Kendini dinlemek: Tek yapman gereken akan suyu takip etmek

Çok söyleyecek söz yok, derinden akan yeraltı sularının şıkırtılarıyla ilerliyoruz. Öyle çağlayanlardan, fırtınalardan bahsetmeye kalksak sanki kulaklarımız tırmalanacak. Soğuk kış günü, her yeri kapatmış, şömine etrafında usulca ısınan bebeler misali, odun çıtırtısını ninni yapmış içimizde akan yeraltı sularının şarkılarını dinliyoruz.

Ara ara karanlık mağaraların en karanlık pasajlarında tınıyor debisi, ürksek de, dışarıda tipi var, mecbur buradayız… 
İçerisinin ve dışarısının tınıları farklı, “tin”i farklı!

Sanki her geçen gün biraz daha aşağılara iniyoruz, yavaşlamanın başka bir katmanında, dinlemenin, “kendini dinlemenin” bir başka haline deviniyoruz. Aklımıza eskiye dair o anı geldiğinde, isyanla “hayır, suçlu ben değilim” diyen, direnmeden dinlemeye az daha gönüllü sanki… 
Bu acelecisizlik, çocukluğa dair bir his, okul öncesine. Ondan sonra asla yaşamadığımız. Ama okuldan önce… Hep olduğun yerdeydin! Sanki hiç doğmamış gibi ananın karnından. Kangurunun yavrusu misali biraz da cepte dolaştığımız zamanlar hani… Tadı geldi mi diline?
Şimdi yine ordayız.

Sadece senin bildiğin o beden kokusu, ağız tadı içinde. Karında, yumak gibi duruyoruz.
Daha merkezden, daha yargısız bakıyoruz biriktirdiklerimize. Bu dolaştığımız yerlerde, her şey çok hassas çünkü. Öyle büyük laflar edip, çığlıklar atabileceğimiz yerler değil. Mazallah, bir haykırışta çökertiveririz kristal mağaranın duvarlarını!
Biz sadece usul usul akan yer altı suyunun peşinden gidiyoruz, sessizce, ılık nefeslerle…
Kabaca süpürdüğümüz kimliklerin, maskelerin ardında duran acının kilometrelerce derine gömülmüş tohumuna bakmaya gidiyoruz. Öyle “baltalar elimizde…” şarkılarıyla hoyratça yürüyerek değil, cücelerimizin hepsini dışarıda bırakarak!
Zarafetle.
saygıyla.
Nezaketle.
Şefkatle.
Keskinlikle.
Kusursuz bir acımasızlıkla.
Çırılçıplak.
Sessiz yürü, çok sessiz… Gafil avlamak için değil, saygıdan, terbiyeden.
Burası kutsal alan. Burası, sadece senin girip senin değiştirebileceğin senin kabenin toprakları. Burası senin kitabının yazıldığı yer.
Bu yolculuk, mabedine yolculuk.

Hislerin, yeraltı kaynak suları. Usulca, kendi zihninin gürültüsünden kurtularak, sessizce takip et onları. Seni karanlık düşlerine, anılarına çekse bile, az bir mesafeden izle ve geç. Akan suyu takip et, bazı yerler o kadar sıkışık olacak ki, iyice incelip küçülmen gerekecek, eğ boynunu ufal ve geç oralardan. Sakın dağılıp bırakma, su yolu senin yolun. Usulca yürü, yumuşacık sakin adımlarla… Sonra hiç beklenmedik o düzlükte bulacaksın mabedinin kutsal alanını.
Sadece akan suyu takip et.
Sadece ağzındaki tadı, bedendeki kokuyu takip et.
Zihnine, gözüne başka bir şey karıştırtma. Saf ol, safi sen ol.
Yargısız ve savunmasız.
Şimdi orada otur ve sadece;
Dinle.

İlginizi çekebilir: İçinizdeki tombul cücelere kulak asmayın: Yarın yok, şimdi var

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam