Hepimiz aynı bütünün parçasıyız: Yardım etmek acımak değildir

Birine acımak, birini kurtarmak mı?
Sormazlar mı sana sen kimsin diye?
Onun bir yaradanı yok mudur?
Seni kutsayan ve güçlendiren bir tanrı varken, onu unutmuş mudur tanrı?
Bilmez midir dağına ne kadar kar yağdıracağını?
Hırsızlık değil de nedir bu?
Kibir değil de nedir?
Sana soran, senden yardım isteyen mi oldu? “Acımı ben taşıyamıyorum sen taşı” diyen mi oldu?
Sorsa bile, “Sen benden ehilsin, beni dertlerimden kurtar, bana merhamet et” diye yakaran mı oldu?
Had bilmek ne güzel bir mertebedir. Kadere ve herkesin yoluna, alanına saygı ne kadar yüce bir erdemdir.
Egodan sıyrılmaktan, egoyu ehlileştirmekten bahsederken; kendini bir tık yukarıda görüp müdahaleyi kendine hak görmek, başka birinin oluşuna onay vermek, yermek ve “iyilik yapmak, yardım etmek, onaylamak” adına; egonun cilalanması değil midir? Hem de en sinsi yollarla?!
Kendimize bakalım arkadaşlarım, kendimize dair olsun yorumlarımız.
Had bilelim. Saygı bilelim. Her varolmuşun yolculuğunu saygıyla, hürmetle karşılayalım.
Ötesi kibirdir.
Bizim işimiz olmasın!
Ancak böyle böyle, yargılamadan kabul edebiliriz kendimizi, görebiliriz gölgelerimizi. Gözümüz dışarı açık değil, içimize açık olsun.
Sen önce kendini oku!

Sokakta yatanın da, sarayda uyuyanın da tanrısı bir. Açın da tokun da. Acımak sana mı düşmüş! Herkesin yaşam masalı kendine, yargısı düzeltmesi sana mı kalmış!
Yardımda acıma yoktur. Sen paylaşırsın elindekileri, birilerinin işine yarar. Kimin işine yarayacağına da sen karar vermezsin, lazım olana yarar. Sen ver, o gideceği yere gider.
Nasip dediğin, çöldeki susuzu bile bulur.
Sen, sendekileri dökersin, alması gereken gelir alır.
Almayacak olana kaşık kaşık verirsin, alamaz, görmez!
Her şey olması gerektiği gibi olur.
Buna, yaşama güvenmek gerek. Sırtını sen ile eş yaratılmışa değil, yaşama, kaynağa, yaradana dayamak gerek. Kendinin de, diğeri gibi olduğunu idrak etmek gerek.
Yardım dediğin hizmettir, sen hizmetini yapınca gerisi lazım olana iletilir.
Elinden gelenin en iyisini yapıp bırakmak budur.
Bir elma ağacının, meyvelerini kimin nasıl yiyeceğine karar vermesi mümkün müdür?
Sen sadece yapacağını yap. Olmak için geldiğin şeyi ol, bunun için çabala. Gerisi bizim işimiz değil.
Parçası olduğumuz bütünün eş-emekçileriyiz. Hepsi bu. Hep beraber kalkacağız ayağa, herkes kendi gücüyle, kendi yöntemiyle.
Ve özgürlükten bahsediyor isek o buradadır. Kendin gibi kalkmaya izin veren, kendi yöntemiyle doğrulana alan tanıyan hallerinde… Güç de budur, özgürlük de.

Aşk olsun!

İlginizi çekebilir: Nuh’un gemisine hoş geldiniz: Hepimizden birer tane var ama aynı geminin yolcusuyuz

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam