Kişiler arası ilişkilerimizdeki mevcut durumumuz: Günümüzden mi kaynaklanıyor, yoksa erken dönemlerimizden mi?

Erken deneyimler ve şemalar, etkileşim ritmleri, teröpatik süreç üzerine…

İnsan dünyaya geldiği andan itibaren iletişim kurarak ihtiyaçlarını gidermeye çalışmıştır. Yaşamın ilk dönemlerinde ebeveynlerle (anne, baba vs.) kurulan ilişki, yaşamın sonraki dönemlerinde kurulan ilişkileri belirlemede önemli role sahiptir. Bireyin ilk zamanlardaki içselleştirmelerinin yarattığı kaygı ne derece karşılanırsa (tepkilerin tutarlı, doyurucu, tamamlayıcı olması bakımından) bu duruma bağlı olarak daha sonraki dönemde ötekini kaybetme korkusu, özerklik durumları bir o kadar belirgin yaşanmaktadır.

Kişilik gelişimi ve davranışların temeli bu dönemdeki ilişkimize bağlı olarak yapılanmaktadır. Kişiler arası ilişkiler; algılanan ebeveynlik stilleri, erken dönem uyumsuz şemalar ve kendilik algısı beraberinde yine erken dönemde çevreyle kurulan ilişkiler ve deneyimler sonucu oluşmaktadır. Ve tüm bu önemli noktaların, bireylerin kişiler arası ilişki biçimlerini etkilediği, ilişki deneyimlemelerinde ortaya çıkmaktadır. Burada önemli olan bireyden çok bireyin dış dünya ile kurduğu ilişki biçimleridir.

Bizler, ilişki biçimlerimizi aslında etkileşim ritmlerimiz ile belirlemekteyiz. Yani ilişkideki yoğunluğumuz, zamanlamamız ve ilişkiyi nasıl yapılandırdığımız ile. Kişiler arası ilişkilerde duygu, düşünce ve davranış stilleri yani kişiler arası dinamizmlerin, ilişkinin yapısını etkilediğini, ilişkiye katkımızı göstermekte olduğunu, beraberinde gelen tanışıklık ve samimiyetin ise ilişki yoğunluğunu etkilediğini bilmekteyiz. Bu ritmlerin nasıl işlediği ise hem bizim iletişim kurma biçimimizi göstermekte hem de psikopatolojiyi anlamada bize yardımcı olmaktadır.

Sağlıklı ilişkiler mi kuruyoruz yoksa çoğu ilişkimizde başarısız mıyız?

Yetişkinlik dönemlerinde karşımıza çıkan psikopatolojik hastalıkların temelinde çocukluk ve ergenlik döneminde kurulan problemli kişiler arası ilişkilerin bulunduğu birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. Olumsuz şemalar ve problemli kişiler arası ilişkilere bir örnek olarak şöyle bir durumdan bahsedebiliriz:

Birey ilişki sürecinde öfke duygusunu bir tehdit olarak algılayan bir şemaya sahipse, öfkesini sözel olarak ifade etmeyecek, sözel olmayan iletişiminde ise öfke duygusu gözlemlenecektir. Başka bir örneğe bakacak olursak; psikolojik olarak olumsuz, uyumsuz bireyler davranışları itibariyle ilettikleri mesajların farkında olamadıklarından aldıkları memnuniyetsiz, ya da daha karışık duygu ifadelerini içeren geri bildirimleri adlandıramamakta ve ortaya çıkan patolojik durum süreklilik göstermekle birlikte ilişki kuramaz hale gelinmektedir. Bu bireyler geçimsiz olarak damgalanmaktadır. Olumsuz duygulanımlara ve uyumsuz davranışlara yol açtığı halde şemalar bireye doğru gelmektedir, şema bireye tanıdıktır, bireyce bilinir.

Bireyler kendilerini şemalarını tetikleyen durumlara daha yakın hissetmektedirler. Bu durum uyumsuz, olumsuz şemaların temelini sağlamlaştırıcı ve sürdürücü olmaktadır. Aynı zamanda bu durum bireylerin şemalarının farkında olmamalarına ve bu şemaların dirençli olmasına da yol açmaktadır. Güvenli bağlanma, özerklik, duygu ve düşünceleri ifade edebilme, olumlu benlik algısı, amaç ve gelişim gibi maddesel bazda üzerinde durulacak gereksinimler doyuruldukları takdirde, ilişkilerde etkin iletişim kurabilen, ilişkileri yönetebilen, farklı ortamlara uyum sağlamada rollerinin farkında olan bireyler haline gelmek bir sonuç olacaktır.

İlgili yazı: Karşınızdaki kişiye bağlanma şekliniz ilişkinizi nasıl etkiliyor?

Kişiler arası ilişkilerde teröpatik süreç ise, öncelikle bilgilendirmek, farkındalık yaratmak ve işbirliği sağlamak adına psikoeğitim vermek, kişiler arası envanterden yararlanarak bireylerin hayatındaki önemli kişileri ve ilişki biçimlerini anlamak, ilişkilerde yaşadığı çatışmalarda hangi yollarla başa çıkıldığının anlaşılmasını sağlayarak bu durumun farkına vardırmak, yaşanılan/yaşanılmış ilişkilerin niteliği, süresi ve mevcut durumu üzerine konuşmak, mevcut ilişkileri etkilediği düşünülüyorsa erken dönemdeki gelişimsel sürece ve deneyimlere bakmak (şemalar, benlik algısı üzerine konuşmak), belirti ve kaygılara dayanarak problem alanı belirlemek (bitirilmemiş iş/çözülmemiş yas, rol çekişmeleri, rol geçişleri, kişiler arası yetersizlikler) şeklinde işlemektedir.

İdil Arasan Doğan
Üsküdar Üniversitesi Uygulamalı Psikoloji Yüksek Lisans Bölümündeki öğrenciliğiyle birlikte alanda akademik çalışmalarına başlamıştır. 2016 yılı itibariyle de akademik çalışmaları beraberinde bireysel gelişim, ebeveyn danışmanlığı, ... Devam