Kendinizi nasıl yakalayabilirsiniz: Çırılçıplak kalana kadar üzerimizdeki maskelerden arınmak

Kendini yakalamak, her duyguda, her hareketin başlangıcında bizleri olduğumuz şeye, hani halihazırda olduğumuz değil de, öz dediğimize yaklaştıran Kars treni gibidir.
Birini gördüğünde içinden küçük harfler ile çemkireni yakalamak, bir diğeri için o kadar söz söylemiş olmana rağmen, yanardağın usulca çıkan külleri gibi sevgi yaydığını yakalamak…
Bir iş yaparken; daha başlangıcında, diğerlerinin yapacağı yorumları düşündüğünü yakalamak, selfie çekerken; görmesini istediklerinin görüntüleri kafandan bir bir geçerken, onların beğenisine yönlendiğini yakalamak…
Aslında iyidir derken; içinde püskürmeyi bekleyen ejderinin ağzının ucunda durduğunu yakalamak!
Kendini yakalamak en birincil işimiz.

Oysa bizler kendimizi, olması gerekene ikna etme halindeyiz ve bu bizim doğalımız olmuş.
İyi biri olmak dedikleri pencerenin sınır çizgileri içine oturma çabamız, asıl olup bitenin üzerine ince bir tül perde çekmiş.
Bu durumda hala gerçeklikten, hala samimiyetten ve özellikle de “otantik” olmaktan bahsetmemiz kara mizah gibi.
Kişisel olarak gelişeceğiz diye, kendimizi duygusal hapishanelere tıktık.
Kızmanın, pis bir insanı sevmenin, saygı diye sertliğin ve değişmezliğin, özgürlük diye biat edişin elinden tuttuk.
Oysa özgürlüğün bunlar ile ne ilgisi olabilir?
Diğerlerinin çizdiği dünya tanımına sığma çabamız bizi merkezimizden uzaklaştırdı.
Bu yüzden, tüm kimlikleri çıkarmaktan bahsettiğimizde herkes bir boşluğa düşeceğinden korkuyor! Çünkü zemin kendine ait değil, bilmediği topraklarda yemlenen tavuklar gibiyiz.
Merkezde olan soyundukça zenginleşirken, diğerlerinin otlağında yemlenenler soyundukça fakirleşiyor. Tabii ki bir süreliğine! Bu fakirleşme fark ettiriyor zaten nerede olduğunu, merkezinin ne kadar yakınında veya uzağında olduğunu!
Hepsine şükür bu yüzden!
Kendini yakala! İsteğin sana mı ait, olması gereken mi?
Doğru diye öğrendiğin şey mi, yoksa güdülendiğin mi?
Anlayınca her şey çok basit! Sadece yapmayarak yapıyorsun! Sadece yapmayarak oluyorsun, sen oluyorsun. O “ben” dediğinin olmadığı yere yürüyorsun. Bütün ne, algılayabiliyorsun!

Olmakla, ilerlemekle ilgili bir derdin olmasın, sen olmuşsun zaten! Sadece buna dair bir idrakin yok! “Eşsizlik” “otantiklik” dedikleri şey, kelime anlamıyla kendine has demek, şahsına münhasır. Bizi merkezde bekleyen şey bu, lotusun göbeğindeki “padme” bu. Oraya giderken, başkalarının doğruları ile gidemezsin, öğrenilmiş fikirler ile gidemezsin, çaba ile gidemezsin, herkesin gittiği yoldan gidemezsin!

Nasıl mı gideceksin peki? Soyunarak… Ta ki; çırılçıplak kalana kadar, her soyunuşunda, her sıyrılışında bir adım daha yaklaşacaksın padme’ye.
Herkes kendisi gibi gidecek, kendi özütü gibi.
Çok zor değil, yakala kendini! Buldukların hoşuna gitmeyebilir ve oralarda “tanrı” olmadığını hatırla! Sen insansın, bir yeryüzü canlısı, bir yeryüzü yaratığı! Her şey tamam, düşüncelerin ne kadar cezalandırıcı, ne kadar öfkeli olursa olsun tamam… Sen kendini yakalayınca göreceksin sebebini ve azalacak öfken git gide.. Sadece yakala! Her an, her durumda yakala.
Vazgeçme kendinden, gözün üzerinde olsun!
Sonra gün gelecek güleceksin öfkene, kızgınlığına. Tanrı olmadığını hatırla demeyeceğim burada, tanrıda olmayan şey sende olmaz diyeceğim! Onu da sev ve kullanıp kullanmamak içindeki özüte göre değişecek bunu bil… 
Hepimizin evinde bıçak var, kaçımız insan öldürmek için kullanıyoruz?
Görünmez bıçaklarını kullanmayı öğren! Onlar birine karşı değil, bir duruma dair aletlerindir sadece! Yaşam kimsenin hakkına el uzattırmaz!

Bıçağın var diye hayıflanıp, kendini dövme, sadece kullanmasını öğren!
Yok sayıp utandığın, yargılayıp attığın şeyde usta olamazsın! Usta ol, belki bir, iki kesersin elini inceden, ama sonra iyi bir samuray olabilirsin! Duygularının ustası ol, hepsinin!
Ve böylece görebilirsin her şeyin sevgiden olduğunu. Yargının “ilahi komedya” olduğunu! İyi, kötü diye bir şeyin olmadığını ve bu kelimelerin durumu hiç anlatamadığını!
Kullandığın kelimelerin seni bu dualiteye sıkıştırdığını anlarsın… Konuşacak bir şey yok, yaşanacak çok şey var!
Yakala kendini, içinden konuşanı, sürekli dışarıda ve içeride diye ayıranı.
O mesafeyi daralttıkça, deneyimleyeceksin birliği!
Bir olmayacaksın! Zaten bir olduğunun farkına varacaksın.

Hadi!

İlginizi çekebilir: Bazen ne zor değil mi sadece içinden geçeni söylemek, sadece olduğun gibi davranmak?

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam