X

Kimler Geldi Kimler Geçti

Netflix Türkiye yapımı Kimler Geldi Kimler Geçti adlı dizinin ikinci sezonu yayınlandı geçen hafta. Ben de oturup izledim tabii hemen.

Dizide bir sahne vardı, sanırım beşinci bölümün başında. Leyla, arkadaşlarının çocuğuna bir masal anlatıyor ve şöyle diyor:

“Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar demiş Tolstoy. Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” Ve devam ediyor anlatmaya…

Birkaç cümle sonra, aslında bu cümleyi Tolstoy da söylememiş ama kimin söylediğinin ne önemi var ki gibi bir şey diyor.

İşte o an, ne kadar doğru dedim ben de kendi kendime. Olay tam da buydu. Ne kadar gerçek, ne kadar sahici, ne kadar hayatımızdan bir cümle öyle değil mi? Kimin söylediğinin ya da ilk halinden nasıl evrilip bu şekle geldiğinin çok da önemi yoktu oysa ki. Önemli olan cümlenin verdiği mesajdı bana göre. Hani vardır ya kim işine nasıl gelirse öyle anlar diye bir söz. Bence bazı cümleler de vardır ki, düşüncelerimiz birbirinden ne kadar farklı olursa olsun, hepimizin anladığı tek bir anlam vardır o cümleyi duyduğumuzda, gördüğümüzde veya okuduğumuzda. Yaş, sınıf fark etmeksizin, hangi kültürden ya da dinden olduğunuzun bir önemi yoktur bunun için.

Gönül ister ki tüm sözler bu şekilde olsa. Ama olmuyor işte, ne yapalım…

Yazımın başlığını bilerek böyle seçtim. Neden diyecek olursanız iki sebebi var bunun aslında.

Serenay Sarıkaya başta olmak üzere, oldukça başarılı bir ekibin yer aldığı, bu kadar çok konuşulan bir diziyle ilgili  bir yazı olduğu gibi bir algı yaratmak da bir sebepti bu seçimimde, kimler geldi kimler geçti diyerek mecazi bir gönderme yapmak da vardı bugüne kadar edindiğim tüm ‘hobilerime’.

Hafta sonu arkadaşlarla çadır kampına gittik. Yılda birkaç kez gideriz, genelde yaz aylarında.

Bir akşamüstü sohbet esnasında baktım da etrafıma; bir yanımda gitar çalan bir müzisyen, bir yanımda bana göre dünyanın en güzel ve seksi dilini ana dili gibi konuşan bir Fransızca öğretmeni ve karşımda abim…

Abimi tanıyanlar, zaten onun yeteneklerini veya bilgilerini sıralamama gerek olmadığını bilirler.

Kendi alanlarında oldukça başarılı başka insanlar da vardı tabii aynı ortamda. O an, aklımda beliren ve de onlarla paylaştığım soru şuydu, peki benim yeteneğim ne?

Bunu daha önce de defalarca sormuştum kendime, belki de paylaştım da yazılarımda sizlerle. İşte yazımın başlığı tam da burada devreye giriyor aslında.

Kimler geldi kimler geçti…

Bu hayat ne hobiler, ne uğraşlar edindi bir bilseniz…

Piyanodan gitara, folklörden buz patenine, seramikten moda çizimine, daha şu an aklıma gelmeyen birbirinden oldukça farklı kulvarlarda denedim şansımı. Bazen hobimi işe dönüştürmeyi düşündüğüm zamanlar da olmadı diyemem doğrusu. Ama her birinde bir terk ediş, bir bocalama, bir heves kırılması yaşadım. Mesela 2 kez şarap kursuna gitmiş, üstelik bunlardan birisini de International Wine & Spirits Academy’nin (IWSA) İstanbul’da yer alan merkezinden edinmiş, sertifikayı alabilmek için sınava bile girmiştim, sanırım 9 ya da 10 yıl önce.

Sorun bakalım (abim bunu sık sık yapıyor) o eğitime ait şarap ile ilgili ne hatırlıyorsun diye; tek hatırladığım cümlenin, eğitmenimizin bize kırmızı et ile kırmızı şarap, beyaz et ile ise beyaz şarap diye bir kural yoktur, damak zevkinize hangisi uyuyorsa onu içmekte özgürsünüz (tam bu şekilde olmasa da içeriği buydu) dediğini…

Demem o ki, ne şaraba ne şarabın tarihçesine ait ne gitara ait ne de aldığım ya da edindiğim kısa süreli de olsa bir uğraşa ait herhangi bir bilgi ya da bir beceri kalmadı aklımda benim. Buna unutkanlığım mı sebep, umursamazlığım mı, yoksa burçlara inanmasam da yay burcu için çabuk sıkılır genellemesi mi bilemiyorum doğrusu. Ama ben de istemez miydim bir yeteneğim olsun, insanların ayakta alkışlayacağı?

Mesela müzisyenlik. Ah ne güzel bir iştir kim bilir…

Yakın dostlarım var mesela müzisyen, kimisi full-time bu işle meşgul olan, kimisi boş vakitlerinde anda arada ilgilenen, kimisiyse bu hobisini part-time işe çeviren. Duyuyorum elbet hepsinden bu işin zorluklarını da. Ama şu hayatta benim ve tahminimce birçok insanın en keyif aldığı şeyin müzik dinlemek olduğu da kaçınılmaz bir gerçek sonuçta.

Bir süre önce her güzelliğin bir çirkinliği vardır demişti bir müzisyen tanıdığım. Vardır elbette de, bir insanın yaptığı iş için düzenli bir şekilde takdir alması, en önemlisi hobisinden maddi ve manevi bir kazanç elde etmesi bütün çirkinlikleri sıfırlamıyor mudur sizce de?

Konumuz yine nereden nereye geldi. Ama alıştınız siz artık bana diye umut ediyorum sevgili okurlarım.

Bu arada aklıma gelmişken; yazılarımda ani konu değişiklikleri dışında fark ettiğim bir şey daha var. Giriş ve gelişmeyi bir şekil yapıyorum yapmasına da, sonuç bölümünde bir afallıyorum sanki. Ansızın konu bitiyor ama bir şeyler de havada kalıyor gibi. Bana mı öyle geliyor, yoksa sizde mi bu şekilde düşünüyorsunuz bilemiyorum ama, çocukluğumdan beri gittiğim onca kurs, aldığım onca eğitim, edindiğim onlarca hobinin yanında hiç bir eğitim almadan yapabildiğim tek şeyin yazarlık (onu da ne kadar iyi yapabiliyorsam tabii) olduğunu düşünüyorum. Bu bana babamdan geçmiş, doğuştan gelen bir yetenektir demek istiyorum istemesine de, biliyorum ki bu konuda yetenekliyim diyebilmek için muhtemelen bir ülkenin bütün fırınlarındaki ekmekleri yemem gerek.

Yazıyorum işte, öyle veya böyle. Keyif alıyor muyum bundan? Hem de nasıl! Kimi zaman anlaşılmasa da ben yazıyorum ya, ben anlıyorum ya, önemli olan odur belki de. Aynen yazımın ilk satırlarındaki sözde dediği gibi, bir insan bir yolculuğa çıkıyor ve hikaye başlıyor.

Ben de bir yolculuğa çıkıyorum yazmak ile, hadi şimdi başlasın benim hikayem de…

Kimler geldi kimler geçti ve bana bir tek yazı yazma sanatı kaldı ya, belki de en iyisi bu oldu. Oh be, iyi ki de oldu!

Sağlıkla sevgiyle ve en önemlisi, hayatınızın anlamı ile buluşacağınız günler dileğiyle…

İlginizi çekebilir: En büyük teşekkürlerim de sizlere

Gizem Okut: 1986 yılında İstanbul'da doğdum ve Kıbrıslı'yım. 2010 yılında DAÜ'de Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünü bitirdikten sonra Londra'da moda yazarlığı da dahil olmak üzere moda ile ilgili kurslara katıldım. Bir buçuk senelik bir Londra macerasının ardından tatil için gittiğim İstanbul'da ailemle kalmaya karar verdim ve İstanbul'da çeşitli firmalarda Stil Editörlüğü, Sosyal Medya Yönetimi, Müşteri İlişkileri gibi farklı pozisyonlarda çalıştım. 2016'da Kıbrıs'a geri dönmem ile birlikte üniversite yıllarımda staj yaptığım ve ülkenin en eski otellerinden olan Dome Hotel'de Misafir İlişkileri ve Sosyal Medya Yönetimi pozisyonlarında 2 yıl çalıştım. Daha sonra turizm sektörüne ait olmadığıma karar vererek ani bir kararla birbirinden tamamen farklı sektörlerde, birbirinden farklı işlerde çalıştım ve çalışmaya da devam ediyorum. Yazı yazmak, kitap okumak, müzik dinlemek, plajda vakit geçirmek gibi vazgeçemeyeceğim hobilerimin yanı sıra, seramik objeler yaratmak, bahçe ile uğraşmak, farklı tarifler denemek gibi hobilerim de mevcut. Şu hayattan istediğim üç şey; sağlık, barış, huzur.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale