İlişkilerde mesele meşgul olmak değil, öncelik vermektir
“Çok yoğundum, fırsat bulamadım, işlerim vardı…” Her türlü ilişki dinamiklerinde sıkça duyduğumuz bu cümleler, bazen gerçekten hayatın yoğunluğunu anlatır; bazen de bir ilişkinin hayatımızdaki yerini.
Oysa bir ilişkiyi sürdürebilmek için günün her saatini birlikte geçirmek, sürekli mesajlaşmak ya da her an ulaşılabilir olmak gerekmez. Önemli olan, yoğunluğun içinde birbirimize ne kadar yer açabildiğimizdir.
Her gün konuşmadığımız bir arkadaşımızla dün konuşmumuşuz ki yakın ve samimi bir dialogun içinde olabilemiz de olasıdır. Yani her zaman mesele her gün konuşmak ya da mesajlaşmak değildir.
Çünkü insan, hayatındaki her şeye aynı anda yetişemeyebilir. İşler birikebilir, sorumluluklar artabilir, zihinsel olarak yorulduğumuz dönemlerden geçebiliriz. Ancak birine değer vermek, bütün bunların arasında ona küçük de olsa bir alan açmayı istemektir. Bazen kısa bir mesaj, bazen “Bugün seni arayamadım ama aklımdasın” demek, bazen de ertelediğimiz bir konuşma için gerçekten zaman yaratmak…
Mesele, birinin ne kadar meşgul olduğu değil, meşguliyetinin içinde size nasıl bir yer ayırdığıdır.

Elbette bu, bizi seven insanların her zaman müsait olması gerektiği anlamına gelmez. Sağlıklı ilişkilerde herkesin kendine, işine, arkadaşlarına ve kişisel alanına ihtiyacı vardır. Ancak yoğunluk sürekli bir bahaneye dönüşüyor, iletişim hep erteleniyor ve ilişkiyi sürdürme çabası tek bir kişinin omuzlarında kalıyorsa burada yalnızca zaman yönetiminden değil, önceliklerden de söz etmek gerekir.
Psikolojik açıdan bakıldığında, ilişkilerde değerli hissetmek yalnızca söylenen sözlerle değil, davranışlarla da ilişkilidir. Birinin hayatında yerimiz olduğunu hissetmek; hatırlanmak, önemsenmek ve ihtiyaç duyduğumuzda duygusal olarak karşılık bulabilmekle mümkündür.
Bu nedenle sürekli “Acaba gerçekten yoğun mu, yoksa beni önemsemiyor mu?” diye düşünmek zorunda kaldığımız ilişkilerde, karşımızdaki kişinin açıklamalarından çok davranışlarının sürekliliğine bakmak daha anlamlı olabilir.
Unutmamak gerekir ki öncelikler her zaman sabit değildir. Hayatın bazı dönemlerinde işimiz, sağlığımız ya da ailemiz daha fazla ilgi gerektirebilir. Önemli olan, bu dönemlerde bile ilişkideki karşılıklı anlayışı ve bağı korumak için çaba gösterebilmektir.
Çünkü sevgi, her zaman müsait olmak değil; mümkün olduğunda gerçekten orada olmayı seçmektir.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur: “Hayatındaki bütün sorumluluklar arasında bana ne kadar zaman ayırıyor?” değil, “Bu ilişkide kendimi ne kadar görülmüş, değerli ve güvende hissediyorum?”
Anladığım bir şey var: İnsan hissettiği şeyi durup dururken hissetmez. Bazen adını koyamadığımız, açıklayamadığımız bir şeyler vardır. Ama içimizde oluşan o hissin de bize anlatmaya çalıştığı bir şey olabilir.
Bir ilişkinin niteliğini belirleyen, takvimlerdeki boşluklardan çok, o boşluklarda birbirimize nasıl yer açtığımızdır.
Bazen birinin hayatında yer bulabilmek için sürekli kendimizi hatırlatmak, iletişimi başlatmak ya da bir araya gelmek için çaba göstermek zorunda kalırız. Oysa karşılıklı bir ilişkide varlığımızı sürekli hatırlatmamız gerekmez. Çünkü bağ kurmak, yalnızca birinin çabasıyla sürdürülebilecek bir şey değildir. İki tarafın da o bağı yaşatmayı istemesi gerekir.
Unutmayın: Bir ilişkide öncelik olmak, birinin hayatındaki her şeyden önce gelmek değil; hayatının içinde kendinize ait, tutarlı ve güven veren bir yer bulabilmektir.
İlginizi çekebilir: Birbirimizi duymuyoruz, kendi hikayemizi dinliyoruz