Sahip olmak istediğiniz şeyleri dışarıda aramak yerine içinizde araştırmaya ne dersiniz?

Aslında biz insanoğlunun ham maddesi sevgi, aşk, coşku, neşe, yaratıcılık, dinginlikken; yani bu olgulardan meydana geliyorken, bütün “zaten” sahip olduğumuz şeyleri bilmeyip, fark etmeyip dışarılarda arama konusunda üstümüze yok.

Güneş olduğunuzu düşünün, ama bunu farkında bile değilsiniz ve azıcık ayın ışığından yararlanmak için ölüp bitiyorsunuz. Halbuki o ışığı yansıtan sizsiniz.

İşte ben bu örneğe bayılıyorum. Oldukça net değil mi olay?

Kendilerini farkında olmayan insanlar genelde mutluluğu, tatmini dışarıda arar. Sevgilisi olsa mutlu olacak, ev alsa rahatlayacak, daha çok para kazansa daha huzurlu olacak. Mutluluğumuzun, rahatlığımızın, huzurumuzun kendimiz hariç her şeye bağlandığı, sonu gelmeyen örnekler… Kendiniz dışınızda herhangi bir şeye bağlı olan mutluluğunuz ne kadar sağlam olabilir ki? Çok para kazandınız mesela; ama bir günde hepsini kaybetme olasılığınız da hep var aynı anda değil mi? Diyelim ki sevgiliniz oldu ve aşırı mutlusunuz, tamamlanmış gibi hissediyorsunuz ama hiç beklemediğiniz bir anda sevgisi bitip gittiğinde ne yapıyor olacaksınız? Yarım mı kalmış olacaksınız? Ya da deliler gibi çalışıp ev sahibi oldunuz; ama o tatminsizlik hissi hala dürtüyorsa sizi eğer; ne yapacağınızı şaşırmaz mısınız?

Sahip olduğunuz şeyleri dışarıda aramak yerine kendi içinize dönün

Bunların sonu yok. İçimizde adlandıramadığımız, çoğu zaman ne olduğunu anlayamadığımız bir boşluk var ve onu kapatmak uğruna yapmadığımız kalmıyor. Ne yaparsak yapalım orada durmaya devam ediyor. Anlayamıyoruz.

Aslında anlamadığımız ve fark edemediğimiz o boşluğun dış etkenlerle asla kapanmayacağı. O boşluk bizim kendimizi ruhsal olarak besleyerek kapatabileceğimiz bir boşluk. Bu noktada benim yolum: meditasyonlarım, yogam, kitaplarım, yazılarım. Sessizliğimde içimdeki o mutluluğu, coşkuyu yeniden keşfediyorum. İşte bu noktada ne birilerine, bir şeylere bağımlı oluyorsunuz ne de hapishanede gibi hissediyorsunuz. Güzel haber: özgürsünüz! Her şey sadece size bağlı ve sizin elinizde oluyor.

Bu çok farkında yaşamayı gerektiriyor tabii hayatı. Her an ayık ve uyanık olmalısınız. Çok kolay bir şey olduğunu asla iddia etmiyorum. İnsan düşüp kalkıyor, yükselip alçalıyor tabii ama önemli olan böyle bir tatminin kendinizde olduğu bilgisinin var olması sizde. Sonrasında her unuttuğunuzda hatırladığınız noktada işler su gibi yoluna giriyor.

Sağlam bir şekilde merkezinizde kalmalısınız bir de. Yoksa herhangi bir rüzgarda savruluyor insan. Göremiyor gerçekleri. Mesela uzun zamandır yalnızsınız ve sonunda çok arzu ettiğiniz ilişkiyi yaşamaya başladınız. Öyle koca koca boşluklarınız vardı ki; o boşlukları karşınızdakinin sevgisi, ilgisi ve şefkatiyle doldurduğunuzu sanıyorsunuz. Mutlusunuz. Hem de çok mutlusunuz. Sonunda oldu işte, buldunuz aradığınızı. Bu sefer ne oluyor? Eğer sağlam bir şekilde merkezinizde kalmıyorsanız siz karşınızdakinin sizi mutlu ettiği için güzel davranışlarına odaklanırken gerçekleri görememeye başlıyorsunuz. Burada bahsettiğim gerçeklerle şunu demek istiyorum basit bir örnekle: Mesela karşınızdaki size işinizle ilgili bir ‘espri’ yaptı ve siz de güldünüz, eğlendiniz üstüne. Doğal olarak önemsemediniz, başka herhangi bir şey aklınıza gelmeyeceği için. Ama işte o tatlı davranışlara kapıldığınız noktada, odak noktanız orası olduğu noktada görmeniz mümkün değil zaten. Ama eğer sağlam merkezinizde duran bir insansanız eğer, o esprinin saf bir espri mi yoksa aslında altyazısı çok başka yerlerde mi diye içgüdüleriniz size söylüyor olur. Sonrasında görüp de görmemeyi tercih etmek de var, o ayrı ama sonra her şekilde aymak zorunda kalıyorsunuz kendi mutluluğunuz için. İşin özü; eğer kapılıp gitmişsek kendimizden çok etrafımızdaki kişilere, olaylara; sizin için her şeyi kapatmaya yetiyor o an. Karşınızdakine “gerçekten” bakmayı unutuyorsunuz. Görmeyi unutuyorsunuz. Sonrası illüzyonlar silsilesi.

Sahip olduğunuz şeyleri dışarıda aramak yerine kendi içinize dönün

Eminim o çok sevdiğiniz insan bir gün bir anda bırakıp gitse sizi, olayın azıcık dışına çıkabildiğinizde neler fark edeceksiniz, neler aslında olmuş olan? Hatta belki ilişki esnasında içgüdüsel olarak hissettiğiniz ama hisleriniz yerine o davranışları görmeyi tercih ettiğiniz durumlar su yüzüne birer birer çıkmaya başlamış olacak.

Sonra da kızacaksınız muhtemelen kendinize; “Nasıl görmedim, nasıl yanıldım?” ve sonu gelmeyen öfkeler kendinize yönelteceğiniz.

Ben de bunları yeni öğrendim. Karşısındakinden çok hep kendine bakmalıymış insan. Karşısındakinin davranışları yerine ruhuna odaklanmalıymış. Kendi kuvvetinde kalmalıymış. Kendisini kendi gözlerinden görmeyi asla bırakmamalıymış. İlişkiyi kuvvetlendirmek adına attığı her bir adımı aslında kendi gerçeğinde kalmak adına atmalıymış.

Çünkü eğer böyle olursa “gerçek” bir şeyler oluşup yaşanabiliyormuş. Bazen olduğumuz durumların, hislerin içinde o kadar sarhoş olup kayboluyoruz ki kimdik, ne istiyorduk, karşımızdaki kim; hepsini unutabiliyoruz.

Günün sonunda şunu anlatmak istiyorum aslında: Mutluluğunuzu, tatmini dışarılarda aramak yerine içinizde arayın, keşfedin. Kendi içinize döndüğünüz zaman da kuvvetlice orada kalın. Dışarılarda olanlar sizi yanıltmasın. Kapılmayın neler olduğuna oralarda. Sizin bir gözünüz hep içeride kalsın. Ancak o zaman net görebilirsiniz her şeyi. Ancak o zaman yara bere içinde kalmazsınız. Ancak o zaman bir insan, bir olay sizi sizden çalamaz.

Sağlam durun bu hayatta kendinizde. Öyle sağlam durun ki hiç kimse, hiçbir şey kandırmaya bile tenezzül edemesin sizi.

 

İlginizi çekebilir: Dışlanmak: Çevremizdeki farklılıklara ne kadar tahammül edebiliyoruz?

Gamze Baytan
Selamlar, Gamze ben. Meditasyon ve yoga hocasıyım. 7/24 çalıştığım organizasyon sektöründen bir anda "Ne yapıyorum ben kendim için" diyerek çalışma hayatımda ne istediğime karar ... Devam