İçinizdeki sesleri duyabiliyor musunuz: İçinizdeki ebeveyn, yetişkin ve çocuğu mutlu etme yolları

Kendi kendimle çatışmaktan yoruluyorum, iki zıt şeyi aynı anda nasıl isteyebiliyorum, anlamıyorum” diyenler burada mı? Neden bir tarafın gitmek, diğer tarafın kalmak; bir tarafın harekete geçmek, diğer tarafın keyfini bozmamak ister?

Gönül isterdi ki hayatımız hep akış içerisinde olsun ve harekete geçmekte, planladıklarımızı uygulamakta hiç zorlanmayalım. Maalesef her zaman bu mümkün olmuyor. Dış koşullarda hiçbir engel olmamasına karşın, içeriden bir direnç ile karşılaşıyoruz. İç çatışma dediğimiz çelişki de tam olarak bu dirençle karşılaştığımızda başlıyor. Çoğunlukla kararsızlık yaşıyor ve harekete geçmekte zorlanıyoruz. Belki zaman zaman harekete geçebiliyor ama bunu ya istemeye istemeye yapıyoruz ya da tekrar kararsızlık noktamıza geri dönüyoruz. Öncelikle bu durum çok normal ve oldukça yaygın.

Aynı anda birbirine zıt iki şey istenebilir mi? Evet. Örneğin, aynı anda hem yatmadan önce bir bölüm daha dizi izlemek isterken, hem de yarın erken kalkacağınız için uykunuzu almayı isteyebilirsiniz. Bu şekilde bir kararsızlık veya direnç hissettiğinizde “içinizdeki sesler” arasında bir çıkar çatışması yaşandığını anlayabilirsiniz.

İç çatışmalar her zaman çok basit değildir. Bazen oldukça uzun sürelidir ve anlaşılıp çözüme ulaştırılmadığı takdirde ömür boyu devam edebilir.

Şimdi, bu iç sesleri tanıyalım ve müzakere sürecinde neler yapabileceğimize bakalım.

İçimizdeki sesler: Ebeveyn, yetişkin, çocuk

Üç farklı benlik durumu vardır: Ebeveyn, yetişkin, çocuk. Bu benlik durumları hepimizin içerisinde var olan ve bir olaya veya duruma karşı ne şekilde tepki göstereceğimizi belirleyen göstergelerdir. Aynı zamanda benlik durumları, Eric Berne’nin kişilik kuramı olan Transaksiyonel Analiz’in temelini oluşturur.

Ebeveyn

Ebeveyn için değerler, inançlar, kural ve kalıplar oldukça önemlidir. Deneyimli ve ciddidir. Başkalarının ne diyeceğini önemser. Öğüt vermeyi sever, -meli/malı cümleleri kullanır, sonuç odaklıdır. Net doğru ve yanlış yargıları vardır.

Yetişkin

Yetişkin şimdi ve buradadır. Sorumluluk sahibidir. Problemleri analiz edip, mantıklı, somut ve sahici kararlar almayı sever. Önyargısızdır ve duygudan uzaktır.

Çocuk

Çocuk duygularıyla ve dürtüleriyle yaşar. Bireysel ihtiyaçlarını önemser. Enerji dolu, yaratıcı, şevkli ve hayalcidir. Sonunu düşünmeden, içinden geldiği gibi davranır, süreç odaklıdır.

Sağlıklı bireyler, günlük hayatlarında bu üç benlik durumunu da gösterirler. Olaya, duruma, zamana, mekana veya iletişim kurulan kişiye göre davranış şekli değişir. Ağırlıklı olarak biri öne çıksa da, kimi zaman yetişkinden, kimi zaman çocuktan veya ebeveynden gelen davranışlar görülür.

İçeride Neler Oluyor?

Kararlar alarak yaşamımıza yön veririz. Ancak aldığımız kararları uygulamaya geçirmezsek hiçbir anlamı olmaz. Dolayısı ile temelde yaşamımızı yönlendiren şey davranışlarımızdır. Yaşanan iç çatışmaları anlayabilmek ve çözebilmek için vakit ayırmak ve emek sarfetmek şarttır. Peki, yukarıda tanımlanan benlik tipleri davranışlarımıza nasıl yön verirler?

Öncelikle benlik tiplerinden biri diğerinden daha güçlü değildir. Hemen hemen hepsi aynı güçtedirler. Bu yüzdendir ki bir karar aldığımızda diğerinin sesi peşimizi bırakmaz, “Bak, gördün mü?” şeklinde kendimizi suçlu hissettirecek bir şeyler bulur. “Ben en iyisini bilirim, böyle olacak” diyerek de içimizdeki seslere söz geçiremeyiz.

İç diyaloglar aslında çok derindir. Farklı benliklerden gelen sesleri fark etmek ve sonrasında ayırt edebilmek için çok iyi bir gözlemci olmak gerekir.

Yakın zamanda kendi içimde yaşadığım bir farkındalıktan bahsetmek istiyorum. Ben her zaman çok iyi planlama yapmamla kendimce övünürüm. Ancak iş planların uygulanmasına geldiğinde işin şekli değişiyor tabii (keşke tam tersi olsaydı). Yine kendime günlük/haftalık planlar yapıp takip ederken bir şey dikkatimi çekmeye başladı. Örneğin kitap okuma konusunda, “Bari yarım saat kitap okuyayım şimdi” dediğimde, içimden bir ses “I-ıh kitap okuma, başka bir şey yap” diyordu. Kendisi de koç olan başka bir arkadaşımla konuşurken bunun aslında içimdeki çocuğun sesi olduğunu fark ettim.

Benim “ebeveynden” yaptığım programdaki neyi uygulamaya kalksam, “çocuk” canı istemiyorsa o an “ı-ıh” diyor ve ben gerçekten de onu dinliyordum. Yaptığım plana baktığımda onun hoşuna gidebilecek pek bir yanı da yoktu aslında. Kendi işime ve kişisel gelişimime yönelik “yetişkin” çalışmalarıyla doluydu. Peki çocuğun neye ihtiyacı vardı? Aslında hiçbir fikrim yoktu ve bu sorunun cevabı da bir anda gelmedi. Sonradan fark ettim ki, aslında herhangi bir şey yapmak zorunda kalmadığı, kendine ait, canı ne isterse o şekilde değerlendireceği -belki hiçbir şey yapmayacağı- boş zamana ihtiyacı vardı. İçimdeki yetişkin hemen atladı ve “Peki! O zaman her gün 3 saat serbest zaman koyalım, kaçla kaç arası olsun?” dedi.

Niyet güzel, ancak uygulamada gerçekçi değildi. Hiç çocuğa “bugün sadece saat 14.00-17.00 arası oyun oynayacaksın” diyebilir misiniz? İçimdeki çocuk zaten kısıtlanmayı ve zorunda tutulmayı sevmiyor belli ki; bir de özgür zamanını belirli saatlerle sınırlandırıp önüne koyunca ne olur? İsyan. Dolayısı ile hem “yetişkin”in işlerini halledebileceği, hem de “çocuğun” sakin ve mutlu kalacağı bir çözüm gerekiyordu. Kısa vadeli çözüm olarak kendi kendime şunu diyebildim “Şimdi yarım saat kitap okuyacağım, sonra yarım saat ne istiyorsam onu yaparım.” Uzun vadede ise buradakine benzer uzlaşmaları daha çok yapacağız gibi görünüyor.

Bu diyalog gerçekten de bir yetişkinin değer verip, çocuğu karşısına alıp konuşmasına benziyor. Zaten tarafların birbirini anlaması ve ikisi için de en iyi olacak çözümü (kazan-kazan) bulması, yine sabır ve emek istiyor.

Orta yolu bulabilir miyiz?

İç çatışmayı ancak farkında vardıktan sonra çözebilirsiniz. Farkındalık buradaki ilk adım; çünkü diğer benlikler seslerinin duyulmadığını, kendilerine değer verilmediğini hissettikleri sürece karşı koyacak, farklı yollardan tek tarafın ihtiyaçlarının karşılanmasına engel olacaklardır. İkinci olarak yazmak, duruma dışarıdan bakmaya yardımcı olur. Mümkünse kağıt üzerine, konu hakkında hiçbir duygu ve düşünceniz kalmayıncaya kadar yazın. Yargılamaksızın, gereksinimleri belirlemek de burada oldukça önemli olacaktır. Ebeveynin, yetişkinin, çocuğun neye ihtiyacı var?

Çatışmanın çözümlenmesi aşağıdaki tutumlardan biri ile gerçekleşir:

  • Kaybet-Kaybet: “Benim istediğim olmazsa senin istediğin de olmaz.
  • Kazan-Kaybet: “Benim istediğim olacak ama senin istediğin olmayacak.
  • Kaybet-Kazan: “Senin istediğin olacak ama yine de mutlu olmayacaksın.
  • Kazan-Kazan: “Hem benim isteklerimi hem de senin isteklerini karşılayacak bir çözüm bulabiliriz.

En sağlıklısı tarafların birbirlerin gereksinimlerini anlayıp bunun karşılanması için nasıl yardımcı olabileceklerini düşünmeleridir. Daha sonra her iki tarafı da memnun eden ve iki tarafın da hemfikir olduğu çözüm(ler) belirlenir. Kazan-kazan yaklaşımı benimsendiğinde, karşılıklı anlayış, güven ve sevgi vardır. Karşılıklı verilen sözlerin tutulması beklenir. Bu yaklaşım ile, hem kısa hem uzun vadede tatmin edici sonuçlara ulaşılır.

Doğan Cüceloğlu, İçimizdeki Çocuk kitabında şöyle der: “Her sağlıklı insanın içinde değişik sesler vardır. Bu sesler içimizdeki çocuğun dünyasını dile getirdikleri kadar içimizdeki anne-babanın da dileklerini yerine getirirler. İç çocuk enerji, istek ve haz depomuzdur. Onun sesi kaybolduğu zaman yaşamanın zevki de kaybolur. Bu seslerin ne dediğini anlayarak sağlıklı bir iletişim içine girmek, sağlıklı ve dengeli bir yaşam kurmamız için gereklidir.

Sağlıklı günler ve sağlıklı iç diyaloglar dileğiyle 🙂

www.dorecoaching.com

İlginizi çekebilir: İçimizdeki potansiyeli açığa çıkarmak için kendimizle nasıl konuşmalıyız?

Beyza Turan
Profesyonel olarak yaşam koçu, amatör olarak yazarım. “Bu hayatı nasıl daha iyi yaşarım?” sorusuna kafayı takmış biri olarak öğrendiklerimi paylaşmayı çok önemsiyorum. İlgi alanlarım ... Devam