X

İlk öğretmenimiz yaşama karşı isyan ettiğimizde ne olur?

Utançtan cüretkarlığa uzanan skalada salındım durdum. En ucu, utancın kırıldığı, normların yerle bir olduğu yerden, ellerimin, nefesimin fazla geldiği çelimsiz kız çocuğunun utancından saklandığı deliklere…
Meydan okumaların en cüretkarından, varlığımdan duyduğum utancın kapısına kadar. 
Bu genişlemek, bir tarafa uzanırken çabasızca tam zıddına doğru da genişlemek. Kırılganlığının her iki tarafa da incelmesi hadisesi. 
Biraz heyecan verici, biraz zor. 
Bilme halinin verdiği  şey ise suçluluğun veya değersizliğin olmaması…
Eskisinden farkı buydu benim için. 

İnsan genişlemekten, büyümekten neden korkar?
Neden kendini bildiği normlar içinde sıkıştırır ve bunu konforlu sanar?
Çünkü içten içe bilir, ne kadar büyürse o kadar kırılgan olur, bir tarafı ne kadar parlarsa, diğer tarafı o kadar karanlığına iner. Korktuğumuz parlamak değil. Sistemin, dualitenin kuralı her daim geçerlidir. Bir pınar gibi sıfır noktasından genişleriz uçları hem eksi hem artı kutba doğru ilerleyen bir düzlem üzerinde, aynı anda. Tek bir yere evrilmek yoktur. Tamamına evriliriz.  
Ve belki… Tamamını değil, sadece pastanın çileğini isteriz.
İşte bu yüzden, hem çilekten hem de kekten vazgeçeriz.

Yaşamın öğretmenliği kesinken, öğrencinin ilk isyanının öğretiyi verene olduğu da kesindir. Ergen çocukların ilk palazlanmalarını ebeveynleri üzerinde denemeleri gibi. Yeterince güçleninceye kadar biat, palazlandıktan sonra bir hücum!
Bunda bir beis yoktur ki!
En güçlü gördüğünün karşısında yenilmek onur vericidir. En güçlü gördüğünün bileğini bükmek ise bir inisiyasyon. 
Bu yüzden bu meydan okumalar çok değerlidir. 
Yaşamın bunu cezalandırması söz konusu değildir. Ancak seni sana gösterir.

 

Nereye kadar dayanabilirsin çocuk? 
Nerede yırtarsın “kendim balonu”nu?
Nerede kullanırsın isyanını bir çığlıkla? Onu da amacına kullanmayı bilir misin?
Bugün yaşamın ehlileştirdiği ben ile, ehlileştiremediği ben arasında gidip geliyorum. 
Boyun eğip bırakmak, boyun eğip sakin, huzurlu hücreme dönmek beni ne kadar mutlu eder?
Kişisel gelişim dediğimiz şey, bizi ehlileştiren bir “şey” mi?
Ne kadar uysallaşıp evcilleştiğimizi gösterdiğimiz, bununla övündüğümüz bir platform mu?
Benim için değil!

Benim isyanımın coştuğu yer. İsyanımı körükleyen ve onu daha güçlü bir şekilde kullanmayı öğreten yer. Meydan okuduğum…
Yaşama meydan okuduğum!
Tam karşısında ve içimde sonsuz bir saygıyla…
En sevdiğime, kendimi, fikrimi çırılçıplak gösterdiğim. 
Hem onun güzelliğini anlatıyorum hem onun oyunlarının nasıl manipüle edilebileceğini. 
Bunu yaparken de, yazarken de, hem utanıyorum hem de cüret ediyorum. 
Bana bunu öğreten o. Fakat kullanan benim…

Soru sormaya, düşünmeye, değiştirmeye, hayır demeye, şimdiye kadar kabul edilmişlerin üzerine çıkmaya, yetmez demeye, sorumluluk almaya, özgür olmaya, yaşamaya, direnmeye cüret ediyorum.
İsyanımdan gelen gücü ise ağlamaya değil, yaratmaya ve ilerlemeye kullanıyorum.  
Ve minnettarım isyanımı bana hatırlatan tüm postacılara. Çabaladığım gerçekliği, amacıma götüren tüm rahatsız edici dürtüklemeleri yapanlara… 

Uyuma, yoksa ölürüz!
Yaşam, hem beraber çalıştığımız hem de çatıştığımız… Hem içinde aşkla süzüldüğümüz hem dışına sıçramak için hayaller kurduğumuz… Hepsi güzel, hepsi oyun. Hepsi bir gerçeğin renk skalası, hepsi ışığın bir tonu… Siyah da beyaz da.

İlginizi çekebilir: Şikayet ettiğin her şeyde kendi payını görmeye ne dersin?

Esra Uyman: Lise yıllarında başlayan kişisel gelişim, ruhsal gelişim ve metafizik konularına duyduğu yoğun merak onu yurt içi ve yurt dışında birçok özel eğitim çalışmalarına katılmaya yönlendirdi. İlk eğitmenlik diplomasını ‘World Initiatives School of Esoteric Studies’den alan Uyman’ın katıldığı çalışmaların bazıları; Organizasyon Konstelasyonu, Aile Sergileri, Vernon Frost eğitimleri, Louis Franco’dan aldığı çeşitli eğitimler, Anthony Robbins Unleash the Power Within San Jose semineri, Charlie Morlay Lucid Dreaming eğitimi, Tayland da Tantrik Yoga (RYT-200) eğitmenliği eğitimi, Peru, Amerika, Şili, G.Afrika ve Türkiye’de katıldığı Şamanik çalışmalar ve seremonilerdir. Bunların yanı sıra TGA İleri Seviye Metafizik Semineri, Ziya Azazi’nin Dervish in Progress Çalışması gibi pek çok özel çalışmaya katıldı ve eğitmenlik eğitimini aldı. Masssuma Altın Enerji I-II enerji uyumlamasını alan Esra Uyman, Avi Gören-Bar Jungian Coaching School (ICF) (ACSTH) dan koçluk sertifikasını aldı. Tüm bu çalışmalar ve eğitimlerle kendi uyanış deneyimini birleştiren Esra Uyman, farklı başlıklar altında bireylere ve kurumlara yönelik, birbirinden güçlü çalışmalar tasarlayıp sunuyor. Kişilerin iç dünyalarına yönelik farkındalıklarını artıran, çarpıcı bir vizyon ve perspektif değişimi sunan, yaşamda üstlendikleri sorumluluklarda anlam bulmalarını sağlayan, merak, heyecan ve umut duygularını yükselten, tüm insanlık deneyiminin derinliğini kavramaya yardım eden ve çarpıcı yüzleşmeleri şefkatle yaşamalarını sağlayan eğitimler gerçekleştiriyor. Yaşamın Sorumluluğunu Almak, Kendimiz Olmak, Bizi Engelleyen İnançlar, Metafizik ile Özgürleşme Yolculuğu, Seçimlerimiz ve Biz, Gözlemci Bilinci, Nefes ve Meditasyon Teknikleri başlıkları altında kurumlara webinar ve uygulamalı eğitimler veriyor.

Sosyopix ile sevgi paylaşıldıkça çoğalır, hatırlandıkça sonsuzlaşır

Telefonlarımızın galerisi, aslında hayatımızın en güzel anlarının sergilendiği ama kimsenin tam anlamıyla gezmediği gizli bir müze gibi. Binlerce fotoğraf, yüzlerce gülümseme ve “bu anı hiç unutmayalım” dediğimiz o saniyeler… Peki, neden aşkın en saf hali sadece bir ekran camının soğukluğuna hapsolsun?



Alınan rastgele hediyelerin yerini, yaşanmışlığın ağırlığı ve dokunulabilir hatıralar alsın. Çünkü sevgi, sadece söylenince değil, paylaşılan bir kareye dokununca da hissedilebilir. Sosyopix’in sevgililer günü özel hediyeleri alışılagelmiş hediyelerin ötesine geçiyor.

Pikselden hatıraya: Dokunulabilir bir hikaye yazmak

Bazıları için aşkı anlatmanın en zarif yolu, onu kronolojik bir yolculuğa çıkarmaktır. Klasik bir hediye yerine, birlikte geçtiğiniz yolları, paylaştığınız sofraları ve o plansız kahkahaları bir fotoğraf albümü içinde toplamak, aslında “Seninle geçen her ana değer veriyorum” demenin en şık halidir. Sayfaları çevirdikçe tazelenen o duygular, dijital bir kaydırmadan çok daha fazlasını hissettirebilir.

Eğer “bizim hikayemiz her yerde olmalı” diyorsanız, yüksek kaliteli fotoğraf baskısı seçenekleriyle evin en güzel köşesini bir anı duvarına dönüştürebilirsiniz. Şık ve minimalist çerçeveler içine yerleştirilen o tek bir kare, bazen binlerce kelimelik bir mektuptan daha derin anlamlar taşır.

Günlük rutinlere sızan küçük mutluluklar

Aşk, sadece büyük kutlamalarda değil; sabah içilen o ilk kahvede veya mutfaktaki kısa bir sohbette gizlidir. En sevdiğiniz karenin yer aldığı bir baskılı kupa, en uykulu sabahları bile bir gülümsemeyle başlatabilir. Ya da buzdolabının kapağına iliştirilen, her baktığınızda sizi o tatile, o güne götüren fotomagnet çeşitleri… Bu küçük dokunuşlar, hediyeyi bir eşya olmaktan çıkarıp günlük hayatın içine sızan birer sevgi göstergesine dönüştürür.

Özenle hazırlanmış bir mutluluk: Hediye kutuları

Bazen tek bir hediye, anlatmak istediklerinizin yanında sessiz kalır; bir hikaye anlatmak, o hikayenin her sayfasına ayrı bir dokunuş bırakmak istersiniz. Sosyopix’in hediye kutusu seçenekleri, tam da bu “dile dökülemeyen” duygular için tasarlandı. O kutunun kapağını açtığınız an hissedilen şey sadece içindekilerin uyumu değil; “Seni neyin mutlu edeceğini, hangi kokunun seni gülümseteceğini ve en çok hangi anımızda huzur bulduğunu biliyorum” diyen o eşsiz özen… İçindeki her bir hediyenin birbiriyle fısıldaştığı, her detayda “seni gerçekten tanıyorum” mesajının gizlendiği bu kutular; hediye vermeyi bir alışverişten çıkarıp, sevdiğiniz kişinin ruhuna yapılan zarif bir yolculuğa dönüştürüyor. Çünkü en büyük lüks, bir başkasının kalbinde bu kadar iyi tanındığını hissetmektir.

Gelecekteki size en güzel mesaj: “İyi ki”

14 Şubat sadece bir tarih olabilir; ona asıl ruhunu veren şey ise sizin o tarihin içine sığdırdığınız yaşanmışlıklar. Sosyopix ile dijital ekranlardan çıkıp avucunuza düşen her kare, sadece bir kağıt veya nesne değil; aslında birbirinize verdiğiniz “daima yanındayım” mesajının en sessiz ve en güçlü tanığı. Yıllar sonra, bir akşamüstü o fotoğraf albümünü kucağınıza aldığınızda ya da her yeni aya en sevdiğiniz karenin eşliğinde başladığınız o takvimin her yaprağında size ‘iyi ki’ dedirten anların bıraktığı küçük tebessüm, bugünün en kıymetli yatırımı olacak. 

Çünkü hayat, biz planlar yaparken akıp gidiyor ama sevgiyle dokunulan anılar zamanı durdurmayı başarıyor. Bu Sevgililer Günü’nde sevdiğinize sadece bir obje değil; yıllar geçse de baktıkça “ne güzel zamanlardı, ne güzel seviliyoruz” dedirtecek bir hatıra bırakın. Çünkü bazı duygular paylaşıldıkça çoğalır, hatırlandıkça sonsuzlaşır.



İlgili Makale