Meditasyon yapmak ya da yapmamak, işte bütün mesele bu!

Meditasyon, Yoga pratiğinde en önemli basamak, hatta Yoga yoluyla kendi içinde derinleşmek isteyen birisi için olmazsa olmazdır. Aslında tüm o asana (poz) çalışmalarının sebeplerinden biri, daha iyi ve uzun bir şekilde meditasyona oturabilmek için değil mi zaten? Meditasyona oturmak neden mi bu kadar önemli? Gel şöyle bir bakalım şu konuya.

Meditasyon Latince kökenli bir kelime olup “derin düşünme” anlamına gelmektedir. Türkçe karşılığı tefekkür olarak çevrilebilir fakat bu anlamlarından daha geniş ve kapsayıcı özelliklere sahiptir. Meditasyon birçok inanç sisteminde yaygın olarak kullanılan bir uygulamadır. İnanç sistemlerinin amacı kişinin kendini, kendi üzerinden yaratılışını ve bunun ötesinde yaratıcıyı anlamak olduğu için meditatif uygulamalar burada devreye girmektedir. Maddi dünyada, fiziksel bir bedende manevi yaradılışa sahip insanoğlu, maddi ve manevi tarafını birleştirebilmek için sürekli bir çaba halindedir. Kim olduğunu sorgulayan ve ne olduğunu anlamaya çalışan insan, en temel varoluşsal soruları sormaya başlamış ve zamanla aradığı bütün cevapların dışarıda değil, sadece kendi içinde olduğunu fark ederek, kendi içine doğru yönelmiştir.

Bu zaman diliminde yaşayan bizler, ne bu sorulara cevap arayan ilk insanlarız, ne de son olacağız. Kendi maneviyatını aramanın vaktine gelmiş herkes bu soruları sormaya başlayacak ve bu yollara zaten girecektir. Bu arayışların işaretlerini aslında yüzyıllar önce yaşamış çeşitli toplumların geride bıraktığı işaretlerden görmekteyiz.

Örneğin Antik Yunan toplumunun en önemli eserlerinden biri olan Yunanistan’ın kuzeyinde, Delphi kasabasında bulunan Apollon tapınağının girişinde yazan “KENDİNİ BİL” ifadesi bunun en açık örneklerinden biridir. Yıllardır beynimin bir köşesine kazınmış bu ifade üzerine çok düşünmüşümdür. Kendini bilmek ne demek? İnsan kendini nasıl bilebilir? Keşke düşünmekle anlayabilsek bütün bunları. Sevgili Echart Tolle’un Şimdinin Gücü kitabında belirttiği üzere düşünce, geçmişe ait öğrenilen bilgilerin tekrarlanmasından ibarettir. Zaten insan bilmediği bir şeyi nasıl düşünebilir ki? İşte tam burada meditasyon devreye giriyor. İnsanın kendini anlamasını, bilmesini sağlayan muhteşem teknik.

Günümüzde teknoloji, bilgi iletişim sistemlerinin çoğalması ve yaygınlaşması sayesinde artık dünya küçük bir köy haline geldi. Doğunun ruhani bilgeliği batıya, batının ileri teknolojisi doğuya açıldı ve insanlar her bilgiye ulaşır hale gelmeye başladı. Bu sayede yoga ve birçok ruhsal öğreti batıda tanınmaya ve bilinmeye başladı. Ne güzel ki artık günümüzde dünyada birçok insan düzenli Yoga ve meditasyon pratiği yapmakta ve kendini tanıma, anlama yolunda ilerlemekte.

Aslında kişi Yoga-meditasyon pratikleri yapmıyor olsa bile başta belirttiğim gibi, her kıtada birçok inanç sisteminde bu uygulamalar zaten mevcut. İslamiyet’te tasavvufu ele alacak olursak, tasavvufta kişinin kendi ile baş başa kalıp, kendini anlaması için halvete çekilmek gibi bir uygulama mevcuttur. Genellikle 40 gün süren bu uygulamada, kişi karanlık bir hücreye çekilerek, yoğun manevi pratikler ile kendinin derinliklerine inmeye çalışır. Adı meditasyon olmasa da niyet aynı ve teknikler benzerdir. Ayrıca Budist öğretilerin hepsinde, Kabala öğretisinde ve birçok Şamanik ritüelde adı meditasyon olsun olmasın, benzer yöntemler kullanılmaktadır.

Peki birçok öğreti ve spiritüel uygulama neden bu tekniği kullandı ve kullanmaya devam ediyor? Bütün bu öğretilerin buna ortak cevabı ise “Gerçeğin insanın kendi içinde saklı olduğudur.” Hatta Analitik psikolojinin kurucusu, İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung’un da söylediği gibi “Dışa bakan rüya görür, içe bakan uyanır.”

Bu anlatılan “gerçek” ya da “uyanma” ne yazık ki kelimelerle tarif edilebilecek bir kavram değil. Zaten bu yüzden sadece uygulama düzeyinde anlaşılabilen bir olgu. Dünya üzerinde yaşarken bu kavrayışa erişen Buda’dan tutun da Mevlana’ya kadar hepsi, bu yolda gitmek isteyenlere sadece yol göstermiş ve ilham olmuşlar.

Konuya bir de modern bilim alanından bakacak olursak, beyin, yapısı ve işleyişi hakkında yapılan binlerce araştırmaya rağmen hala gizemini korumaktadır. Kapalı, sihirli kutu olan beynin harikalarını günlük hayatımızda yaşamaktayız, fakat onun nasıl işlediğini ve kapasitesinin daha ne kadar olabileceği hakkında hala birçok soru işaretimiz bulunmakta. Nedenleri anlamaya takılmaktan ise cevapları göremez haldeyiz.

Düzenli meditasyon uygulaması yapan kişilerde beyin kimyasında ciddi pozitif değişikler meydana gelmektedir. Beyin nöro-kimyasını düzenleyen birçok nörotransmitter (sinir sisteminde mesajcı olarak iş gören moleküller) seviyeleri dengelenmekte, bize mutluluk ve huzur getirdiği bilinen nörotransmitterler ciddi ölçüde artmaktadır. Beyinde davranışlarımızdan, duygularımızdan ve kişiliğimizden sorumlu tutulan bölgelerin volümlerinde ölçümlenebilir düzeyde anlamlı artışlar gözlemlenmektedir. Bu etkiler sayesinde, istemediğimiz, bize ve etrafımıza katkısı bulunmayan davranış ve duygulardan kurtularak, kendi içimizdeki doğal huzuru ve mutluluğu hissetmemize olanak vermektedir. Hayatımızda iyi yönlü bir değişime katkı sağlayarak, kişiye farkındalık katmaktadır.

Ayrıca kişinin zeka kapasitesinde belirgin bir artış meydana gelmektedir. Beyinle ilgili birçok kitap ve belgeselde de anlatıldığı üzere biz nöronlarımızın arasındaki bağlantı sayısı kadar zekiyiz. Yani kişi nöronlar arası bağlantı sayılarını ne kadar çok artırır ise zeka kapasitesi o derece yükselmekte ve beyni daha fonksiyonel olarak kullanım kapasitesi artmaktadır.

Meditasyonun diğer bir faydası ise kişinin konsantrasyonunda anlamlı derecede artış sağlaması. Dikkat dağıtıcı unsurların çok yoğun olduğu günümüzde, birçok insan uzun süre bir şeye odaklanmada sorun yaşamakta, dikkatleri kısa sürede dağılmaktadır. Zamanında sadece çocuklarda görüldüğü düşünülen dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu artık birçok yetişkinde tanı almamış şekilde belirgin olarak görülmektedir. Kişinin dikkati başka düşünceler tarafından sürekli bölünmekte, günlük yaşamda küçük de olsa hafıza problemleri yaşamaktadır. Bu durumlar sıradan ve olağanmış gibi görünse de, kişilerin hayatının her alanında onları kısıtlayan, başarılı olmalarını engelleyen ve hatta yaşamlarını zorlaştıran bir faktördür.

Spiritüelliği bilimden, bilimi spiritüellikten ayrı düşünme yanılgısına düşmeden, her iki alanın aynı anda insana, kendinin ne olduğunu anlama konusunda hizmet ettiğini görmek gerekiyor. Tek sıkıntımız daha birçok uygulamanın etkisinin bilimsel olarak ispatlanamamış olması. Fakat uygulandığında etkileri gün ışığı gibi ortada.

Bundan yüzyıllar önce içinde yaşadığımız dünya hakkında insanlığın bilgisi çok kısıtlı iken, insanlık bugün dünyanın çoğunu keşfederek rotasını içinde yaşadığımız evrene çevirmiştir. Bir yandan da kuantum fiziği ile atom altı evreni anlamaya çalışıyor. Makrokosmos ya da mikrokosmos. İnsan ne zaman ki kendi gerçeğini keşfetmek için bir çaba içine girerse hem makrokozmosu, hem de mikrokozmosu anlamaya ve keşfetmeye başlayacak. Meditasyon bu keşifte kullanılacak araçlardan birisi.

Meditasyonu ister psikolojik sağlığınız, ister manevi tarafınız için yapın hiç fark etmez, düzenli yapıldığında, bir gün sizi elbet düşündüğünüzden öte anlayış ve kavrayış düzeyine getirecektir.

Meditasyon yapmak yada yapmamak, İŞTE TÜM MESELE BU!

Meditasyon ( Anapanasati Tekniği)

 

İlginizi çekebilir: Tüm cevaplar sende gizli: Bedeninin bilgeliğini ne kadar dinliyorsun?

Burak Ayhan
1987 yılında, Akdeniz'in sıcakkanlı şehri Mersinde gözlerini dünyaya açan Burak, kendi kişisel öyküsüne başlamış. Herkes gibi kendi öyküsünün kahramanı olan bu şahıs, üniversitede tıp ... Devam