Kalp çakra üzerine çalışmalar 9: Dalgalar gibi önce çekilmek, sonra taşmak

“Adalet evrenin ruhudur…” 
Ömer Hayyam

Kalbimiz bilir değil mi? Kalbimiz her zaman, her an, her koşulda, her durumda gerçekten bilir. “Bana bir güç geldi yerimden kalktım ve kaşı koydum” diye anlatırız. “Bana bir mesaj geldi, bir sabah uyandım ve hiçbir şey düşünmeden, nereye gittiğimi bile bilmeden doğruca onun yanına koştum” deriz. “Bana bir güç geldi, bana bir mesaj geldi, bilet aldım, hiç düşünmedim, uçağa bindim gittim” deriz… “Bana bir mesaj geldi ve içimden sadece bunu yapmak geldi, ben de yaptım” deriz…

İşte böyledir kalbin gücü, bize o anlaşılmayanı anlatır. Umulmayanları yaptırır. Şimdi bugün kalp çakra ile ilgili çalışmalarımız kapsamında bir kavramı daha anlamayı ve daha iyi özümsemeyi istiyorum sizlerle birlikte… Hayatımızın zor kısımlarında nasıl kalbe bağlı kalırız? Sevgi elimizden gittiğinde, belki para kaybettiğimizde, belki yalnız kaldığımızda, belki konumumuzu yitirdiğimizde, yani hayatın “gücü”, hayatın bolluğu ve bereketi veya sağlığımız da olabilir, çekildiğinde ne olur? Nasıl bakmamız gerekir? Kalbimiz bize neyi anlatmaktadır? Neye sığınmalıyız ki o güzel yollarımızı kaybetmeyelim? Neye bakmalıyız ki o fenerin ışığını da yitirmeyelim, karanlıklarda boğulmayalım?

Şimdi bu yazımın başlığında da vurgulandığı üzere sizlerle birlikte hayatın çok temel bir kuramına bakalım istiyorum. Çekilmek ve daha dolu bir şekilde gelmek, yani taşmak, yani akmak. Evet, dalgaları örnek veriyorum; bir dalgayı düşünelim, nasıl oluşur?

Sadece akar, sadece öne doğru mu hareket eder? Hayır, cevabımız hayır. Dalga öncelikle çekilir, su kitlesi toplanır, bu hareketten sonra ancak bir dalga formu oluşur ve akabilir. Biz o heybetli yapıları ancak bundan sonra görürüz. Yani hayatın akması için önce bazı noktaların boşalması gerekir. “Nasıl” diyeceksiniz? Örneğin tuz moleküllerini ele alıyoruz; tuzlu suda bolca bulunan tuz molekülleri, hemen yan tarafa geçirgen bir zar ile daha az tuzlu bir su koyduğumuzda hızla o yöne doğru yol alacaklardır. Peki neden? Daha az tuzlu ortamdaki boşlukları doldurmak üzere…

Yani hayat da bu şekildedir. Tıka basa dolu bir dolaba yeni eşya giremez. Tıka basa dolu bir midemiz varsa, yeni yemek yiyemeyiz. Tıka basa dolu bir hayatımız varsa yeni olan bu hayata akamaz… O yüzden hayatımızdan gidenler aslında “hayatın akışının” parçasıdır. Hayat bizi yeni ile doldurmak istemektedir. Bugün azalan paramız ömür boyu bu şekilde mi olacaktır? Belki çok daha büyük bir akışla bize gelmek isteyen kısmetimiz için “yer açmak” gerekmektedir…

Bu yüzden hayata, kalbimize kırgınlıkla bakmayalım… Her “yer açma” eylemi daha büyük bir akışı mutlaka getirecektir. Hayat, dalgalar, sevgi, su, moleküller ve doğada gördüğümüz her şey böyle işlemektedir… Biz sadece zamanı beklemeyi ve “akışın” akmasına izin vermeyi bilelim yeter! Bugün boşalan bardak, yarın mutlaka dolacaktır. Bugün boşalan kalp, yarın mutlaka yeni bir aşk ile yanacaktır… Bugün azalan banka hesabı, yarın hayalimizin de ötesinde olacaktır. Yeter ki bilelim, yeter ki kalbimizle bilelim!

İlginizi çekebilir: Kalp çakra üzerine çalışmalar 8: Gönül koymadan “gönüle” koyabilmek

Pınar Özeken (Ulus)
2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini ... Devam