X

Sofrada hangi kişisin? Yemek üzerinden ilişki dinamiklerine dair küçük bir ayna

Bir yemek masası hayal et. Masanın tam ortasında, herkes için hazırlanmış bir yemek var. Masada üç kişi oturuyor; üç farklı benlik hali…

Çoğumuz, hayatın ve ilişkilerin farklı anlarında bu üç benlik halinin arasında gidip geliyoruz. Bazen farkında olarak, bazen hiç fark etmeden. Çünkü ilişkide nasıl davrandığımız, çoğu zaman kim olduğumuzdan çok, ihtiyaçlarımızın geçmişte ne kadar fark edildiği ve karşılandığıyla ilgilidir.

Sofraya oturduğunda ilk refleksin ne?

Servis kaşığına uzanıp doğrudan kendi tabağına mı alırsın?

Ortada ne kaldığıyla ya da başkalarının payıyla zihinsel temasın kopuk mudur?

“Yemek ortada, herkes alabilir” diye düşünürken, gerçekten herkesin ihtiyacını görebildiğini düşünür müsün? İçinden, fark etmeden şu cümle geçiyor olabilir mi: “Çok açım. Yemek önce bana yetmeli.”

Bu tutum çoğu zaman bencillikten değil, içsel güvensizlikten beslenir. Dünya, kaynakların sınırlı olduğu bir yer gibi algılanır; insan, kendini korumazsa aç ve açıkta kalacağını hisseder.

Bağlanma deneyimlerinde ihtiyaçlarının yeterince görülmediği ya da tutarsız karşılandığı bir zemin varsa, kişi ilişkide de öncelikle kendine yönelir; odağı genellikle kendi duygusal ihtiyaçlarındadır. Karşındakinin ihtiyacını ya geç fark eder ya da hiç edemez. Ama bu bir niyet meselesi değil; “Ben kendimi korumazsam kimse korumaz” inancıyla çalışan, öğrenilmiş bir hayatta kalma stratejisidir. Bu, kaygılı ya da kaçınmacı savunmaların kıtlık temelli bir versiyonudur.

“Doğru olanı yaptım” duygusu sana tanıdık mı?

Servis kaşığını eline alıp yemeği hem kendine hem masadaki diğer kişilere eşit şekilde paylaştırır mısın? Kaşığa gelen neyse tabaklara onu koyar, sonra da “Ben üzerime düşeni yaptım” hissi gelir mi?

Peki hiç durup şunu sorar mısın: Herkes gerçekten ihtiyacı olanı aldı mı? Yemeğin her parçasından herkese ulaştı mı?

Bu benlik hali sosyal normlara uygundur. Saygılıdır, düzenlidir, güvenilirdir. Empatisi vardır ama daha çok nicelik üzerinden çalışır.

Bağlanma düzleminde bu tutum, dışarıdan güvenli görünen ama duygusal temas derinliği sınırlı bir düzen kurar. İlişkide güven, kurallara uymak ve eşit davranmakla sağlanmaya çalışılır. “Kurallara uyarsam güvendeyim” inancı devrededir. Bu yüzden ilişkilerde adil olmaya çalışır ama baktığı şey çoğu zaman adalet değil, eşitliktir. Derin ihtiyacı sezmekte zorlanmasının nedeni de budur.

Herkesin tabağını kontrol eden sen misin?

Herkesin tabağında eşit miktarda ve yemeğin her parçasından var mı diye bakar mısın? Eksik gördüğünde tamamlar, hatta kendi tabağını en sona mı bırakırsın? 

İçinden şu soru geçer mi: “Ben bu kadar düşünüyorken, neden kimse beni düşünmüyor?”

Bu benlik hali çoğu zaman çocuklukta öğrenilir. Uyumlu olmak, başkasının ihtiyacını fark etmek, düşünceli olmak ödüllendirilmiştir. Sevilmenin, başkalarını memnun etmekle mümkün olduğuna dair bir bağlanma zemini oluşmuştur. Bu, kaygılı–bağımlı ve aşırı uyumlanan bir ilişki biçimidir.

Bu yüzden verme davranışı her zaman saf şefkatten gelmez; çoğu zaman “Başkalarını mutlu edersem sevilirim” inancıyla beslenir. Verir ama karşılığını alamaz. Çünkü çoğu zaman verdiği şey, talep edilmemiş olur.

Sofra aslında nedir?

Sofra sadece bir yemek alanı değildir; bir ilişki alanıdır. Kendini düşünürken bağdan kopmamayı, başkasını gözetirken kendini kaybetmemeyi öğretir.

Gerçek ilişki; sadece almakla, sadece vermekle ya da sadece eşitlemekle kurulmaz. İlişki, kişinin hem kendi tabağının hem de diğer tabakların farkında olabildiği yerde mümkündür.
Çünkü ihtiyaçların fark edilmesi ve karşılanması, ancak karşılıklı bir temas varsa gerçekleşir.

Son bir ayna

Sen sofrada hangisisin? Hangi ilişkide hangi benliğe düşüyorsun?

Kendi tabağını unutmadan, başkasının tabağına da bakabiliyor musun? Yoksa başkalarını gözetirken kendini mi ihmal ediyorsun? Ya da kimseye bakmadan, sadece kendi payını mı düşünüyorsun?

Belki de mesele, hangi benlik olduğumuz değil… Ne zaman, neden ve nasıl oraya düştüğümüzü fark edebilmek.

İlginizi çekebiliir: İlişkide büyüyor musun, yoksa küçülüyor musun?

Berna Gedik Asal: Merhaba ben Berna, 17 yaşından beri kendi ruhunun dedektifliğini yapan, içindeki labirenti sabırla dolaşan, karanlıklarını inkâr etmek yerine onlarla çalışmayı seçen biriyim. Bir zamanlar konuşmaktan çekinirken, bugün kalabalıkların karşısında tüm varlığımla yer tutmaktan büyük bir keyif alıyorum. 15 yılı aşkın kurumsal çalışma hayatımın son 10 senesini İnsan Kaynakları Eğitim ve Gelişim alanında geçirdim. İnsanların potansiyellerini performansa dönüştürmelerine, kurumların öğrenen ve gelişen yapılar hâline gelmesine katkı sundum. Aynı zamanda bir nefes koçuyum. Nefesi merkeze alan bireysel seanslar ve atölyelerle hem bireylerin hem kurumların dönüşüm yolculuklarına eşlik ediyorum. Dünyayla kurduğum ilişkinin, iletişim aracı yazmak. Hem içinden geçtiğim hem de merakla araştırdığım konuları; öz farkındalık, beden, zihin ve ilişkiler üzerinden harmanlayarak paylaşıyorum. Yazılarım, hayat üzerine düşünceler ya da araştırılmış bilgilerden öte, yaşanmışlığın içinden damıtılmış hikayeler, içsel gözlemler ve nefesin rehberliğinde dönüşüm notları… Yan yana yürümek, bazen birçok şeyi mümkün kılar. Yazılarım aracılığı ile sizinle tanışmış olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale