X

Senin hikayen kaç bazen ediyor? 

Farkındalığının üçerli beşerli adımlarla seni adeta dekatlonda gibi hissettirdiği  günlerde belki de daha iyi anladığın bir kelimeden bahsedeceğim: bazen… 

“Bazen” kelimesi, Arapça ba‘żan kökünden gelir; “bir kısmı, kimi zamanlar” demektir.  Yani ne hep, ne hiç… 

Farkındalık dediğimiz şey de biraz burada başlıyor aslında. Her şeyin sürekli aynı  olmasını beklemek yerine, değişimin ritmini fark etmekte asıl mesele. Sisliyken  kaybolmanın da, güneşliyken taşmanın da geçici olduğunu görebilmekte. 

Bazen tam oldu dersin, tam çok yaklaştım… ama olmaz. Bazen… 

Bazen sislidir yollar. İlerlemek istersin hatta hızını alamayıp koşmak. Mümkün olmaz.  El yordamıyla sarıldığın dostlukların bazılarını kaybedersin bu sisli havada. Sonra  anlarsın ki zaten yokmuşlar… Onları ben var etmişim, dost rozetiyle, kendime has  biricik yaşantımda. 

Bazen pek güneşli günler yaşarsın. Hani için içine sığmaz ya, hah öyle işte. Taşan bir  sevinç, sebepsiz bir hafiflik… Sanki her şey yerli yerinde, sanki hayat tam da olması  gerektiği gibi. 

İşte “bazen” tam burada anlamını buluyor. 

Ne sis kalıcı, ne güneş sonsuz… 

Bazen aşık olursun… Hem de hiç planlamadığın bir anda. Kalbin hızlanır, dünya başka  bir renge bürünür. Her şey anlam kazanmış gibi gelir. Sonra bazen o aşk biter. Ya da  değişir. Ya da sen değişirsin. Ve anlarsın ki hissettiğin şey yok olmamıştır aslında;  sadece başka bir hâle evrilmiştir. 

Bazen heyecanlanırsın. Yeni bir başlangıç, yeni bir ihtimal, yeni bir “belki”… İçinde kıpır  kıpır bir enerji. Ama bazen de o heyecan yerini durgunluğa bırakır. Aynı şeyler, aynı  günler… Ve işte tam o noktada, heyecanın da tıpkı diğer duygular gibi gelip geçtiğini  fark edersin. Onu kovalamak yerine, geldiğinde yaşamayı öğrenirsin. 

Bazen iş hayatında her şey yolunda gider. Üretirsin, ilerlersin, takdir edilirsin. Kendini  güçlü hissedersin. Ama bazen de tıkanırsın. Motivasyonun düşer, yaptığın şeyin  anlamını sorgularsın. Ve belki de en çok o anlarda kendine dönersin: “Ben neden  buradayım?” diye sorarsın. Cevap hemen gelmez… ama o soru bile seni dönüştürmeye  başlar. 

Bazen sağlığını hiç düşünmezsin bile. Bedenin sessizce seni taşır, sen de hayatın içine  karışırsın. Ama bazen bir yorgunluk, bir ağrı, küçük bir sinyal durdurur seni. O an  anlarsın: en büyük ihmalin, en büyük alışkanlığın olmuş. Ve belki de ilk defa gerçekten  dinlersin kendini.

“Bazen” kelimesi bu yüzden sadece bir zaman zarfı değil… Bir hatırlatıcı. Hiçbir şeyin sabit olmadığını, hiçbir halin sonsuza kadar sürmeyeceğini fısıldayan bir  gerçek. 

Bazen en çok istediğin şey olmaz. 

Bazen hiç beklemediğin bir şey olur. 

Bazen kalırsın. 

Bazen gidersin. 

Ama hepsinin içinde ortak bir şey vardır: geçicilik. 

Ve belki de huzur, tam olarak burada saklıdır. 

Her şeyin “hep” ya da “hiç” olmadığını kabul edebildiğinde… 

Hayatın sana sunduğu o dalgalı, düzensiz ama gerçek ritmi duyabildiğinde… 

Bazen düşersin, bazen kalkarsın. 

Bazen unutursun, bazen anımsarsın. 

Bazen kaybeder, bazen bulursun. Hatta bazen kolaylıkla bulunursun…  Ve tüm bu “bazen”lerin toplamı, senin hikayen olur.

İlginizi çekebilir: Susmak ne geveze bir eylem

Özlem Güller Ünal: 1979 İstanbul doğumluyum. 2000 yılından beri iletişim sektöründe medya ve iletişim danışmanı olarak çalışıyorum. An'ı önemseyen, meraklı bir yaşam sevdalısıyım. Gözlem yapmayı, araştırmayı, öğrenmeyi ve bunları yazılı-sözlü paylaşmayı seviyorum. Kelimelerin etkisine inanan biri olarak İletişimde Kalbin Etkisi hesabımda motivasyon, thetahealing, şifa konularında içerikler üretiyorum. Aynı zamanda işini aşkla yapan, konusunda uzman isimlerle yaptığım röportajları yayınlıyorum. www.instagram.com/iletisimde_kalbin_etkisi Bilinçaltı terapi tekniği olan ThetaHealing’in birçok kategorideki eğitimlerinin uluslararası sertifikalı uygulayıcısıyım. İyileşen, değişen, dönüşen her şey kalbimi mutlulukla dolduruyor. Buna vesile olmak ise ayrı bir şükran kaynağı.
İlgili Makale