İnsan kendi cümleleriyle kendi hayallerini sınırlar mı?

Kurduğunuz cümlelerin, hedeflerin, hayallerin farkında mısınız? Uçsuz bucaksız, derya denizlerde mi geziyor? Herkese gönül rahatlığıyla bahsedebileceğiniz gibi mi? Yoksa belirli sınırları olan, az da olsa kafi, fazlasında gözüm yok cinsinden mi? Kendinizin dahil olduğu bir plandan bahsetmeniz gerektiğinde, arka planda sizi dürten, sizi o plana yaklaştıran heyecanı hissettiğinizde, aynısını hissedemeyeceğini düşündüğünüz birisine bunu anlatırken, planı üstün körü geçenlerden misiniz? Yoksa sizinle aynı heyecanı duyacağını düşündüğünüz kişiye tüm planınızı detaylarıyla anlatıp anlatıp, karşı tarafın tek cümleyle saldığı negatifliği çok mu ciddiye aldınız? Açıkçası ben hiç ciddiye almıyorum, şimdiye kadar almadım ve alacağımı da hiç zannetmiyorum. Bazen kafamdaki planları birisine danışmak ya da paylaşmak için bir gereklilik hissetmiyorum. Verecekleri tepkileri iyileştirmeye çalışmak yerine enerjimi kafamın içindeki planın işlevselliğini iyileştirmeye harcarım. En azından bu çabam pozitif sonuç elde etmeme imkan sağlar diye düşünüyorum.

İnsan kendi cümleleriyle kendi hayallerini sınırlar mı?

Bu demek değil ki azla yetinmeyip hep büyük hep daha fazla şeyler istiyorum. Sadece “sınırlı” hayal kurmuyorum. Hep söylediğim bir şey vardır: “Ben hayal kurmam, hedeflerim var” diye. İnsanlara hedeflerimden bahsettiğimde, genellikle hayal kuruyorsun tepkisini alıyorum. “Peki, hayal kuruyorum” diye düzeltelim. Hayal nedir senin için? İmkansızı düşlemek mi? Neden imkansız diye bir şeyi düşleyesin ki? TDK bile imkansız dememiş. Açıp bazı sözcük anlamlarına tekrar bakmanız gerektiğini daha önceki yazılarımdan birisinde bahsetmiştim. Bu yazım vesilesiyle tekrar hatırlatayım istedim: Yaşam standartları, çevresel koşullar, negatif deneyimlerin çokluğu ile maruz kalınan düşünce yapıları, bazı kelimeleri var olan gerçek anlamlarının dışında kullanılmasına sebep oluyor ve zamanla zihnimize bu yanlış anlamları ile kazınıyorlar. İşin acı kısmı ise, bazen bunların hiç farkına varamıyoruz bile. Ya birisine kurduğumuz cümleyle onu yaraladığımızı bile fark etmiyoruz ya da kendimize çizdiğimiz “sınırları” fark etmediğimiz gibi bir de o sınırları gösterecek olan kişinin vay haline. O zaman çekiyoruz kılıç kalkanlarımızı, sınırlarımızı korumak için savunmaya geçiyoruz tüm gücümüzle. Neden? Her şey yanlış ya da eksik o kelime anlamından…

Mesela kendi deneyimlerimden yola çıkarsam eğer; o zannedilen gibi bir hayal olsaydı, şimdiye kadar hayal olduğunu işittiğim şeyleri yapamazdım. Ama yaptım, demek ki hayaller ulaşılabilir eylemler. Kim öğretti sana ulaşılmaz olduklarını?

Ben yine büyük hayallerimin peşinden gidiyorum bir süredir. Sadece ufak bir farkla. Genel itibarıyla çok dillendirmiyorum ancak bahsetmem gerekirse de genel hatlarıyla bahsediyorum. Yukarıda açıkladığım gibi, enerjimi doğru yere kanalize edebilmem için.

Bugün, bu yazımda, kendi zihin kalıplarımızın içerisinde nasıl sıkıştığımızı, nasıl hiç fark etmediğimizi, nasıl “sınırlı”, “dar”, “küçük”, güya “mütevazı” hayaller kurduğunuzu fark etmenizi istedim. Yaşadığımız hayatın çevresel tüm koşullarına rağmen, hayatınızda sizi şu an dibe çekmeye çalışan tüm negatif durumlara rağmen, kendi dünyanızın içerisindeki “sınırsızlığı” keşfetmeniz için bir ses olmak istedim. Hayal ya da hedef, adına ne derseniz deyin, sizin dünyanızın bir ürünü ve bu sizin yönlendirmeniz ile hayata geçecek olan bir ürün. Dışarıdan gelen bir ses ile değil, sizin içinizden, sizin yüreğinizin derinliklerinden gelecek sesle büyüyecek bir ürün bu.

Düşünce sonsuz, evren sonsuz, güç sonsuz… Kaynaklarımız sonsuzluk ise, hayallerimizi sınırlamamız sence de çok yersiz değil mi?

 

İlginizi çekebilir: Kendine karşı ne kadar nezaket barındırıyorsun?

Şebnem Pınar
Sinema ve Televizyon sektöründe yapımcı. Filmli günleri arasında aynı zamanda bir yoga eğitmeni. Varoluş amacını sorgularken; kelimeleri var, yüreğinden yürüdüğü yollara dökülen; o kelimelerin ... Devam