Hukuk ve adalet konusunu işleyen, tüm zamanların en iyi 5 filmi

Bu köşe insanları hukukun yorucu tarafıyla değil, eğlenceli tarafıyla yüzleştirmek için var. Bana sorarsanız bunun da en hoş yollarından biri de hukuk içerikli filmler. Bu hafta bir değişiklik yapayım dedim ve kendimce beyaz perdenin hukuki filmlerine ilgi duyanlar için en iyi 5 filmi seçtim;

12 Angry Men (1957)

Bu film harika bir klasik. Konusu kısaca, bir cinayet davası sırasında 12 kişiden oluşan jürinin 11’inin şüpheliyi suçlu bulmasını ve kalan bir kişinin diğerlerini tam tersine ikna etme çabasını anlatıyor. Film siyah beyaz ve ağırlıklı olarak jürinin müzakere odasında geçiyor. Çekildiği sene 3 dalda Oscar adayı olmasına rağmen, Kwai Köprüsü 3 alanda da bileğini bükmüş. Çoğunlukla tek mekânda geçiyor olması çok cesur bir karar olsa da, izledikçe filmin jüri üyelerinin kendi iç hesaplaşmalarına şahit oluyorsunuz. Bir enteresan detay daha: Filmde hiç isim geçmiyor ! Daha fazla detay verip heyecanını kaçırmayayım. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

The Devil’s Advocate (1997)

Hukuk fakültelerinde sıkça anılan bir filmdir. Al Pacino’nun “Kibir en sevdiğim günahtır !” diye başlayan, adeta döktürdüğü sahneyi hala izlemeyen kaldı mı ? Keanu Reeves’in bu filmde canlandırdığı, ‘’gelecek vadeden genç avukat’’ rolüne hazırlık için New York’ta savunma avukatlarıyla uzun bir süre harcadığı söylenir. Film, bu genç avukatın kariyer basamaklarını hırsla tırmanırken bir yandan da nelerden vazgeçtiğini ve hayatın seçimlerden ibaret olduğunu suratımıza estetik bir biçimde çarpar. Charlize Theron’un canlandırdığı karaktere ayrı bir parantez. Bir insanın hayatının değişimiyle beraber psikolojik olarak adapte olma çabası ve yavaş yavaş şirazeden çıkması, beyaz perdeye ancak bu kadar güzel yansıtılabilirmiş.  Filmin isminin günümüzde aynı zamanda bir deyim olarak kullanılması bile sadece ne kadar etkili olduğunun başlı başlına bir göstergesi.

Judgment at Nuremberg (1961)

Gerçek bir hikâye. 2. Dünya Savaşının galibi Müttefiklerin başı ABD, Nazilere hâkim olarak hizmet eden yargıçları yargılamak üzere kendi hâkimlerini yollar. Kısaca, hâkimlerin hâkimleri yargıladığını hayal edin. Hatta ne hayal etmesi, bunun gerçek olduğunu ve yaşandığını düşünün. Bu olay hukuk tarihi açısından da çok büyük önem arz eder. Zira yakın tarihte birçok diktatör, devrildikten sonra yargılandıkları mahkemelerde mutlaka Nuremberg Duruşmaları’nı ya direkt anmakta, ya da atıf yapmaktadır. Kısaca “bu mahkeme ben bu varsaydığınız suçları işlerken yoktu ve sonradan kurulduğu için ben bu yargıyı tanımıyorum, ayrıca sizler kazanan tarafın hukukunu uygulayan yargıçlarsınız” özünde bir savunmadan sonra, mutlaka konuyu bu yaşanmış hikâyeye getirip kendilerini meşrulaştırırlar.

Filme dönmek gerekirse, ben en çok film boyunca Alman hâkimlerinin yargılanmayı sindirememelerini hissettiren gerginliğe takıldım. Her oyuncu rolünün hakkını fazlasıyla vermiş. Bence hepsi bir dünya görüşünü temsil ediyor. İzledikçe ABD’li başyargıcın gerçekten yargıç olduğu hissine kapılabilirsiniz. Ayrıca başyargıcın şehirde kısa bir dolaşmaya çıkıp Hitler’in o meşhur meydanda yaptığı konuşmaları hayal ettiği sahneye özellikle dikkat.

In the Name of the Father (1993)

Daniel Day-Lewis ve Emma Thompson isimlerini yan yana görünce bile izlemeden geçilmeyecek filmdi. Ama neyse ki konusu da çok güzel. Bir polis baskınında hiç ilgisi olmadığı halde Gyildford bombalamasından sorumlu tutularak tutuklanan İrlandalı bir gencin ve hemen peşinden hapse giren babasının hikâyesi. Verdikleri hukuk savaşı o yılların İngiltere’sinin aslında ne kadar katı kurallara tabi olduğuna dair inceden bir taşlama da yapıyor. Aslında tavsiye edeceğim çok sahne var ama ağzımı açsam spoiler olacak gibi hissediyorum. O yüzden kendinize bir iyilik yapın ve bu filmi mutlaka izleyin. Bu arada eklemeden geçemeyeceğim; bu filmin konusu da gerçek bir hikâyeden uyarlama.

Deliberate Intent (2000)

Ve tatlıyı sona sakladım! Çok bilinen bir film değil ama mutlaka bir yerlerden bulup izleyin.  “Kiralık Katiller için Cep Kitabı”, ismini gizleyen biri tarafından kaleme alınmış. Adam öldürmenin inceliklerini inceleyen ve öğreten bir kitap. 1999 senesinde yayıncısı tarafından imha edildi. Nedeni ise 3 kişiyi öldüren bir kiralık katilin aynen kitabın öğrettiği şekilde davranarak cinayetleri işlemesi. Film de bu davayı anlatıyor. Elinizde bir bıçak olsa bununla yemek de yapabilirsiniz, birine zarar da verebilirsiniz. Bu sizin hür iradenizle alakalıdır. Ama ya kitabı yazan “ben sadece yazdım, yazdıklarımı harfiyen uygulamasından ben sorumlu değilim” diyorsa? İzleyin ve görün derim. Ha unutmadan, bu filmin de gerçek bir hikâyeden uyarlandığını söylememe gerek yok sanırım.

Hukuk ve Adalet Konulu Film Önerileri
Hukuk ve Adalet Konulu Film Önerileri

 

Başka bir yazımda da hukuk konulu dizileri incelemeyi düşünüyorum. Umarım bu hafta yazdıklarımı izlerken zevk alırsınız. Şimdiden keyifli seyirler dilerim.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız. 

Onur Özdeniz Avukat
Av. Onur Özdeniz liseyi Saint-Michel’de okumuş, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş ve yine aynı üniversitede “Spor Yöneticiliği Yüksek Lisans Programı”nı yüksek dereceyle tamamlamıştır. ... Devam