Toplumsal öfkenin yükselişi: Modern hayat, iletişim kopukluğu ve öfke

Gündelik hayatımızda sık sık şahit olduğumuz bir şey var: Trafikte, market kasa sırasında, sosyal medyada, yürürken, okulda ya da aile içinde… İnsanlar arasında küçük kıvılcımlarla büyük patlamalar yaşanabiliyor. Öfke, içimizde bulunan bir duygudan ziyade adeta havada dolaşan görünmez bir gerilim hattı gibi bir hal aldı. 

Peki neden bu kadar öfkeliyiz?

Psikolojik açıdan öfkeye baktığımızda, aslında diğer duygular gibi normal ve olması gereken bir duygudur. Bize sınırlarımızı ve haklarımızı hatırlatır. Ancak öfke kontrolden çıktığında bir savunma aracından çok yıkıcı bir güç haline gelir. Diğer duygular gibi öfke de normal dozda yaşandığında sağlıklıdır. Bugün toplumda gördüğümüz öfkenin artışı ise, kontrolden çıkmış yoğun duyguların yansıması olarak görülebilir ve bunun sebebi birçok konuyla bağlantılı olabilir. 

Belirsizlikler ve geleceğe dair kaygılar, bireylerin iç dünyasında bir baskı oluşturuyor olabilir. İnsan zihni bu baskıyı uzun süre taşıyamayınca tahammülsüzlüğü ortaya çıkarıyor ve öfke devreye giriyor. Yani aslında yaşanan öfke patlamaları, derinlerdeki çaresizlik, hayal kırıklığı ve kaygının görünür hale gelmesi olarak yorumlanabilir.

Bir diğer etken ise insanlar arasında kurulan iletişimin zorlaşması olarak söylenebilir. Kendini ifade edecek sağlıklı bir alanı bulamayan birey, içinde bastırdığı duyguyu öfke aracılığıyla dışarı vuruyor. Özellikle sosyal medyada artan sert üsluplar ve eleştiriler, trafikte en ufak durumda çalınan kornalar ve sabırsız tepkiler ya da gündelik ilişkilerde büyüyen kavgalar, bu iletişim zorluğunun örnekleridir.

Biliyoruz ki öfkeyi tamamen yok etmek mümkün değildir. Asıl mesele onu dışarıya nasıl ve ne dozda yansıttığımızdır. Öncelikle kendi duygularımızı fark etmek, sonra da bunları ifade edebileceğimiz sağlıklı yollar bulmak gerekir. Toplumsal öfkenin dilini yumuşatabilirsek eğer, hem ilişkilerimizde hem de iç dünyamızda daha güvenli bir alan kurabiliriz. Belki de en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimize öfkeyle değil, anlayışla yaklaşmayı yeniden öğrenmektir. Çünkü öfke bulaşıcıdır, ama aynı şekilde sakinlik, empati ve gülümsemek de bulaşıcıdır.

İlginizi çekebilir: Başkasının hikayesinde kendi değerimizi aramak

Betül Cavlak Akdaş Klinik Psikolog
TED Üniversitesi'nde lisans eğitimini tamamladıktan sonra uzmanlığını Üsküdar Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünden onur öğrencisi olarak almıştır. Yüksek lisans tez konusu "Yetişkin Bireylerin Ebeveynleşme Olgusunda ... Devam