Hepimiz birer hikayeyiz: Mitolojik hikayelerin 4 işlevi

“Mitler, insan yaşamının ruhsal potansiyellerine dair ipuçlarıdır.”
Joseph Campbell

Evrenin hayalleri olan mitler, inanılmak için değil de üzerine derinlemesine düşünülmek için tasarlanmış hikayelerdir. Bilimin ve inançların ötesine geçer ve her şeyin kalbindeki büyülü yere dokunurlar. Açıklanamayanı mistik aracılığıyla açıklama girişiminde bulunur ve bizleri daha fazlasını bilme isteği uyandıran bir şaşkınlık duygusuyla baş başa bırakırlar.

Joseph Campbell’in tanımıyla mitolojinin dört temel işleve sahip olduğunu görürüz: Mistik, kozmolojik, sosyolojik ve pedagojik.

Mistik işlev

“Bilgi adası büyüdükçe, cehaletimizin kıyıları da büyür. Dünya hakkında daha fazla şey öğrenmek, nihai bir varış noktasına yaklaşmaktan ziyade daha fazla soruya ve gizeme yol açar.”
Marcelo Gleiser

Bu işlev, evrenin huşusunu deneyimlemekle ilgilidir. Açıklanamayanla meşgul bir insan olmanın ne anlama geldiğini yansıtan bir dokunuştur burası. Hayalet hikayelerinden, uzaylılar tarafından kaçırılmaya, meleklerle yüzleşmeye, Tanrı veya tanrılarla uzun konuşmalara ve hatta Schrödinger’in kedisi ve çoklu evren teorisi gibi bilimsel hikayelere kadar uzanan mistik işlev, zihni bir şeyin gizemiyle ilişkilendirmeye yarar. “Kutsal” olanla bağlantı yaratır. Mistik işlevini yerine getiren bir mit, doğa ile insan ruhu arasındaki gizli içgüdüleri birbiriyle tanıştırır, bilinçdışını da bilince bağlamaya çalışır.

Anlattığımız hikayeler bilincin, varoluşun ön koşullarıyla uzlaştırılmasıdır. Burada ortaya çıkan temel şey ise aslında kendi ölümlülüğümüzü anlamlandırmak için hikayeler anlattığımızdır. Mistik işlev kutsal bir uzlaşmadır, çünkü bir taraftan temel değişimi ve aşılmaz süreksizliği onurlandırmamıza yardım ederken, diğer taraftan da ona getirebileceğimiz anlamdan başka bir anlamı olmayan bu evrende var olup olmadığımızı da kavramamıza yardımcı olur.

Kozmolojik işlev

“Aslında, bildiğimiz her şey yalnızca bir tür tahminden ibarettir, çünkü henüz tüm evrenin yasalarını bilmiyoruz. Bu nedenle, şeyler sadece yeniden öğrenilmek için veya daha büyük olasılıkla sadece düzeltilmek için öğrenilmelidir.”
Richard Feynman

Bu işlev evrenin görüntüsünü formüle etmek ve oluşturmakla ilgilidir. İçinde yaşadığımız evren akıl almaz derecede büyük, açıklanamayacak kadar korkutucu ve şaşırtıcı derecede gizemlidir. O kadar heybetlidir ki muazzam yapısını hayalimizde bile canlandıramayız.

Ancak insan zihni açıklama peşinde koşar ve bilim, sanat, din, anlatı ve yazı aracılığıyla hikayeler yaratır. Hayal gücümüzü kullanıp mitolojik olarak yeryüzüne fışkırırız. Böylece beş duyumuz bir “yaratılış efsanesine” dönüşür ve her kültürün merkezinde yer alır.

Geldiğimiz hiçliği anlamlandırmamıza yardımcı olan kozmolojik mitlerden ders almak yerine onlara bağımlı olmaya karar verdiğimizde ise sorunlar ortaya çıkar.

Joseph Campbell’in dediği gibi, “İnsan beyninin neyin uygun olup neyin olmadığını ayırt edecek bir mekanizması yoktur. Uygunluk çevresel ve kültürel bir olgudur. Tüm değerler yalnızca hayal gücüyle gerçekleşir.”

Sosyolojik işlev

“Ben düşündüğüm kişi değilim, ben düşündüğünüz kişi de değilim. Ben düşündüğünüzü düşündüğüm kişiyim.”
Thomas Cooley

Sosyolojik mitler genellikle ahlaki olanın ne olduğu ve daha sonra daha sağlıklı bir sosyal deneyim elde etmek için ne yapılması gerektiği ile ilgili hikayelerdir. Bu işlev, belirli bir sosyal düzeni desteklemek ve onaylamakla ilgilidir. İnsanları belirli bir kabile veya sosyal gruba bağlamaya yardımcı olurlar. Sosyolojik mitler, tüm ahlaki davranış kurallarının arkasındaki temel yapı taşlarıdır.

Hayatımızın anlamını şekillendirirken kültürün anlamını korurlar. Biz farkında olmasak bile, perde arkasında kültürel mitler işler durur. Onlar akılda kalan hikayelerdir. Beyindeki çizgi filmlerdir. İnsan olmayan ve hatta bazen insanlık dışı bir dünyada insan olmanın yolunu anlatırlar.

Bir kültürel mit doğal düzene uygun olmadığında, örneğin şu an ki dünya mitinde olduğu gibi doğadan ayrışma yaşandığında büyük ıstıraplar da ortaya çıkar.

Sağlıksız inançları destekleyen birçok efsane vardır. Mitlerin sağlıklı yaratıcıları olarak, bu tür inançlardan ders almak ve daha sağlıklı olanlarını yaratmak bizim sorumluluğumuzdur.

Pedagojik işlev

“Gözlemlediğimiz doğanın kendisi değil, bizim sorgulama yöntemimize maruz kalan doğadır.”
Werner Heisenberg

Joseph Campbell’a göre bu dört işlevden en önemlisidir, diğer üç işlevin merkezinde yatan mitin psikolojik işlevidir. Her koşulda bir insan yaşamının nasıl yaşanacağı ile ilgilidir.

Bu tür mitler asla değişmeyen insan temalarına değinir: aşk ve intikam, ölümlülük ve ölümsüzlük, bilgi ve bilgisizlik, annelik ve babalık vb. konulara dair akıllara durgunluk veren hikayelerdir. Adem ve Havva’ya, bakire Meryem’in İsa’yı doğurmasına kadar pek çok anlatının zenginleştirdiği bir alandır pedagojik mitler. Bireyleri belirli bir sosyal grubun amaçlarına ve ideallerine göre şekillendirmeye yardımcı olur ve onları bir insan yaşamı boyunca; doğumdan ölüme kadar yönlendirirler. Bunlar, iyi ve/veya kötü örneklerle insan yaşamının nasıl yaşanacağını gösteren mitlerdir.

Hayata anlam katan düşünce kalıpları sağlarlar.

Gerçek ya da değil hiç fark etmez; pedagojik mitler, geçmişte benzer imtihanlardan ve belalardan geçmiş insanların rehberliğinde kendi içimizdeki gerçeği aramamıza yardımcı olan hayati hikayelerdir. On Emir, Buda’nın Sekiz Aşamalı Asil Yolu, Lord Krishna’nın Bhagavad Gita’sı ve Joseph Campbell’ın Kahramanın Yolculuğu, Muhammed’in öğretileri, İsa’nın Meselleri gibi güçlü rehberlik anlatılarıdır. Gerçeği çarpıtarak hile yapan mitler bile, saçmalık ve anlamsızlık karşısında mantıklı ve anlamlı bir hayatın nasıl yaşanacağına dair sunulan derin bir bilgeliğe sahiptir.

Günün sonunda, mitin en güçlü işlevi, kendi kendini yaratmaya yol açmasıdır. Bizden önce gelen mitolojilerin öğretilerini özümsediğimizde ve sonra kendi yaratıcı bilgeliğimizi ona ekleme cesaretine ve cüretine sahip olduğumuzda, evren gizemini bizlere göstermeye başlar.

Evrenin mitlerinin dışında bir de kendimize ait olan yani kişisel olan mitlerimiz vardır; onlar ne sahte inançlar ne de kendi durumlarımızı ve davranışlarımızı açıklamak için başkalarına anlattığımız hikayelerdir. Kişisel mitlerimiz, hayatımızın çeşitli bölümlerinin arkasındaki ana hikayedir. Kişisel mitler aynı anda hem hiçbir zaman var olmayan hem de her zaman var olagelen hikayelerdir. Etkileri derindir çünkü büyük ölçüde bilinçli farkındalığımızın dışında çalışırlar.

Kişisel hikayemiz, dünyayı algıladığımız mercektir. Bu nedenle, örneğin, bir insan kendisini “Sözleşmeli bir Köle” olarak görürse, bu onun düşünme, hissetme ve davranma biçimini, yani gerçekliğini şekillendirecektir.

“İnsan her zaman masal anlatır, kendi hikayeleriyle ve başkalarının hikayeleriyle çevrili yaşar, başına gelen her şeyi onlar aracılığıyla görür ve hayatını bir hikaye anlatır gibi yaşamaya çalışır.”
Jean Paul Sartre

Kişisel mitimiz, kimlik (ben kimim?); yön( nereye gidiyorum?) ve amaç (neden oraya gidiyorum?) temalarıyla şekillenir. Ve genelde de kaygılarımıza hitap edecek şekilde onu düzenleriz. Oysa tüm mitlerde olduğu gibi kendi mitimizin de ihtiyaç duyduğu yegane şey sürekli güncellenmektir çünkü arazi her zaman değişir. İnsanlar yeni işlere başlar, yeni ilişkilere girer, sevdiklerini kaybeder… Bir zamanlar bize yardımcı olan eski hikayelerimiz bir anda yolumuzu tıkayan öğelere dönüşüverir. Oysa onu dönüştürdüğümüzde daha uyumlu bir var oluşu da yakalayabiliriz. Hayal gücümüzü harekete geçirir ve şu anda mümkün veya makul olduğunu düşündüğümüz sınırları aşmamıza izin veririz.

Bilinçli olarak seçilmiş bir hikaye, potansiyelimizi en üst düzeye çıkardığımız gelecekteki benliğimize giden bir köprü görevi de görür. Bu nedenle, şu anda başkalarının ve kendisinin yargısı tarafından bastırılan bir birey başka bir hikayeyi kendisine anlatmaya başladığında yaşamı da değişebilir. Ancak öncesinde kişisel hikayemize bakmamız önemlidir. Tanımadan onu güncelleyemeyiz.

Kendi mitolojinizin dört işlevini keşfetmek için kendi yaşam hikayenizi ayrıntıları ile bilmeniz atılabilecek ilk adımlardandır. Kendi algıladığınız hikaye ile sizi yetiştirenlerden ya da yakınlarınızdan dinlediğiniz hikaye arasındaki farklara kadar uzanan bir araştırmaya girişebilirsiniz. Bu yolculukta notlar almak işinizi kolaylaştıracaktır. Bireysel mitolojinizin her zaman birkaç farklı versiyonu vardır. Onları gerçekten tanımaya niyet edebilirsiniz.

Yukarıda anlatılan dört temel işlevin hikayenizde nereye uygun olup olmadığını araştırabilirsiniz. Bulduğunuz öğelerin teşvik ettiği derslerin ya da değerlerin üzerine düşünebilirsiniz. Çoğu zaman satır aralarında olanlar genel hikayeden daha değerlidir.

İşimizi kolaylaştırmak adına Hamlet’in hikayesini örnek olarak kullanabiliriz.

Metafizik işlev: İnsanların tanrılarla ilişkisi

Hamlet’in hikayesindeki NELER bu işlevin kapsamına girer:

  • Hamlet bir hayalet görür ve buna inanıp inanmayacağını bilemez.
  • “Olmak ya da olmamak” konuşmasında ölümle olan ilişkisinden emin değildir.

Verdiği ders veya değer: İnsanların ölümden sonrasını tam olarak anlayamadıkları için ölümden korktuklarını öğretir. Anlayamadığından kaçma ya da onu başka bir maskeyle ortaya koyma eğilimimizi anlatır.

Kozmolojik işlev: İnsanların doğa ile ilişkisi

Hamlet’in hikayesinde NELER bu işlevin kapsamına girer:

  • Hamlet ‘zaman’a karşı “savaşır.” Claudius kendi gündemini başarmadan önce Hamlet’in Claudius’tan intikam alması gerekir. Hamlet, tüm oyunu Claudius’u öldürmeye çalışarak ve nihayetinde de “zamanın bitmesi” için çabalayarak harcar. Claudius’u öldürür, ancak işleri zamanında yapmadığı için kendi ölümüyle de karşılaşır.

Bu mitin teşvik ettiği ders veya değerler: Alınan ders, insan karar veremese bile evrenin yoluna devam edeceğidir. Kararlar “doğru anlarda” verilmezse veya bir kişi çok kararsızsa, sonuçlar korkunç, hatta başkaları ve kişinin kendisi için ölümcül dahi olabilir.

Sosyolojik işlev: İnsanların toplumla ilişkisi

Bu hikayedeki NELER bu işlevin kapsamına girer:

  • Hamlet, annesinin yeniden evlenmesi nedeniyle onunla anlaşamaz.
  • Hamlet, babasını öldürdüğü için Claudius’u öldürmek ister ama diğer taraftan da annesiyle evli olduğu için başından beri ona içerlemektedir.
  • Ophelia Hamlet’in kalbini kırar.
  • Hamlet’in güvendiği tek kişi Horatio’dur, ancak Horatio’ya da sadece sadık olduğunu kanıtladıktan sonra güvenebilir.
  • Hamlet’in kimseye güvenmemesi, etrafındakilere kaba davranmasına neden olur.

Bu mitin teşvik ettiği ders veya değerler: Öğrenilen ders, güven duygusunun ve nihayetinde de insanın değişkenliğidir. İç görümüz, sosyal bağlarımız zayıfladığında bizi yönlendiremez hale gelebilir. Gerçekte tepkilerimizi yaratan şeylerin ne olduğu ile bizim onların nedenleri olarak saydığımız şeyler çoğu zaman birbirinden farklıdır. Ayrıca burada egoları tanımanın gerekliliği de ortaya çıkar.

Psikolojik işlev: İnsanların kendileriyle ilişkisi

Bu hikayedeki NELER bu işlevin kapsamına girer:

  • Hamlet, babasının ölümü ve annesinin yeniden evlenmesi yüzünden bunalıma girdiği için intihar etme fikriyle boğuşur.
  • Hamlet, Claudius’u ne zaman ve nasıl öldüreceği konusunda kararsız kalır ve ölen babasının intikam arzusunu yerine getirmeyi amaç edinir.
  • Bütün hikaye boyunca sonunda onu öldüren delilik ve belirsizlik içinde bir ileri bir geri gidip gelir.

Bu mitin teşvik ettiği ders veya değerler: Bir birey olarak neye değer verdiğinizi anlamanın önemini öğretir. Hamlet tüm yaşamını gerçekten ne yapmak istediğini bilmeden geçirir çünkü öz benliğinin neyi temsil ettiğini bilmez. Ders, kendinizi tanımak ve kendinize karşı dürüst olmaktır.

Belki de Hamlet ihtiyaç duyduğu kanıta sahip olduktan sonra, Claudius’u “insanlaştırabilmeli” ve hayatına devam edebilmeliydi, kim bilir?

Sonuçta her birimizin bu dünyada yaşadığı deneyimlerdir bize kendimizi anlatan. İçimizdeki yolculuğa çıkabilmemizi sağlayacak olan her şey kendi hikayemizde saklı bekler ve kulağımıza fısıldar: “Hadi beni dinle.”

Kaynaklar:

Joseph Campbell:

-The Power Of Myth
-The Hero’s Journey
-The Hero with a Thousand Faces
-The Masks of God

Gary Z McGee-Joseph Campbell’s Four Basic Functions of Mythology

İlginizi çekebilir: Entelektüel mütevazılık nedir: Entelektüel mütevazılığa giden 4 adım

Şerife Günaydın Karaköse Avukat-Yazar
Yazar Şerife Günaydın Karaköse, 1980 Adana doğumlu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Çağ Üniversitesi Özel Kamu Hukuku Yüksek Lİsansı'nı bitirmekle hukuk dünyasına girdi ve ... Devam