Sağlıklı ilişkilerin anahtarı: Hiçbir şeye katlanmak zorunda değilsiniz

Katlanmak zorunda mısın?
Değilsin!
“İdare etmeliyiz, katlanmalıyız, sabırlı olmalıyız…”

Bu eski bilinç, geçmiş nesillerin evlilik, ilişki anlayışına damgasını vurmuş. Kan kusup kızılcık şerbeti içenler, “Kol kırılır yen içinde kalır” diyenler… Çocuklar için uğradığı psikolojik, fiziksel şiddete rağmen ilişkisini sürdürenler, partnerin manipülasyonlarıyla kendi benliğini değersiz, yetersiz zannedenler, kendini suçlayıp “Her şeyin sorumlusu benim” diyenler… Günümüzde maalesef hala çok yaygın. Sanki nesilden nesile aktarılan bir kurban, mağdur psikolojisi…

Belki ailemiz bizleri kendi ayaklarının üzerinde durabilen, güçlü bireyler olarak yetiştirmeyi çok istediler. Bunun için varlarını yoklarını eğitim hayatımıza akıttılar. Ancak bir şeyi unuttular: Kendilerini!

Kendin nasıl yaşıyorsan başkasına da aslında öyle yaşaması gerektiği hipnozunu hiç farkında olmadan yapabiliyorsun. Hipnoz dediğimiz şey ise sorgulamadan kabul ettiğimiz her şey…

Günümüzde neden boşanmalar artıyor? İlişkiler sonlanıyor?
Pek çok sebebi var elbette… Ancak insanlar artık birbirlerine katlanmıyor. Bu iyi mi, kötü mü, cevap her bireye göre değişir.

İlişkide psikolojik ya da fiziksel bir şiddet varsa kimse kendinden ödün vermemeli, kendi olmaktan vazgeçmemeli, eski bilinç artık değişmeli…

Bir patolojik rahatsızlık, hastalık varsa, alkol veya madde bağımlılığı, kişilik bozuklukları vb. varsa o ilişkinin sağlıklı sürdürülmesi bence mümkün değil. Bu gerçeği fark edip kabul edebilmek de her baba yiğidin harcı değil.

Karmaşık, kaosu bitmeyen bir evlilik, ilişki yaşıyorsanız lütfen hep hatırlayın: İçinizde her ne kadar yaralı bir parça varsa da onu sarıp sarmalayacak sağlıklı bir parça da var. Siz ona tutunun, onu tutun.

İlişkiler birbirini yücelten, yükselten, varlığını karşılıklı onurlandıran bireyler tarafından sürdürülebilir. Bireyler birbirine iyi geliyorsa, güvenli bir bağlanma varsa mutlu olunabilir.

Lütfen sorun kendinize “Mutlu muyum?” diye…
Cevabınız evetse oh ne ala! Hayırsa ve katlanıyorsanız eğer… Yine sorun kendinize lütfen: “Katlanmam gerek” düşüncesi nereden geliyor?

Acaba duygusal yoksunluklarımızdan, toplumsal yargılardan, korkularımızdan, ailemizden, arkadaşlarımızdan aldığımız hipnozlardan kaynaklı olabilir mi? Yaşadığımız coğrafyanın kültürü mü kendimizi yok saymamızın, katlanmamızın sebebi? Yaşama gelebilmek, yaşamda var olabilmek için yokmuşuz gibi davranmak hayatta kalma stratejimiz mi?

Sorgulamak iyidir. Farkındalık sağlar. Fark ettiklerimizi ise değiştirme şansımız her zaman var.
Katlanmayın dostlar, sizi mutsuz eden şeyler varsa katlanmayın, yol verin sevgiyle, selametle…

Ya selam…
Sevgilerimle…

İlginizi çekebilir: Gerçekten bir ilişki istiyor musunuz: İhtiyaçlarınızı tanımak için bir egzersiz

Hande Akın
5 Şubat 1977 İstanbul doğumluyum. Şişli Terakki Lisesi’nde okudum. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV Sinema Bölümü’nden mezun oldum. 15 yıl reklam sektöründe prodüksiyon ve ... Devam