Sihirli çocuklar geliyor: Kristal gibi parlak, su gibi coşkun, taş gibi sağlam ve tüy gibi hafif

Başka bir dünyanın çocukları onlar. İçinde yaşam coşkusunun şelaleler gibi aktığı…
Büyük dediğine hürmet ile bakan, saygıyı sonradan yapıştırmamış! Hani kibar değil de zarif olanlardan.
Başka bir dünyanın çocukları, üzerinde dolaştığı toprağın nefes aldığını bilen, nasıl birinin ciğerini söküp kendine aş etmiyorsa, toprağın altını deşip tüm hazinesini, tüm yaşam organlarını kendine yakıt etmeyen…
Bir ağaca dokunduğunda, tanımadığı bir insana dokunur gibi zarafetle dokunup gülümseyen, selam veren…
Sistemlerin içine sığdıralamayacak kadar büyük, çizilmiş toprakların, dikte edilen kuralların sınırlarında kalamayacak kadar enerjik ve güçlü!

Başka bir dünyanın çocukları, insanlığının, zayıflığının farkında olup yermeden kutsallığını yücelten.
Aldığı nefesin bir borç olduğunu, geri ödenecek değil de, bütüne bir saygı olduğunu bilen.
Bir diğerinin kafasına basmak yerine, sevgisiyle ıslah etmeye çalışan ama bir yandan da gücüne, kudretine, alanına, şefkatine el değdirtmeyen!
Saygı nedir, sınır nedir bilen, bilmediği noktada öğrenmekten öykünmeyen.
Yaşamın sonsuzluğunun bedenden değil, ruhtan, yaşamlardan, bir diğerinden geldiğini bilen.
Aklından geçeni saklamaya ihtiyaç duymayan, düşündüğü ile dili, tavrı bir olan.
Kristal gibi parlak, su gibi coşkun, taş gibi sağlam ve tüy gibi hafif!

Başka bir dünyanın çocukları…
Belki şu anda hepinizin içinde dışarı çıkmak için can atan. Sınırsızlığı, aşkınlığı zarafetle ortaya koyan. Durdurulamaz, hükmedilemez, dize getirilemez, şahsına münhasır!
İçindeki sihirli çocuk.
Her bir hücresine, koca dağlara, uçan kartallara duyduğu saygıyı ve hayranlığı duyan. Ateşi içinde taşıyan.
Yüzü gülen çocuk.
Kendi sesini ilk defa duymak için, kendi kahkahasını ilk defa atmak için, kendi dansını ilk kez yapmak için ve kendi gözleriyle ilk kez, ilk kez bakmak için.
Onu büyütenlerin, sistemin bakmasını istediği yönde, korku dehlizinin manipüle ettiği gibi değil, kendi çıplak gözleri ile ilk bakışı!
Özgürce, ışıl ışıl zihni ile, söyleyecekleri var.
İçindeki mucize çocuk!

Dinler misin?
Sen dinlesen de, dinlemesen de, şamanın davulu çalmaya başladı bir kere. O çaldıkça, o tokmak, geyiğin feda ettiği derisine tok tok vurdukça uyanıyor tüm çocuklar. Hepsi dile geliyor, izin versen de vermesen de. Hepsi bedene hakim oluyor, hepsi kendi adını seslendiriyor, benim diyor.
Duyuyor musun?
Ve durmayacak şamanın davulu, tüm çocuklar meydana toplanıncaya kadar. Her biri kendi adını göğüsleyinceye, varlığını ortaya dökünceye kadar…
Yolu aç, öğrendiğin ve bildiğin her şeyi kızıl denize çevirip yarığından çağrıya koşanlar var. Bildiklerin bir geri dursun, çocuğun sana hatırlatacakları var.
Yüzün gülsün, mucizen hayata geliyor.

İlginizi çekebilir: Korkularımızla ne yapabiliriz: Bir korku havuzu mu oluşturmak istersin, çiçek bahçesi mi?

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam