ciddi bir gereklilik olduğunu düşünüyorum çünkü tükenmişlik sendromuna kadar gidebilecek ruhsal sıkıntıların da bu dönemde arttığını gözlemliyorum.

Bir dönemin popüler söylemi tükenmişlik, Dünya Sağlık Örgütü tarafından sendrom olarak kabul ediliyor. Bazen kendimizi dinlemeden geçirdiğimiz bir dönemin sonunda, ne olduğunu fark etmediğimiz pek çok hissi bir anda yaşayabiliyoruz. Uykusuzluk, yorgunluk, duyarsızlık (kendini izole etmek), hızlı öfkelenme, keyif alamama, kendini limitinin üzerinde zorlamanın sonrasında bir anda her şeyi bırakma isteğini siz ya da etrafınızdaki birileri yaşamış olabilir. Yaşarken ne olduğunu anlayamadığımız bu durumlar aslında tükenmişliğin bazı belirtileri.

Elimizde olan veya olmayan sebepler tüm bu hisleri arkasından getirebiliyor. Özellikle belli duyguları bastırmak için farklı bir şeye odaklanmak ve konuları ertelemek bir anda patlamalara sebep olabiliyor. Meşguliyet seviyesi arttıkça kendine vakit ayıramamanız ve sevdiğiniz şeyleri hayatınızdan çıkarmaya başlamanız da zaten dolmak üzere olan bir bardağın taşmasına sebep olabiliyor.

Özellikle kişinin kendisinden beklenen ve yapmakta oldukları arasındaki denge bozulmaya başladığı anda işleri yönetememe ve her şeyi bir anda bırakma hissi beraberinde geliyor. Stres, yorgunluk, umutsuzluk, yaptığın hiçbir şeyden tat alamama gibi pek çok his sizi ele geçiriyor. Toplumsal destek veya sevdiklerimizin desteği, ilgisi olmadan bazı şeyleri aşmak hep zor olmuştur ama pandemi ile bunu çok daha derinden yaşadık ve yaşıyoruz.

Pandemi döneminde ruhsal sağlığın her kesimden insanı ne kadar etkilediğini yeni araştırmalar da ortaya koyuyor. Özellikle sağlık personelleri için yapılmış pek çok araştırma var. Bu gruptan farklı olarak Amerika’da 1112 üniversite çalışanı arasında yapılan araştırma 2019’da hissedilen %32 stres oranının 2020’de %70’e çıktığını söylüyor. Katılımcıların 2/3’ü yorgun hissediyorken, %35’i aynı zamanda kızgın hissediyor. (2019’da bu oran %12’ydi). Özellikle kadınlar üzerinde bu dönemin etkileri daha fazla hissediliyor. Kadın çalışanlar erkek çalışanlara göre %16 daha fazla stresli hissediyor ( %75-%59). Bu çalışanların erken emekli olma veya iş değiştirme eğiliminin de yükselmesi anket sonuçları arasında.

Bir anda her şeyi bırakacak seviyeye gelmeyi deneyimlemiş kişilerle konuştuğumda aslında zihnin, bedenin, ruhun bu sinyalleri çoktan verdiğini ama onların çok da dinlenmediğini görüyorum. Elimizde olmayan pandemi gibi faktörler de eklenince çözülebilecek konular iyice çözümsüz kalabiliyor. Bu belirtileri gösteren kişiler için daha az ile başlamanın, sadeleştirmenin ve tek zamanda tek işe odaklanmanın faydası olabilir. Bedenin verdiği sinyalleri iyi dinlemek ve kendimize kulak vermek, bazen zor alınacak ve hayatımızın geri kalanını mutlu kılacak kararlara bizi yönlendirebilir.

Dinlenme anlarını gerçekten dinlenerek geçirmek, bazen hiçbir şey yapmadan duracak vakitler ayırmak önemli. Zihninizle baş başa, sosyal medya veya günlük hayat uğraşları olmadan geçirilecek bir beş dakika bile bazen tek başına yetiyor. Bu pratikleri artırmak size de iyi gelecek. Her ne koşulda olursak olalım, destek istemek, biraz sakinleyen hastalık döneminde ihtiyacımız olan şekilde nefes almak, sevdiklerimize kontrollü şekilde yaklaşmak ve bolca dinlenmek için güzel bir dönem var önümüzde. Kendinizi dinlediğiniz, dinlendiğiniz ve kendi biricik varlığınıza şükrettiğiniz keyifli bir bayram diliyorum.

İlginizi çekebilir: Tercihlerimizi yaparken nasıl daha mutlu olabiliriz?

Didem Sümer Tiryaki
Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünden 2013 yılında mezun olduktan sonra Galatasaray Üniversitesi’nde MBA eğitimini tamamladı. 8 senedir özel sektörde çalışıyor. Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) Geleceğin ... Devam