Sezgilerimize nasıl bu kadar yabancılaştık: Akıl çağının getirdikleri

Evet artık süper teknoloji çağında yaşıyoruz. Yapay zeka çalışmaları akıl almaz boyutlara ulaştı, öyle ki insan yapımı robotların kendi aralarında yeni bir dil geliştirdiği haberlerini daha dün ekranlarda hayretle izledik. Artık cep telefonlarımızla istediğimiz her veriye saniyeler içinde ulaşıyor, herkesle her an iletişimde kalabiliyor, limitsiz kredi kartlarımız ile devamlı alışveriş yapıyoruz. Daha çok kazandıkça, daha çok harcıyoruz. Koşuyoruz, hem de soluksuzca… Daha iyisine, daha hızlısına, daha gösterişlisine, doyumsuzca… İlişkilerimizi hızla, zamanımızı acımasızca tüketir olduk. Sosyal medya bağımlılığımız çığ gibi büyüyor. Bir insanın günde ortalama 70 kez telefonu eline aldığını biliyor muydunuz? Her an her saniye uyarılıyoruz, uyarıcılara maruz kalıyoruz.

Vücudumuzda yarattığımız stresten bihaber; her geçen gün işyerinde altından kalkmayı başardığımız daha çok işle, daha çok işi hallettiğimizi sanıyoruz… Son çeyrek asırdır rakamların, mantık ve rasyonelliğin içinde kaybolduk.

Bu yolda belki de en çok içsel rehberliğimizi kaybettik, sezgilerimize yabancılaştık, sırtımızı döndük.

Saga Afrika topluluğunun kurucusu Malidoma’nın dediği gibi “Çevremizdeki gürültü sezgilerimizi duymamızı engelliyor; dışarıdaki dünyanın gürültüsü içimizdeki dünyanın sesini kısıyor, bunun bedelini de sezgilerimiz ödüyor.”

Ancak en yüksek seviyede kararlarımızı sezgilerimizle verdiğimizi biliyor musunuz? (Prof Dr Bill George – Harvard Business School) Sezgilerimizi yok saydıkça tökezlemeye, tekrar tekrar düşmeye, yanlış kararlar almaya devam ediyoruz. Hem ruhen, hem bedenen ağır bedel ödüyoruz. Ruhumuzu unuttukça kendimizi ilaçlara veriyor, mutluluğu hayatımıza yapay yollarla katmaya çalışıyoruz.

Kendimize geri çekilme fırsatı vermiyoruz. En çok da kendimizi, ruhumuzu unutuyoruz… Kendimizle baş başa kalmaktan o kadar çok korkuyoruz ki… Bu nedenle bizi düşünmekten alıkoyan tüm enstrümanlara sarılmış durumdayız. Yalnızız, gittikçe daha da yalnızlaşıyoruz.

Şimdi lütfen durun. Gözlerinizi kapatın ve derin bir nefes alın. Ciğerlerinizi, tüm hücrelerinizi dolduran bu nefese, nefesinizin bedeninizdeki dansına odaklanın. Sakinleşin, sessizleşin, sadece bedeninize odaklanın. Sonra kalbinize gelin. Onun atışlarını duyun, oradaki sevgiyi hissedin. Yaratıcı’nın koşulsuz sevgisiyle yarattığı bir mucize olduğunuzu, onun ruhundan bir parça olduğunuzu, çok ama çok sevildiğinizi hatırlayın. Buna değer olduğunuzu hatırlayın. Bu sevgiyi hissetmek için kendinize izin verin. Hayatı sevin, ama önce kendinizi sevin, kendinize sarılın. Bedeninize sizi taşıdığı için teşekkür edin. Peki ya ruhunuz? Nicedir size sesini duyuramamıştı. O size ne söylüyor? Duyun. Hissedin.

Artık sizce de duyma vakti gelmedi mi?
Artık sizce de durma vakti gelmedi mi?

İlginizi çekebilir: Olumlu düşünce nelere kadirdir: Biz Ay’a bakmasaydık Ay orada olur muydu?

Esin Demir
2010 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünü bitirdi. Spiritüel gelişim merakı 2009 yılında, Japonya’ya bir yaz stajı programı ile gittiğinde başladı. Bu ilginç ... Devam