Neden canımızı yakan kişileri bir türlü bırakamıyoruz?
Bu yazı, bazılarının aksine her benzer durumun tek bir sebebi olduğunu öne sürmüyor ya da tek bir çözümünü vadetmiyor. Tek amacı, kendi sebebini ve çözümünü bulabilmen için sana eşlik etmek. Hadi o zaman başlayalım.
Karşılaştığımız olaylar, insanlar ve hatta ilişkiler çoğu zaman sandığımız kadar rastgele değil. Bunu romantize etmeden söylemek isterim: Sinir sistemi, iyileştirici olanı değil, tanıdık olanı güvenli sanıyor. Ve tanıdık olan şeyler bize kötü gelen şeyler de olabiliyor.
Burayı açıklamak için çocukluğumuza döneceğimizi tahmin ediyorsunuzdur. Ama başka çare de yok. Çünkü hayatı ilk anlamlandırdığımız, dünyayı ve insanları ilk tanıdığımız, duygularla nasıl baş edeceğimizi ilk öğrendiğimiz zamanlar o yıllar. Ama buralara dönüş tamamen işlevsel.

Bir örnekle ilerleyelim. Eleştiren, kıyaslayan, bağıran, ne yaparsa yapsın beğenmeyen, öfkesini kontrol edemeyen yani onu bir şekilde inciten ama aynı zamanda seven bir ebeveynle büyüyen bir çocuk, farkında olmadan şunu öğrenir: “Acı veren, bağ kurulandır.” Daha da derinde şu inanç gelişebilir: “Acı verenin yanında kalırsam, sonunda rahatlarım.” Çünkü orada kalmak dışında bir seçenek yoktur. Çocuklukta doğru yanlış da yoktur. Sadece deneyim vardır ve o deneyime uyum sağlanır.
Asıl mesele yetişkinlikte başlar. Çünkü bugünkü ilişkilerde de aynı devre çalışır ama artık işlevsel değildir. Ve biz de çocuk değilizdir. Yani gitme ya da kalma arasında seçme hakkı vardır. Doğru yanlış, iyi kötü ayrımı vardır.
Çocukken duygusal regülasyonu, bizi inciten kişiyle sağlamış olabiliriz ama bugün aynı şeyi, bir ilişkide yaşadığımızda, içten içe bir şeyler ters gelir. Canımız yanarken o bağda kalmak isteriz çünkü tanıdık olan odur. Beden onu güvenli zanneder. Ama bu güvenlik değil, bir alışkanlıktır. Üstelik iyi gelmeyen bir alışkanlık.
Dönüşüm nasıl başlar?
Dönüşüm: “Bana acı veren kişiye sarılmak zorunda değilim. Artık onunla duygularımı regüle etmeye çalışmak istemiyorum” diyebildiğinde başlar.
Bu cümleyi kurduğunda beden panikleyebilir. Zihin boşluk hissedebilir. “Peki o zaman kime sarılacağım?” sorusu yükselebilir. Ama işte burası “yeninin” doğduğu yerdir.
Sarılma ihtiyacın gerçek. Ama bunu karşıladığın adres, seni inciten kişi olmak zorunda değil. Kendine sarılabilirsin mesela, yastığına sarılıp hafif hafif sallanabilirsin. İlk başta bu yeterli gelmeyebilir. Hatta eski alışkanlıklarına dönme isteği çok güçlü gelebilir. Başka türlü geçmeyeceği için değil; başka türlüsünü henüz bilmediğin için… İşte tam da burada kalabilmek önemli.
O anlarda kendine şöyle söyleyebilirsin: “Şu an hissettiğim sadece bir duygu. Ve bu duyguyu hissedebilirim. Canım acıyor ve bu çok normal. Ama bu duygu geçecek. Ve şu an kendimle kalabilirim. Bunu yapabilirim ve bunu yapmak istiyorum.”
Belki bir çay alırsın eline. Belki kısa bir yürüyüş yaparsın. Belki sadece oturup beklersin. Ama bu kez şunu seçersin: Duygunu bir başkasına yönlendirerek değil, kendinle kalarak yaşamayı. Zihninin anlamlar ve hikayeler üretmesine, birilerini suçlamasın izin vermeyerek…
Çünkü o duygu senin içindedir. Ve onu regüle edebilecek tek kişi de sensindir.
Kolay mı? Değil. Ama mümkün. Uzun yıllardır bildiğin bir yolu bırakıp, yenisini deniyorsun. Bu yüzden zorlanman çok doğal. Ama her canın yandığında yeni yolu biraz daha denersen, zamanla otomatik tepkilerin değişmeye başlar. Beden hemen inanmayabilir. Ama artık başka bir ihtimalin var olduğunu bilir.

Tekrar etmiş olacağım ama regüle olma ihtiyacını tek bir kişiye bağlamak, bizi o kişiye bağımlı hale getirir. Ve o kişiye farkında olmadan şu rolü yükleriz: “Beni sakinleştir.” Bu da döngüyü tekrar tekrar üretir.
Asıl soru şudur: Değişmek için o kişiden uzaklaşmaya, bağımlılıkla gerçek bağ arasındaki farkı görmeye hazır mısın? O boşlukta kalabilmeye, o duyguyu taşımaya, kaçmadan beklemeye? Terk edilmekten, yalnız kalmaktan, hata yapmaktan ya da elalem ne der diye düşünmekten korktuğunu fark edip, o duyguların içinden geçmeye?
“Birine sarılma isteğim var. Ama sarılamadığımda da yıkılmıyorum.” İşte özgürlük tam burada başlar. Zamanla duyguda ve o boşluk hissinde kalabilme kapasiten artar. Durmak eskisi kadar zor gelmez. Ve bir gün fark edersin ki duyguların hâlâ var ama artık seni ele geçirmiyorlar. Hani bazen “içimden bir canavar çıkıyor” deriz ya… Belki de artık o canavarla tanışma vakti gelmiştir 🙂
Önemli not
Bu yolculukta, bazı anlarda yine eski döngülere dönmen çok olası. Yıkılıp, o anın içinden geçtikten sonra gelen geçici rahatlamaya kapılabilirsin. Bu, sürecin bir parçası. Ama eğer tekrar eden döngüler seni ve ilişkide olduğun insanları yoruyorsa, denemekten başka bir yol da yok.
İlginizi çekebilir: Pişman olmamak mümkün mü?