İlişkilerin en temel yapıtaşı: Doğru iletişim üzerine düşünceler

Bazı şeyleri değiştirmek istediğinizi düşünürken, aslında belki de yaşanması gereken değişime karşı koymak için çabaladığınızı fark edersiniz… Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığımızda ne yapmalıyız diye düşünüyorum. Değişime direnmeli miyiz? Yoksa her şeyi olduğu gibi akışına mı bırakmalıyız? Burada bana göre konunun içeriği ve önemi çok ama çok önemli…

Özellikle ikili ilişkilerde, evlilikte fikir ayrılığına düştüğünüz insanla aranızdaki bağı gözden geçirirsiniz ve öncelikli olarak üç soru hayatınıza yön vermenizde en büyük etken olur.

  • Birincisi hala karşımdaki insan tarafımdan değer ve saygı görüyor muyum?
  • İkincisi bir çocuğa sahipseniz eğer, çocuğunuzun geleceği için birlikte karar verip iyi, güzel bir birlikteliği sağlamak adına yeterli özveriyi beraber sağlayabiliyor muyuz? Ya da sağlayabilecek miyiz?
  • Üçüncüsü ise bu iki soru birlikte değerlendirildiğinde iki sorunun cevabı birbiriyle uyumlu mudur?

Çünkü birbirleriyle bağdaşmayan cevaplarınız varsa, orada ne kadar sağlıklı bir etkileşim içinde olup birlikteliği yürütebilecek öz değerlere sahip olabilirsiniz ki? Çocuğunuz sağlıklı bir birey olarak anne, baba ile beraber büyüsün diye çaba harcarken, kendinizden ödünler verirken, aslında bu değişime direnmek ne kadar sağlıklı olur?

İşte burada devreye yine her şeyin ama her şeyin özünde yer alan “sevgi bağı” giriyor.

Her ne kadar zaman içinde hepimiz değişip farklı fikirlere sahip olsak da, çiftlerin arasında yer alan sevgi ve saygı bitmediği sürece, bir şeyleri yürütebilmek için şansınız hala var demektir.

Aslında zaman içinde hepimizin yaptığı hata, çift olarak daha fazla zaman geçirmek yerine, hayat koşuşturmacasına dalıp birbirine yeteri kadar ilgi göstermemek. Fikir ayrılıklarımız olsa da sağlıklı bir iletişim kurmaktan vazgeçmek… Sorunları görmezden gelip tam anlamıyla hissettiklerimizi söylemek yerine, daha büyük dertlerimiz varmış gibi kabul edip bazı gerçekleri halının altına süpürmek… Sonra bazı şeylerin zamanla düzelmesini beklemek… Yaptığımız en temel hatalar bunlar.

Kalbinizi tam anlamıyla karşı tarafa hissettirdiğinizi düşündüğünüzde, eğer hala olumlu bir dönüş alamıyorsanız, işte orada ciddi bir iletişim sıkıntısı var demektir. Ya karşınızdaki insan artık eskiden olduğu gibi hissetmiyordur size karşı, ki böyle bir durumda en temel ihtiyaç olan sevgi bağı sarsılmış, hatta kopmuş olur… Ya da içinde size karşı olan sevgi hala yaşıyor olsa da, derinlerde bir yerde yorgunluğundan ötürü, ortaya çıkacak gücü bulamıyordur kendinde. Fakat sizin için cevabın hangisi olduğunu, yalnızca siz bilebilirsiniz ve karşınızdaki insan ancak gösterdiğiniz çaba, hal ve hareketlerle anlayabilir bunu.

Bu sebeple bir şeyleri akışına bırakırken bu çabayı göstermeyip, karşı tarafın her şeye rağmen içinizdeki gerçeği nasıl olsa bileceğini düşünmek bir şeyleri ne kadar düzeltebilir ki? Tek taraflı çaba, bir ilişkiyi nereye kadar ayakta tutabilir? İşte bence birlikteliklerin asıl problemi birbiriniz için çabalamaktan vazgeçtiğinizde başlar. İnsan ancak her şeye rağmen değer gördüğünü hissettiğinde bazı şeyleri tolere edebilir. Ama tolere edemediğiniz bir noktaya vardığınızda asıl kopmalar orada başlar.

Böyle bir kopma yaşamamak için duygularımızı daha çok belli etmeli ya da dile getirmeliyiz. Olayları saygı çerçevesinde tartışabilmeli ve konuşabilmeliyiz. Birbirimizin yüreğine dokunabilmeli ve hatta bazen şımartmaktan çekinmemeliyiz. Hayat yalnızca kalpten yaptığımız şeylerle daha anlamlı ve güzel olmuyor mu? O halde duygu ve düşüncelerimizi kendimize saklamak neden? Bunu hiçbir zaman anlayamayacağım sanırım… Üzüntümüzü, kırgınlığımızı kelimelerle ifade edip çözmek yerine, gurur yapıp olayı günlerce süründürmek neden?

Ben arada geçen onca süreye acıyorum. Bir şeyleri hemen konuşup çözebilecekken, karşındaki insana günlerce soğuk davranıp psikolojik eziyet etmek bencillik değil de nedir? Ama bazı insanların kırgınlıklarını ifade ediş biçiminin bu olduğunu çok iyi biliyorum. Bazılarımızın konuyla ilgili duygularının soğuması zaman alabiliyor, çok iyi anlıyorum. Ama bana yine de zaman kaybı gibi geliyor, başka hiçbir şey değil.

Hayat, hissettiklerimizle değerli ve güzel. Hepimizin üzüntümüzü, kırgınlığımızı, sevgimizi, aşkımızı, tüm duygu ve düşüncelerimizi daha çok kelimelerle ifade edebildiği, daha güzel günler görmek dileğiyle…

Sevgilerimle…

İlginizi çekebilir: Aşk nedir? Emekle doğru orantılı aşkın halleri

Gamze Okutan
15 Aralık 1986 Beykoz doğumlu olan Gamze Okutan 2004 yılında Paşabahçe Ferit İnal Lisesi’nden mezun oldu. 18 yaşında kendi ayakları üstünde durma heyecanına kapılıp ... Devam