X

Su nasıl içilir: “Bana nasıl su içtiğini anlat, sana kim olduğunu söyleyeyim”

Nasıl yemek yemenin, spor yapmanın, şarap tatmanın usulleri varsa, su içmenin de usulleri vardır. Suyu ne kadar içtiğiniz kadar, nasıl içtiğiniz de önemlidir.

Yaşam kaynağımız, vücudumuzun %70’i olan suyu gün geçtikçe daha az içmeye ve onun yerine farklı sıvılar ile susuzluğumuzu gidermeye başladık. Bununla birlikte, suyu da içerken bazen yanlış zamanlarda ve şekillerde içerek de maalesef faydalarını azaltmaktayız. Oysaki birkaç ayrıntıya dikkat ederek, sudan maksimum faydayı almamız mümkün.

Gelin hep beraber suyu içme şekillerimizi karşılaştırarak en doğru nasıl su içmemiz gerektiğini inceleyelim.

Su nasıl içilir?

Ayakta veya oturarak su içmek: Bazı insanlar suyu oturarak içmeyi tercih ederler. Bazısı ise ayakta iken de suyunu içer. Alışkanlık, gelenek veya inanç gereği yapılan bu içme tarzlarının suyu içmede şu şekilde etkileri vardır: midemiz vücudumuzun en asidik organıdır ve yaklaşık 1 – 4 pH seviyesindedir. Su oturarak içildiğinde su midedeki asit ile daha uzun süre temas halinde olacağı için suda bulunabilecek olası hastalık yapıcı mikroorganizmaların ölmesini sağlayarak bir çeşit vücudun arıtma tesisinden geçmiş olacaktır.

Buna karşılık ayakta içilen sular direkt olarak mideden hızlıca bağırsaklara geçeceği için midedeki asidik ortamın doğal sterilzasyon sürecinden geçemeyecektir.

İstisnai olarak, temiz olduğundan emin olduğunuz, pH seviyesi 9,5 gibi yüksek alkali suların ise (güçlü mide asidinin güçlü alkali bir sıvı ile karşılaşmasından dolayı ekstra enerji harcamasını önlemek adına) tıpkı Zemzem suyu gibi ayakta içilmesi ve direk yüksek alkali pH değerindeki bağırsaklara ulaşması daha uygundur.

Yudum yudum veya bir kerede dikerek içmek: Uzmanlar günde yaklaşık iki litre su içmek gerektiğini belirtirler. Tabi kişiden kişiye değişir bu miktar, ancak içilmesi gereken miktarı gün içine yaymak mı yoksa bir – iki kerede içip kalkmak mı doğrudur acaba?

Su içtikten sonra vücudumuz ihtiyaç duyduğu kadarını alıp kullanmaya başlar, kalanını da tahliye eder. Malumunuz su depomuz yok. Bu nedenle bir kerede içilen büyük miktarlardaki sular, maalesef idrar, ter vs. yoluyla atılmaktadır. Bu nedenle içmeniz gereken su miktarını gün içerisine yaymak daha doğrudur.  Yine bir bardaktaki suyu en azından 3 yudumda içmek, bir kerede içmekten daha doğru bir su içme şekli olacaktır.

Suyu bir kerede istisnai olarak sadece sabahları uyanır uyanmaz içebilirsiniz. Çünkü, bütün gece susuz kalan vücudun suya ihtiyacı vardır, ayrıca gece boyu yaptığı arındırma sonrası çıkan toksinleri yıkamak adına bir kerede bol su içmek uygun olacaktır (yine 1 bardağı en az 3 yudumda içecek şekilde yaklaşık 2 -3 su bardağı  önerilmektedir).

Boş veya tok mideye içmek: Bırakın yemek yemeyi, midemiz daha ne yiyeceğinize karar verirken gelecek yemek için hazırlık yapmaya ve sindirim enzimlerini salgılamaya başlar. Bu nedenle yemekten çok kısa bir süre önce, yemekte veya yemekten hemen sonra içilen sular, midenin sindirim enzimini yıkayacaktır. Hazımsızlığa neden olabilecek bu durumu önlemek adına suyun boş mideye içilmesi daha uygundur. Özellikle bu nedenden dolayı yemekler ile birlikte alkali su da içilmesi önerilmemektedir.

Sıcak veya soğuk su içmek: Sıcak suyun midede kalma süresi, soğuk suya oranla daha uzun olduğu için tok tutma özelliği vardır. Bu nedenle sabahları aç karnına ılık su içilmesi önerilir. Ayrıca ying-yang dengemiz için, sabah vücut ısısı veya oda sıcaklığı derecesindeki suların tüketilmesi önerilir. Bununla birlikte, soğuk suyun faydaları da gün geçtikçe basında daha fazla yer almaktadır. Bu nedenle, gün içerisinde sevdiğiniz ve rahatsızlık vermeyecek derecedeki ısıdaki suları içmeniz daha uygun olacaktır. Ayrıca, soğuk suyun vücut ısısına ulaşırken harcadığı enerji, ekstra kalori kaybettirdiği de bilinen bir gerçektir.

Suya nefes vermek: Su içerken farkında olmadan bazen suya nefes verebiliriz. Nefes verirken karbondioksit (CO2) dışarı attığımız için bu toksin suyumuza, oradan da tekrar vücudumuza alınmış olunur. Bu durumu önlemek adına su içerken suya nefes verilmesi önerilmez.

Suya iyi niyette bulunmak: Japon araştırmacı-yazar Masaro Emoto suyun bir hafızası olduğunu mikroskop yardımıyla kanıtlamıştır. Su, söylenen güzel sözlere, müziklere, duygulara vs. karşılık düzgün, güzel altıgen su kristalleri oluştururken, olumsuz duygulara, seslere vs. karşılık bozuk yapıda su molekülü oluşturmaktadır.

Sırasıyla: Seni seviyorum, Teşekkür ederim, Senden nefret ediyorum

Bu nedenle suyunuza söyleyeceğimiz her güzel söz, minnet, pozitif enerji, dua, Reiki vs. hafızasında kalacaktır ve içen kişiye iyilikler katarak şifa olacaktır.

Suyu yemek veya içmek: Bazı insanlar yemek yemeyi daha çok sever bazıları ise sıvı halinde içmeyi. Daha çok yemek yemeyi tercih edenler, günlük almaları gereken suyun bir kısmını yiyeceklerinden de karşılayabilir. Nasıl mı? Su içeriği yüksek gıdalar tüketerek. Örneğin salatalık: su içeriği %90 oranındadır. Burada da dikkat edilmesi gereken konu suyun kalorisiz olmasına karşın su yönünden zengin besinlerin günlük alınacak kaloriyi de hesaplayarak tüketilmeleri gerektiğidir.

Suyu sade veya içine besin ekleyerek içmek: Renksiz, tatsız ve kokusuz özelliklere sahip suyu tatlandırmak, renk, aroma katmak veya alkali oranını arttırmak için suya bir şeyler eklemek son zamanlarda epey popüler oldu.

Suyu sade içmek kadar içerisine besin ekleyerek içmek de uygundur. Hatta daha fazla su tüketilmesine yardımcı olacaktır. Yeter ki suya eklenen besinlerin, zira ilaçsız, zararlı mikro organizması ve mumlanmamış olmasına dikkat etmektir. Etken maddelerinin suya karışmasını en etkili şekilde sağlamak için besinlerin yaklaşık 8 saat suda bekletilmeleri gerekmektedir.

Oya Milli Sülün: Sulak bir ülke olan Hollanda'da doğup, büyümeme rağmen, kendimi bildim bileli bir bardak su içmez, üniversite yıllarında okurken de içme suyu ile ilgili hiçbir çalışma yapmak istemezken, yaşam beni "canlı su" uzmanı yaparak hayatın ne kadar ironik olduğunu kanıtladı. Ben de hayatın bana verdiği cevaba karşılık, suyun bilinmeyenlerinde önce bir güzel kayboldum sonra da kendimi de bulup çıktım… Siz de su deyip geçmeyin, çünkü SU: aşktır, sanattır, sevgidir, barıştır, bununla birlikte aynı zamanda şifadır, enerjidir, yakıttır, güçtür, bazen de afettir, seldir, çığdır...

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale