Hayatınıza yeni bir pencereden bakarak korku ve endişeleri aşın

En son gittiğimiz yoga kampında hocamız bize ertesi gün sabahtan akşamüstü 17:00’ye kadar sessizliğe gireceğimizden bahsetti. Sabah uyandığımız andan itibaren hayatımızda konuşmak, iletişim kurmaya dahi herhangi bir şey olmayacaktı. Günaydın yok, göz göze gelmek yok, illaki sırıtmak mecburiyeti yok yanından geçene, telefon yok, kitap yok, yazı yok. Bir ihtiyacın varsa da yazı ile anlaşabilirdin. Senelerdir çok merak edip cesaret edemediğim bir deneyimdi. Hem de sadece bir kaç saat içindi. Böyle bir tecrübe bende neler uyandıracaktı, merak ediyordum.

Fakat gelin görün ki sessizlik gününden bir gün evvel bir paniktir başladı. “Yarın ne yapacağız, nasıl susacağız, bari müzik dinleyebilseydik, nasıl kahve isteyeceğiz, komik görünmeyecek miyiz, uyuyalım bari yoksa zaman nasıl geçer” gibi sonu asla gelmeyen ve durup durup bu tarz tedirgin ve endişelere girilen noktalarda buldu birçoğumuz kendisini.

Bende hiç tık yoktu. İzliyordum sadece. Daha sessizlik zamanına bana göre çok vardı; en azından 12 saat. Neden bu kadar düşünüp panik yaptıklarını anlayamıyordum. Yani sorsalar ne fark edecekti ki? Benden hiç çıt çıkmayıp o an ne yapıyorsam sakince devam ettiğimi gören arkadaşım sordu: “Sen nasıl bu kadar rahatsın?” Cevap verdim: “O an gelsin düşünürüm. Şu anımı ona endişelenerek geçiremeyeceğim.” Şaşırdı rahatlığıma. “Bunu nasıl başardın sen?” diye sordu.

Hayatınıza yeni bir pencereden bakarak korku ve endişeleri aşın

Bu sorunun cevabını hiç düşünmemiştim o ana kadar. Tek bildiğim eskiden endişelerden deliren ve kafamda deliler gibi kuran bir tipken, son zamanlarda her şeyi sakince akışına bıraktığımdı. Hatta olaylar, durumlar karşısındaki bu sakin, rahat tepkime ben bile halen şaşırıyordum. Kafamda neyin ne olduğunu evirip çevirdikten sonra yanıtım çok da gecikmedi: “Sanırım artık aşırı sıkıldım ne olacak diye düşünmekten. Sanırım bu yüzden oldu. Bıkman lazım artık. Endişelenmekten ve korkmaktan bıkman lazım.

Ben gerçekten çok bıktığım bir noktaya gelmişim. Korku ve panik hissini en zirvede yaşadıktan sonra da artık pes edip her şeyi oluruna bıraktım sanıyorum ki. Şimdi saçma geliyor bir durum olmadan evvel düşünüp düşünüp korkmak, endişelenmek, panik yapmak, hikaye yazmak. Ne biliyoruz ki? Nereden bileceğiz ne olacağını? Hadi en kötü şey oldu diyelim. En kötü şey ne olabilir ki? Sonunda ölüm olmayacak ya sessiz durmanın mesela. Ee o zaman?

Bu kafalara geldiğiniz zaman aşırı rahatlıyorsunuz benden söylemesi! Bu her şey için geçerli, her durum için. Mesela sevgilinizle aranız kötü ise ya ayrılırsak panik ve korkusuna girdiğiniz an, ondan sonrasına yazık. Tadını doya doya çıkartamıyorsunuz artık geçirdiğiniz vaktin. Ya da hep yalnız mı olacağım endişesiyle kafanızda yarattığınız hikayelerin hepsi sadece sizin uydurmanız! Ya da köpeğiniz ya hasta olursa diye üzülmekten helak olmak gene tamamen sizin kendi seçiminiz. Olaylar tam gerçekleşmeden ne olur, hayat bize ne getirir, nasıl olur hiç bir fikrimiz yok ve hiçbir zaman da olmayacak. O yüzden sizden ricam yapabildiğiniz kadar:

1. An’da kalın.

Bir şeylerin olabilme ya da olamama “ihtimali” sizin hayatınızı baltalamasın. Adı üzerinde onlar sadece ihtimal. Kesinlikleri yok! Hayatın sürprizlerine inanın. Ne zaman, neyi karşınıza çıkaracağı hiç belli olmuyor. Hem endişe, korku siz düşündükçe daha da büyür, güçlenir. Sizi kontrol etmeye başlar siz farkına bile varmadan. E bu kadar gücü eline aldıktan sonra, büyüdükten sonra sizce aksi ihtimale yer kaldı mı?

Hayatınıza yeni bir pencereden bakarak korku ve endişeleri aşın

2. Allah’a güvenin, kendinizi teslim edin.

Yukarıdakine güvenin. Bilin ki sizi koruyor ve her zaman ama her zaman iyiliğinizi istiyor. Deneyimlediğiniz/deneyimleyeceğiniz durumun sonucu sizin baktığınız yerden kötü gözükse bile, bilin ki yaşanan durum sizin en büyük hayrınıza.

3. Deneyim olduğunu bilmek.

Hayatınızda tüm yaşadıklarınızın aslında sadece deneyimlerden ibaret olduğunu bilin ve o gözle bakın. Mesela piyano konseri verirken notaları karıştırıp yanlış ses çıkarmış olmak her ne kadar bizim için “korkunç” görünse de sadece: “Konserde yanlış nota çalmak da insanda böyle (utandırıcı, başarısız vb.) hisler uyandırıyormuş demek. Beni çok rahatsız etmedi/hoşuma hiç gitmedi bu his” gibi bir bakış açısıyla sadece kendinizi izleyin. İlk defa yediğiniz bir yemeğin tadına bakar gibi. Ya da yepyeni bir oyuncağın nasıl çalıştığını ve size nasıl bir his/haz verdiğini gözler gibi. İşin özü aslında hiçbir konuda hiçbir fikri olmayan bir bebeğin dünyayı keşfetme edasıyla yaşamak da diyebiliriz.

4. Hayattaki her kimliğimizin sadece rollerimiz olduğunu bilmek.

Annesinin kızı Gamze, abla Gamze, meditasyon hocası Gamze, yoga hocası Gamze, danışan Gamze, dost Gamze gibi hayatta bir sürü, bir sürü rolüm var; rollerimiz var. Biz hayatlarımızda mutlaka birini çok ciddiye alıp kendimizi hayata oradan sunuyoruz fakat hepsinin değeri, önemi eşit ve aslında bu hayatta sadece oynadığımız rollerimiz.

Mesela ben meditasyon dersine giderken “Ya yanlış bir şey dersem?” endişesine girmek yerine; “Şu an meditasyon hocası rolümü oynamaya gidiyorum. Tüm hazırlığımı yaptım, elimden geleni de yapacağım fakat günün sonunda sadece bir rol. Sahneden inince bitmiş olacak ve o anki performansım benim kişiliğimi, başarı/başarısızlık düzeyimi oluşturacak bir durum değil” diyorum kendime. Yani, hayatı bir tiyatro sahnesi gibi düşünürsek, rollerimizin de sahneye çıktığımızda hakkını verelim fakat sahneden indiğimizde de hala o role tutunmayalım. Ciddiye almayalım işte kendimizi bu kadar yahu! Rolünü oyna, eğlen, hakkını ver ve in sahnenden devam et! Hepsi bu!

5. “En kötü ne olabilir?” sorusu.

Hayatınıza yeni bir pencereden bakarak korku ve endişeleri aşın

Bunu da oldukça sıkça yapmaya başladım son zamanlarda. Herhangi bir durumda beni endişelendiren, korkutan; bakıyorum uzaktan şöyle bir; “Of ölmeyeceğim ya sonunda en kötü ne olabilir?!” diye sorduğum an o anki bana korkutucu gelen deneyime balıklama atlıyorum! Sonunda rezil olurum, canım yanar, acı çekerim gibi endişelerinizi duyar gibiyim. Ama eee? Evet onlar da hayata dair, hayatın içinden ve geçiyor. Hepsi, hepsi geçiyor! Yanınıza kalan oradan kendinize aldıklarınız oluyor. İnanın. Bu kadar da önemsemeyin kendinizi lütfen. Rezil olsanız ne olacak yahu? O da geçip gidecek işte her şey gibi. Sadece deneyim! Dünyanın sonu değil, emin olun.

Son zamanlarda sakinliğimin, rahatlığımın sebebi durumlar karşısında, sanırım yukarıda saydığım bakış açılarından dolayı. Bana hayata buradan bakmak çok iyi geliyor. Özgür ve rahat yaşamama olanak sağlıyor. Siz de korku ve endişelerden çok bıktıysanız, o halinizden sıkıldıysanız hayata biraz da bu pencereden bakmanızı tavsiye ederim.

 

İlginizi çekebilir: Sahip olmak istediğiniz şeyleri dışarıda aramak yerine içinizde araştırmaya ne dersiniz?

Gamze Baytan
Selamlar, Gamze ben. Meditasyon ve yoga hocasıyım. 7/24 çalıştığım organizasyon sektöründen bir anda "Ne yapıyorum ben kendim için" diyerek çalışma hayatımda ne istediğime karar ... Devam