İnsanlar neden bu kadar tuhaf: Karen Horney’e göre nevrotik eğilimler

“Seni öldürmeyen şey tuhaflaştırır.”
Joker

Balzac’ın Le Peau de Chagrin adlı eserinin başkahramanı, bir duyguyu dile getirdiği zaman ömrünün kısalacağına inanır ve bu nedenle bunu yapmaktan kaygıyla kaçınır. Ama bir gün, boş bulunduğu bir anda bir arzusunu dile getirir ve arzusunun kendi içinde önemsiz olmasına karşın paniğe kapılır. Bu örnek, güvenliği tehlikeye düştüğü zaman nevrotik bir insanı kıskıvrak yakalayan büyük korkuyu açıklıyor. Eğer kişi kusursuzluktan, tam bağımsızlıktan ya da artık hangi ihtiyacı-standardı ağır basıyorsa ondan saparsa, her şeyini kaybedeceğine inanır. Nevrotik eğilimlerin baş sorumlusu da işte bu güvenlik ihtiyacıdır.

Günümüzde, özellikle de büyük şehirlerde, insanlar gittikçe birbirinden uzaklaşıyor ve yalnızlaşıyor. Yalnızlaşmanın, izolasyonun ve çeşitli toplumsal değişimlerin de etkisiyle, insan olmanın getirdiği çatışmalar ve sıkışmışlık duygusu bazılarının kaçınılmaz olarak “tuhaf” davranışlar göstermesine sebep oluyor. Yazılarımı takip edenler sürekli “iğneyi başkasına, çuvaldızı kendine batırmayı” vurguladığımı bilirler. İşte bu yazım da diğerlerinin tuhaflıkları üzerinden kendimizi tanımaya çalışacağımız bir yazı olacak.

Yukarıda bahsettiğim “tuhaflıkların” psikanalizdeki ismi nevrotik eğilimlerdir. Nevroz, kişinin dürtüleri ile yaşamı ve toplum arasındaki dengeyi sağlayamaması sonucu takıntılar, bağımlılıklar, fobiler, baş ve vücut ağrıları, yeme konusunda abartı, anksiyete, depresyon, öfke patlamaları, insanlarla ilişki sorunları, alkol vb. gibi alışkanlıklar şeklinde ortaya çıkan, organik temelli olmayan zorlantılı düşünce ve davranışlardır. Kişinin içsel çatışmaları ve çelişkili eğilimleri nevroza sebep olur. Psikanalist Karen Horney tüm insanlarda olan bu nevrotik eğilimleri, kişinin kendini tanımasına yardımcı olmak amacıyla açıklamaya çalışmış. Karen Horney psikoterapi vasıtasıyla kendini tanımak konusunda da şöyle diyor: “Birinin kendini tanıması her zaman hem arzu edilir hem de mümkün olarak değerlendirilmiştir. Psikoterapi, kişinin kendi potansiyelinin tamamını gerçekleştirmesinde bireye yardımcı olurken, elbette dünyanın sorunlarını çözemez ama en azından bu sorunlara aynı anda hem neden hem de sonuç olan sürtüşmelerin, yanlış anlamaların, nefretlerin, korkuların, kırgınlıkların, duyarlılıkların bir bölümünü netleştirebilir. Psikoterapi, zor bir dağ gezisinde hangi yolu tutmanın ya da hangi yoldan kaçınmanın doğru olacağını gösteren bir kılavuz gibidir.” 

Nevrotik eğilimler güvenlik ihtiyacındandır. Nevrotik eğilimleri olan kişi, eğer zorlantılı uğraşları, içsel ya da dışsal herhangi bir nedenle etkisiz kalırsa, hayati bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu duygusuna kapılır. Mükemmeliyetçi bir insan hata yaparsa (veya yapılırsa) panik ve öfke duyar. Zorlantılı bir sınırsız özgürlük ihtiyacı olan bir insan, ister evliliğe yönelik bir nişan olsun, ister bir kira sözleşmesi, herhangi bir bağ ihtimali karşısında korkuya kapılır. Ne kadar mantıksız görünürse görünsün, nevrotik eğilimler bir ihtiyaçtan kaynaklanır. Çünkü nevrotik eğilimler bir güvenlik hissi sağlar. Bu nedenle bu davranışları bırakmak zordur. Karen Horney nevrotik eğilimleri şu şekilde sınıflandırıyor:

Nevrotik sevecenlik ve onaylanma ihtiyacı. Böyle bir ihtiyacı ağır basan kişi otomatik olarak başkalarını memnun etmeye odaklanır. Ağırlık merkezi kendi içinde değil, başkalarındadır. Önemli olan tek şey “onların” arzu ve görüşleridir. Böyle kişiler kendilerini ortaya koymaktan korkarlar. En büyük korkuları, başkalarının onlara düşman olması ve kendi içlerindeki düşmanlık duygularının ortaya çıkmasıdır.
Yaşamın sorumluluğunu üstlenecek bir “eşe” duyulan nevrotik ihtiyaç. Böyle kişilerin ağırlık merkezi bütünüyle yaşama ilişkin beklentilerin tamamını yerine getirecek, iyiye ve kötüye olan tüm sorumluluğunu üstlenecek bir “eş” içindedir. Böyle kişiler sevgiyi gözünde çok büyütür. Çünkü sevginin bütün sorunları çözeceğine inanırlar. En büyük korkuları terk edilmek ve yalnız kalmaktır.
Kendi yaşamını daracık alanlarla sınırlandırmaya yönelik nevrotik ihtiyaç. Böyle insanlar başkalarından bir şey beklemez, az şeyle yetinir ve nesnel şeylere yönelik arzu ve hırslarını sınırlandırma zorunluluğu hissederler. Silik ve ikinci planda kalma isteğindedirler. Var olan beceri ve potansiyellerini küçümserler, en üstün değerleri alçakgönüllülüktür. Harcamaktan çok, saklama eğilimindedirler. Herhangi bir istekte bulunmaktan korkarlar. En büyük korkuları taşkın arzulara sahip sahip olmak ya da bunları ortaya koymaktır.

Genellikle yukarıdaki üç eğilim bir arada bulunur. Çünkü hepsi de zayıflığın benimsenmesini içerir ve yaşamı bu temelde düzenlemeye yönelik girişimlere sebep olur. Bunlar kendi gücüne güvenmemeye ya da kendi sorumluluğunu üstlenmemeye dayanır.

Nevrotik güç ihtiyacı. Başkaları üzerinde buyurganlık, bu kişilerin içinde bir özlemdir. Kendini bir yükümlülüğe, amaca, sorumluluğa adama ihtiyacı baskındır. Burada bireyin itici güç olması değil, belli bir rol oynaması yeterlidir. Başkalarının bireyselliğine, onuruna, duygularına yönelik temel bir saygısızlık vardır, ilgilenilen tek şey onların boyun eğmesidir. Güce hayranlık duyar, zayıflığı aşağılarlar. En büyük korkuları kontrol edemedikleri şeyler ve çaresizliktir.
Başkalarını kullanmaya ve mümkün olan her yoldan onlardan yararlanmaya duyulan nevrotik ihtiyaç. Böyle kişiler başkalarını temelde kullanılmaya elverişli olup olmadıklarına göre değerlendirirler. Parayı, cinselliği, duyguları ve fikirleri sömürü aracı olarak kullanırlar. Ve başkalarını kulanma becerisine sahip oldukları için gurur duyarlar. En büyük korkuları kullanılmak ve böylece aptal durumuna düşmektir.
Sosyal alanda göze çarpmaya ya da saygınlığa duyulan nevrotik ihtiyaç (güç özlemiyle birleşmiş olabilir de olmayabilir de). Bu kişiler her şeyi -cansız nesneler, para, insanlar, bireyin kendi nitelikleri, etkinlikleri ve duyguları- sadece saygınlık değerine göre hesaplarlar. Öz değerlendirmelerini bütünüyle sosyal alanda ne kadar benimsendiklerine göre yaparlar. İmrenilme ya da hayranlık duygusu uyandırmak için geleneksel şekilde davranabilir veya asi davranışlar gösterebilirler. En büyük korkuları dış koşullar veya içsel sebeplerle saygınlıklarını yitirmektir (küçük düşme/düşürülme, rezil olma korkusu).
Kişisel hayranlığa duyulan nevrotik ihtiyaç. Bu kişilerin öz imajları oldukça şişiktir (narsizm). Öz değerlendirmeleri sahip oldukları veya toplumca görülen özelliklerine göre değil, hayallerindeki bir imaja göredir. Öz değerlendirmeleri onların bu imajı gerçekleştirmelerinde başkalarının buna duyacağı hayranlığa bağlıdır. En büyük korkuları kendilerine duyulan hayranlığı yitirmektir (küçük düşme/düşürülme korkusu).
Kişisel başarıya yönelik nevrotik hırs. Böyle kişiler sundukları veya oldukları şeyle değil, etkinlikleriyle başkalarını geride bırakma ihtiyacındadır. Öz değerlendirmeleri, kendi zihinlerindeki en iyi sevgili, sporcu, yazar, işçi vb. olmalarına bağlıdır, yine de göze çarpma hayati bir önem taşır ve bunun yokluğuna içerlerler. Başkalarını dize getirmeye yönelik yıkıcı eğilimleri her zaman vardır ancak yoğunluğu farklılık gösterir. Derin bir kaygı eşliğinde de olsa, kendilerini büyük işler başarma doğrultusunda acımasızca kamçılarlar. En büyük korkuları başarısızlıktır (küçük düşme/düşürülme korkusu).

Yukarıdaki eğilimler, ortak özellik olarak başkaları karşısında mutlak bir üstünlüğe yönelik az-çok açık olan rekabetçi bir itkiye sahiptir. Ama bu eğilimler birbirine geçmiş ve birleşmiş olsa bile farklı bir bütünlüğe yol açabilirler. Örneğin kişisel hayranlık ihtiyacı toplumsal saygınlık önemsenmeksizin de var olabilir.

Öz-yeterliliğe ve bağımsızlığa duyulan nevrotik ihtiyaç. Bu kişiler kimseye muhtaç olmak istemezler. Bir etkiye boyun eğme veya tutsak olma tehlikesi içeren bir yakınlıktan kaçınırlar. Bu kişilerin tek güvenlik kaynağı insanlardan ayrı olmak ve mesafedir. En büyük korkuları başkalarına ihtiyaç duymak, bağlanmak, yakınlık ve sevgidir.
Kusursuzluğa ve hata yapmamaya duyulan nevrotik ihtiyaç. Böyle kişiler acımasızlık derecesinde mükemmeliyetçidir. Olası kusur ve hatalar zihinlerini çok meşgul eder ve kendilerini suçlama eğilimindedirler. Kusursuz olma nedeniyle başkaları karşısında üstünlük duyarlar. Hata ve kusur bulmaya eğilimlidirler. En büyük korkuları hata yapmak, eleştirilmek ve suçlanmaktır.

Bu eğilimleri gözden geçirirken karşılaştığımız bu çabaların ve tutumların hiçbirinin kendi içinde “anormal” olmadığını ve gayet insani davranışlar olduğunu düşünebiliriz. Hatta çoğumuz sevecenlik, öz-denetim, alçak gönüllülük ve başkalarının ilgisini isteriz ve bunları benimseriz. Öyleyse bu eğilimlere neden nevrotik eğilimler diyoruz? Bunun sebebi nevrotik eğilimlerin insani değerleri taklit ediyor oluşudur. Aslında nevrotik eğilimler taklit ettikleri insanca değerlerden yoksun olmakla kalmaz, kişinin istediği şeylere bile karşılık gelmezler, bu nedenle zorlantılıdırlar. Örneğin birey enerjisinin tamamını toplumsal saygınlık ya da güç arayışına yatırıyorsa, bu amaçları gerçekten istediğine inanabilir, ama aslında nevrotik kişi bunları istemeye itilmenin ötesinde hiçbir şey yapmıyordur. Bu, sanki kişinin kendisinin yönettiğine inandığı ama gerçekte uzaktan kumadayla yönetilen bir uçakta uçmasına benzer.

Karen Horney’in açıklamaya çalıştığı nevrotik eğilimlerden hangileri size tanıdık geldi? Bunlardan birine veya birkaçının kombinasyonuna yatkın olmanız, aslında sizin “güvenli” olarak bildiğiniz şeyi korumak istemenizden kaynaklanıyor. Anksiyete çağında yaşıyoruz ve “tuhaf” dediğimiz nevrotik eğilimlerde artış olması kaçınılmaz. Kendinizi tanımak için bu bilgiler bir başlangıç olabilir. Bu konuda daha detaylı çalışmak isterseniz [email protected] adresine eposta gönderebilirsiniz. Yazımı The Doors’un şu şarkısıyla bitireyim…

The Doors – People Are Strange

Kaynak
Karen Horney, Kendi Kendine Psikanaliz, Öteki Yayınları, Ankara.

İlginizi çekebilir: Düşüncelerimiz hayatımızı şekillendirir: Aaron Beck’in bilişsel terapisi

Aysel Keskin Psikolojik Danışman
2006 yılında Marmara Üniversitesi’nden mezun olduğumdan beri, henüz on yaşındayken karar verdiğim ve severek yaptığım Psikolojik Danışmanlık mesleğini yapıyorum. Yedi senelik kurumsal hayat tecrübemin ... Devam