Kişisel algılama alışkanlığınızı dönüştürün: Objektif bir bakış açısı kazanmanın yolları

“Hiçbir şeyi kişisel olarak algılamadığında, gerçekten özgür olmuşsun demektir.”
-Don Miguel Ruiz

Arkadaş çevrenizde, iş ortamınızda ya da romantik ilişkilerinizde aslında sizinle hiç alakası olmayan bir durumu kişisel algıladığınız için moralinizin bozulduğunu hissettiğiniz oldu mu? Ya da aslında, sizi hiç ilgilendirmeyen, sizin için söylenmemiş bir eleştiriyi üstünüze alınıp bütün gün üzerine düşünüp durduğunuz?

Kişisel algılamak ne demek, neden kişisel algılıyoruz?

“Servisten inerken bana iyi akşamlar demedi. “, “Sabah günaydın dedim cevap vermedi.”, “Onlar buluşmuş ama beni kimse çağırmadı.”, “Bir şey sordum, cevap verirken yüzüme bile bakmadı.”… Tanıdık gelen cümleler mi size? Belki de daha bugün buradaki örneklere eklenebilecek benzer bir şey yaşamışsınızdır, kim bilir… Gerçekte sizinle hiçbir ilgisi olmayan bir tepkiyi üzerinize alındınız ve bütün gününüzü kötü etkilemesine izin verdiniz.

Kısaca tanımlamak gerekirse; kişisel algılama, başkalarının söylediklerinden ya da yaptıklarından kendimize pay çıkararak küçümsendiğimizi, eleştirildiğimizi ya da suçlandığımızı hissetme durumudur. Bu durum, enerjimizin düşmesine, kendimizi kötü hissetmemize, motivasyonumuzun azalmasına, öz güvenimizin zedelenmesine ya da zihinsel ve ruhsal olarak kendimizi yormamıza neden olabilir. Duygusal olarak oldukça yıpratıcı bir durumdan kurtulmak ve hatayı kendimizde aramaktan vazgeçmek için bir şeyleri nasıl kişisel algılamayacağımızı öğrenmemiz gerekir.

Kendimizi kişisel algılama zincirinden kurtarmak için, kişisel algılama konusuna farklı bir bakış açısı getirmiş Dört Anlaşma Kitabı’nın yazarı Don Miguel Ruiz‘in sözlerine de kulak verebiliriz: “İnsanlar bana “Miguel sen iyisin.” dediklerinde bunu kişisel algılamam, “Kötüsün” dediklerinde de. Siz mutluyken bana “Miguel sen bir meleksin.” diyebilirsiniz ama kızgın olduğunuzda bana “sen şeytansın” dersiniz.”, diyor. Don Miguel Ruiz, Dört Anlaşma kitabında bize kendimizi kendimizden kurtarmamız gerektiğini anlatıyor. Bunun için de dört anlaşma sunuyor. Bunlardan bir tanesi ve belki de en önemlisi de “Hiçbir şeyi kişisel algılamamak“. Ruiz, kitapta başkalarının yaptıklarının, söylediklerinin bizden daha çok kendilerini ilgilendirdiğini, bu nedenle bize karşı söylenmiş olumsuz bir şeyin sebebinin aslında söyleyen kişi olduğunu fark etmemizi öğütlüyor.

Zaman zaman bu “kişisel algılama” kötülüğünü kendimize yapabiliyoruz ama artık buna bir son vermenin zamanı geldi de geçiyor. Hepimiz farklı bakış açılarına, farklı anlayışlara, farklı ifade tarzlarına sahibiz; bu nedenle kendimizi ne kadar doğru anlatmaya ya da karşımızdakini ne kadar doğru anlamaya çalışsak da uzlaşmakta zorlanıp iletişim kurarken bağlantı kopuklukları yaşayabiliyoruz. Tam olarak anlaşmayı sağlayamadığımızda da ortada olan bir durumu ya da konuşulan bir sözü kişisel algılama eğiliminde olabiliyoruz.

Herkesin kendi yolunda biricik olduğunu kabul ederek ve Don Miguel Ruiz‘in sözlerini aklımızda tutarak bir şeyleri kişisel algılamak yerine neler yapabileceğimizin cevabını bulalım:

Kişisel algılamanın önüne nasıl geçeriz?

Karşınızdakinin açıklık getirmesini isteyin.

“Ne demek istedin?”, sizi olayları kişisel algılamaktan kurtaracak bir kaçış cümlesi olabilir. Patronunuzun üstü kapalı cümlelerinden sonra söylenenleri kişisel algılayıp üzülmeye başladınız, hemen orada durun. Gidin ve sorun, “Ne demek istediniz, ben tam anlayamadım.”. Bırakın, asıl anlatmak istediği ne ise farklı cümlelerle kendini tekrar ifade etsin. Eşinizle bir sorun yaşadınız, size neden öyle davrandığını anlamadınız. Gidin ve ona da sorun. “Asıl sorun nedir, ne demek istedin, böyle davranmanın altında başka bir şey olabilir mi?”. Kendinizi gereksiz yere üzmek yerinize karşınızdaki kişiyle iletişime geçin.

Olumsuz inançlarınızı sorgulayın.

“Neden?” kendinize sormanız gereken en önemli soru. “Neden bu durumu böyle algılıyorum, neden bu şekilde düşünüyorum, neden söylenilenleri kişisel algılıyorum?”. Basit bir örnekten yola çıkacak olursak, selam verdiğiniz birinin size geri selam vermemesi belki de anlam yüklemeniz gereken bir şey değildir. Belki bu durum size kabalık ya da nefret göstergesi olarak öğretilmiştir, kalıplarınızda o vardır ama karşı taraf için aynı şey geçerli olmayabilir.

Sizinle ilgili olmadığını kabul edin.

Biz insanlar, hayatımızın ilk yıllarından itibaren “ben merkezci” olmaya, yani olan biten her şeyin ortasına kendimizi koyma eğilimindeyiz. Bu da, bir şeyleri kişisel algılamamak üzerine verdiğimiz savaşta önümüze engel olarak çıkabiliyor. Para üstünü verirken sinirli davrandığı için kasiyer size gıcık olmayabilir, belki de sadece iş yerinde kötü bir gün geçiriyordur ve bunu da davranışlarına, tavırlarına yansıtıyordur.

Spotlight effect” söylemini hiç duydunuz mu? Sanki herkes bize bakıyormuş, bizi izliyormuş hissi yaratan; görünüşümüzün, yaptıklarımızın başkaları tarafından fazlasıyla fark edildiğini düşünme eğilimi olarak tanımlanan bu terim, Türkçe’de “sahne ışığı etkisi” olarak karşılığını buluyor. Eğer, bu yanılgıya sahip olduğunuzu düşünüyorsanız bir şeyleri kişisel algılamanızın altında yatan sebep bu olabilir. Oysa ki, herkes kendisiyle bu kadar meşgulken, sizce sandığınız kadar sizin yaptıklarınızla ilgileniyor olabilirler mi?

Herkesin farklı olduğunu ve kimsenin birbirini sevmek zorunda olmadığını fark edin.

“Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?” ne güzel söylemiş Nazım Hikmet… Bazen karşımızdaki kişinin de bizim gibi davranmasını bekliyoruz; düşüncelerimizi paylaşsın, olaylara aynı yaklaşsın, benzer cümleler kursun istiyoruz. Ne yazık ki bu mümkün olmadığı gibi, karşımızdaki kişiye de haksızlık. Herkesin kendine özgü bir tarzı var ve ifade etmek istediklerini  kendi cümleleriyle anlatma hakkı. Onun söyleyeceklerini değiştiremeyeceğimiz için kendi bakış açımızı değiştirmek ve söylenenleri kişisel algılamaktansa gerçekten ifade edilmek istenenin ne olduğuna odaklanmalıyız.

Kendinize şefkat gösterin.

Önce kendinizi kabul ederek ve kucaklayarak işe başlayın. Kim olduğunuz, neyi nasıl yaptığınız, sadece sizi ilgilendirir. Başkalarının ne düşünüp yaptığı da onları. O yüzden söylenen her şeyi üstünüze alınmayı, altında başka anlamlar aramayı, kendinizi başkalarının sözlerine ya da davranışlarına göre yargılamayı bırakın. Varsın, komşunuz o gün günaydın demesin, siz kendiniz olmaktan vazgeçmeyin.

Tam olarak karşınızdaki kişinin ne demek istediğini anlamadığınızda ya da olayları kişisel algıladığınızı düşündüğünüzde kendinizi bu girdabın içinden çekmek ve bakış açınızı değiştirmek için bu yöntemleri deneyin; özgürleştiğinizi hissedeceksiniz.

Yeni bir hikaye oluşturun.

Geçmiş deneyimlerimiz, hayatımızda çok fazla etkiye sahip. Duyduklarımız, gördüklerimiz, yaşadıklarımız, inançlarımızı; kim olduğumuzu; dünyayı algılayış biçimimizi doğrudan etkiliyor. Geçmişte sahip olduğunuz bir deneyim, bugün yaşadıklarınızı yorumlamanızı değiştirebiliyor. Birisi geçmişte iyi yemek pişiremediğinizi söylediği için bununla ilgili bir konuyu hemen üstünüze mi alınıyorsunuz? O zaman o hikayeyi unutun. Yenisini kurun. Evet, belki yemek pişirme konusunda iyi değilsiniz ama insan ilişkilerinde çok başarılısınız. Belki de gerçekten yemek yapmakta iyi olmadığınıza odaklanmak istiyorsunuz; o zaman bunu fırsat olarak görün ve kendinize bir şeyler katarak bu inancı dönüştürün. Kendinize yemek işinde çok iyi olduğunuz yeni bir hikaye yaratın.

Tepkinizi göstermek için kendinize zaman tanıyın.

Yukarıdaki tüm adımlara rağmen bir şeyleri kişisel algılıyor ve buna cevap vermek istiyorsanız düşünmek ve sakinleşmek için kendinize zaman tanıyın. Bir şeyleri kişisel algıladığımızda olaylara daha duygusal yaklaşabiliyoruz; bu da öfkemizi, sinirimizi, üzüntümüzü daha keskin bir şekilde karşı tarafa yansıtmamıza sebep olabiliyor. “Sen ne diyorsun?” diyerek karşı  tarafa saldırmadan önce kendinize zaman verin. Nefes almak, sakinleşmek, mümkünse meditasyon yapmak, sonraki adımınızı düşünmek, söylenileni ya da yapılanı yeniden gözden geçirmek için ortamdan uzaklaşın. Belki karşınızdaki sizi yargılamıyordu ya da küçümsemiyordu, siz kişisel algıladınız. Tepkinizi uygun bir şekilde göstermek için ihtiyaç duyduğunuz alanı kendinize yaratın. Öfkeyle kalkıp zararla oturmayın.

Yazıda geçen Dört Anlaşma kitabını incelemek ve satın almak için tıklayabilirsiniz.

İlginizi çekebilir: “Kişisel olarak algılamama” sanatı

Kaynak: tinybuddha

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!