İlişkilerde bazen tartışmalar sırasında sert sözler söylenir ve çoğu zaman insanlar üstünden gelip devam etmeyi başarır. Ancak her ilişki dinamiği farklı olduğundan, bazen kırgınlık, suskunluk veya çözülmemiş duygular bir süre daha ilişkiyi etkileyebilir. Ama bazı durumlarda ortada hiçbir söz yoktur. Tam tersine, ağır bir sessizlik vardır. Telefonlara cevap verilmez, mesajlar okunur ama karşılık gelmez, aynı evin içinde bile göz göze gelmemek için yollar değiştirilir. İşte tam da bu noktada devreye giren şey, psikolojide silent treatment olarak adlandırılan, Türkçede çoğu zaman “sessiz kalma” ya da “küslükle cezalandırma” şeklinde ifade edilen davranıştır.
Birçok insan hayatının bir döneminde bu deneyimi yaşamıştır. Belki bir partneriniz size günlerce konuşmamıştır. Belki bir aile üyesi, kırıldığını söylemek yerine konuşmamayı tercih etmiştir. Hatta bazen bu durum aylarca sürebilir. Kişi ortada bir sorun olduğunu bilir ama sorunun ne olduğunu tam olarak anlayamaz. Sanki ilişkinin içinde görünmeyen bir duvar oluşmuştur.
İnsan ihtiyaçlarına müdahale: Sessizlik ve yalnızlık
İnsan olarak hepimiz bağ kurmaya ihtiyaç duyarız. Birinin bizi görmesini, duymasını, önemsemesini isteriz. Özellikle romantik ilişkilerde bu beklenti çok daha güçlüdür. Bir partnerden beklenen yalnızca birlikte vakit geçirmek değil, duygusal olarak orada olmaktır.
Sessiz kalma davranışı tam da bu ihtiyacı hedef alır. Karşı taraf konuşmayı reddettiğinde, göz teması kurmadığında veya varlığınızı yok saydığında yalnızca iletişim kesilmez, aynı zamanda bir tür duygusal geri çekilme yaşanır. Bu nedenle sessizlik, pasif-agresif davranışların en keskin biçimlerinden biri olarak kabul edilir.
Bu sessizlik deneyimiyle ilgili hikayeleri genellikle birbirine oldukça benzerlik gösterir. Bazen bir kişi partnerine yanlış bir şey söylediğinde ya da istemeden kırdığında, partnerinin bir anda tamamen içine kapandığını görür. Günler, hatta belki haftalar geçer, hala konuşmanın ne zaman başlayacağını bilmez. Benzer durumlar aile ilişkilerinde de görülür; bir ebeveyn çocuğunu eleştirdiğinde çocuk iletişimi kesebilir. Aramalar yapılır, mesajlar gönderilir, kapı çalınır ama karşılık gelmez. Bu noktada insanlar çoğu zaman ilişkilerinin yasını tutuyormuş gibi hisseder.
Belirsizlik ve kendini sorgulama
Sessiz kalmanın yarattığı en güçlü duygu belirsizliktir. İnsan zihni belirsizliği tolere etmekte zorlanır. Karşı taraf açıkça kırgınlığını ifade ederse, durumu anlamlandırabilir ve çözüm bulabiliriz. Ama sessizlikte yönünüzü bulamazsınız. “Acaba yanlış olan neydi? Fazla mı konuştum? Bir şeyi mi kırdım? Karşı taraf artık bu ilişkiyi istemiyor mu?” gibi sorular zihni meşgul eder.
Araştırmalar, sessiz kalma davranışının ilişkide güven duygusunu ciddi biçimde zedelediğini gösteriyor. Kaygı, korku ve huzursuzluk yaratır. İnsan kendini reddedilmiş hisseder, bazen sosyal olarak dışlanmış gibi yoğun bir yalnızlık duygusu ortaya çıkabilir. Uzun sürdüğünde sessizlik, duygusal açıdan oldukça yıpratıcıdır.
Bu durum özellikle zaten kırılgan bir öz saygıya sahip olan veya kaygılı bağlanma stiline sahip kişiler için çok daha ağırdır. Böyle bireyler ilişkilerde terk edilme ihtimaline karşı daha hassastır. Partnerinin sessizliğine maruz kaldıklarında zihninde en kötü senaryolar hızla büyüyebilir. Sessizlik var olan kaygıyı daha da tetikler.
Sessiz kalmanın arkasındaki nedenler
Peki insanlar neden sessiz kalır? Bunun tek bir cevabı yoktur.
Bazıları duygularını anlamakta zorlanır. Öfke, hayal kırıklığı veya kırgınlık bir araya geldiğinde kişi konuşmak yerine içine çekilebilir. Kendi içinde sakinleşene kadar sessiz kalmak isteyebilir. Bazıları ise çatışmadan kaçınır. Tartışma çıkmasından korktukları için konuşmamayı daha güvenli bulurlar. İletişim becerileri gelişmemiş kişilerde de bu davranış görülebilir. Duygularını nasıl ifade edeceklerini bilmedikleri için susmak onlar için daha kolay gelebilir.
Ancak bazı durumlarda sessizlik yalnızca bir savunma değil, bir kontrol yöntemi olarak kullanılır. Kişi bilinçli olarak konuşmayarak partnerini cezalandırır. Amaç karşı tarafın suçluluk hissetmesini sağlamak, onu kontrol etmek veya güç kazanmak olabilir. İletişim kesildiğinde ilişkiyi yeniden başlatma sorumluluğu çoğu zaman karşı tarafa kalır. Böylece sessizlik dolaylı bir kontrol aracına dönüşür.
Sağlıklı geri çekilme ve psikolojik baski arasındaki fark
Her tartışmanın ortasında konuşmaya devam etmek her zaman iyi bir fikir değildir. Bazen insanlar gerçekten sakinleşmek için zamana ihtiyaç duyar. Tartışma büyüdüğünde biri konuşmaya ara vermek isteyebilir ve bunu açıkça ifade eder. Bir süre düşünmeye ihtiyacı olduğunu ve sakinleşince konuşmaya devam etmek istediğini söyleyebilir. Bu tür bir yaklaşım hem kendisine hem de karşısındaki kişiye olan saygısını gösterir.
Sessiz kalma davranışında ise bu açıklık yoktur. Karşı taraf yalnızca duvarla konuşuyormuş gibi hisseder. Bu davranış uzun süre devam ederse duygusal bir cezalandırma haline gelir. Bazı ilişkilerde sessizlik manipülasyonun bir parçası olabilir. Kişi karşısındakinin kendinden şüphe etmesini sağlayacak şekilde davranabilir. Bu tür durumlarda sessizlik yalnızca iletişim eksikliği değil, psikolojik baskının bir parçası haline gelir.
Sessiz kalma ile karşılaştığınızda ne yapmalı?
İlk refleksiniz durumu düzeltmeye çalışmak olabilir. Sevdiğiniz biriyle arasındaki mesafenin kapanmasını istemek oldukça doğal bir tepkidir. Mesaj atmak, aramak veya tekrar tekrar konuşmaya çalışmak yaygındır.
Ama önemli olan, karşı tarafın duygularının sorumluluğunu tamamen üstlenmemektir. Biri kırılmış olabilir ama bunu nasıl ifade edeceği onun seçimidir.
Daha sağlıklı bir yaklaşım, iletişim kapısını açık bırakmaktır. Karşı tarafın üzgün olduğunu fark ettiğinizi söylemek ve neyin rahatsız ettiğini duymaya hazır olduğunuzu ifade etmek çoğu zaman yeterlidir. Bazı insanlar gerçekten konuşmak için doğru zamanı bekler. Ama bunun sürekli tekrar eden bir davranış olup olmadığını da görmek gerekir. Sessizlik sık sık bir kontrol aracı olarak kullanılıyorsa kendi sınırlarınızı korumak önemlidir.
İlişkilerde iletişim yalnızca konuşmaktan ibaret değildir. Ama tamamen susmak da bir iletişim biçimidir ve çoğu zaman oldukça sert bir mesaj verir. Sessiz kalma, o anki duygusal emeği vermek istemediğinizi gösterir. Böyle bir durumda kendinizi suçlamak yerine kendinize şefkat göstermek ve şu soruyu sormak önemlidir: Bu ilişki içinde benim ihtiyaçlarım gerçekten görülüyor mu?
Kendinize şefkat gösterin
En önemli şey, kendinize nazik davranmaktır. Birinin sizinle konuşmayı reddetmesi, sizin değerinizle ilgili değildir. İnsanların davranışları çoğu zaman kendi duygusal becerileriyle ilgilidir.
Böyle bir sessizlikle karşılaştığınızda iç sesinizin sizi yargılamasına izin vermek yerine kendinize daha nazik davranın. Sağlıklı ilişkilerde insanlar sorunlardan kaçmak yerine, konuşmanın zor olduğu anlarda bile birbirlerine dönmeyi seçerler.
Kendinizi suçlamayın. Öz saygınızı koruyun. Ve her zaman için sorunlarla başa çıkarken “Benim iyiliğim için en doğru adım nedir?” sorusunu kendinize sorun.
Kaynak: psychologytoday
İlginizi çekebilir: İlişki yakıtınız bitti mi? Duygusal yakıtı kazanma rehberi