Hayatı yavaşlatmak: Koşturmadan yetebilmek mümkün mü?

“Uçmak için kuş olmak gerekmiyor, küçük sevinçler olsun yeter.” Cemal Süreya

Bir günümüze daha dikkatlice bakalım istiyorum sizlerle birlikte bu yazımda. Çok ama çok daha dikkatlice bakalım istiyorum. Sabah uyandığımız andan itibaren hayatımızı kaplayan o muhteşem “koşuşturma” “yetişme” “yetebilme” “yapmak” “tamamlamak” filleri ile tanımlamanın bile az geldiği o maratonumuza bir bakalım istiyorum. Gelin şimdi bir anlık bir sihirli değnek alalım elimize. Değdirdiğimiz gibi herkes ve her şey taş kesilsin, öylece kalakalsın…

İşte bu boşluğu yaşayacağız bu yazım boyunca sizlerle. Evet, kendimiz de tam karşımızda duruyoruz şimdi. Biz kimiz? Şu anda tam kapıdan çıkmak üzereyken arkasından çantasını unuttuğu için koşa koşa servise çanta yetiştirmek için çırpınan o anneleriz… Evet, yanlış okumadınız… Sabahın erken saatinden itibaren dur durak bilmeyen ve işte yaptıkları onlarca iş belki de hiç hakkınca görülemeyen o can-ım anneleriz…

Biz kimiz? Bizler, tam şu anda vardiyasını bitirmek üzere olan, tüm gece gözüne uyku girmemiş ve vardiya ardından gündüz işine yetişmek üzere çalışmaya devam edecek olan, evde kendisini bekleyen ayakları olmayan oğluna sadece bir gülümseme götürebilmek üzere çırpınan o can-ım teyzeyiz… Koşmak var değil mi, hep koşmak, asla dinlenmeden, uğraşmak, didinmek, her sabah her hafta yeniden ve daha çok koşmak…

Hayatı yavaşlatmak: Koşturmadan yetebilmek mümkün mü?

Biz kimiz? Biz şimdi bu yazı yazılırken, evimizden işe gitmek üzere çoktan ayrılmış olanlarız. Bir sabahın daha başladığını düşünerek, günü, toplantıları, dosyaları, yapılacak işleri yetiştirmek üzere “tüm olasılıkları” bir araya getirerek kocaman bir düşünce dağına anlamsız gözlerle bakan o sevgili adamlar ve kadınlarız… Eteğimizi çekiştiren belki pantolonumuza yapışmış olan çocuklarımızın hayat dolu bakışlarına ve “inatlarına” inat biz o düşünce dağlarının altında ezilmiş olanlarız…

Biz kimiz? Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır diye “takdir” görerek her yıl daha fazla yükler yüklenmiş, her yıl daha da yükseliyorum zannederek daha fazla sorumluluk içerisinde çırpınmaya çalışmaya devam edenleriz… Kimin “daha” yüksekte olduğunu belirleyen sevgili banka hesaplarımıza karşın, biz hep o geç saatlerde sevgili ofis odalarımızdayız… Evde bizleri “bir dakika” olsun görebilmek için bekleyen sevdiklerimiz inat (kaderin cilvesi) biz sadece o sevgili “yüksek” banka hesabımız kadar yükseklerdeyiz… Ya kalbimizin yükselişi, ya sevgili kızımızın 24 saatlik “bir gün” diliminde bir kez olsun “baba” diye sarılamayışı, ya bunlardan çok daha fazlası, ya o muhteşem banka hesabımız ile satın alamayacaklarımız… Örneğin bir hatıra, örneğin bir oyun, örneğin bir çocuğun saf sevgisi…

İşte hayatımız bu derece hızlı, bu derece kontrol edilmez… Evet, şimdi hazır mıyız değneklerimizi “yeniden” zamana dokundurmaya? Fakat bu kez ciddi bir fark olsun istiyoruz, her şey normale döndüğünde (yani bizler bu yazı ertesinde aynı koşturmaya geri döndüğümüzde) sadece bir anlık bir kahve molası verelim ve can-ım kahveye böyle güzel koktuğu için teşekkür edebilelim örneğin… Ve bunu gelin hep birlikte “koşturmadan” “koşuşturmadan” “hemen” diye zorlamadan “haydi” diye yormadan yapalım…

Hayatı yavaşlatmak: Koşturmadan yetebilmek mümkün mü?

Belki bir dostumuza geçecek olan 15 dakikayı düşünmeden “nasılsın” diye soralım… Onu dünyanın merkezi olarak görüp de bir 15 dakika kalbimizle dinleyebilelim… Gözlerinin içine bakalım ama öyle geçiştirmek için değil, acele ile hiç değil… Koşturmadan, koşuşturmadan, telaşa kapılmadan, yetişmeye çalışmadan yapalım bunu…

Belki de kendimize küçücük de olsa bir ödül verelim, evet yanlış duymadık, bizler de ödülü herkes gibi hak ediyoruz… Oturduğumuz bir yerde semayı seyredelim örneğin, çocuk parkında oynayan çocukları dinleyelim belki de en sevdiğimiz müzik çalsın ama sadece “bizler” için. O koşturmaktan, yorulmaktan, yetişmekten uzak olan 5 dakikamız için… Bizim olan o altın değerindeki 5 dakika için…

Bugün bu yazımda bana eşlik eden sen, bugün şu anda ne için nerede ve nasıl “koşturmaya” “koşuşturmaya” “yetişmeye çalışmaya” “oldurmaya uğraşmaya” “telaşlanmaya” “yetmeye” çalışmaktasın? Sen bugün kendinden öte olana kapılıp da ne için bir an olsun dönüp de kendine ne yapmakta olduğuna bakamamaktasın? Sen bugün ne için kaygılanmaktasın? Gelin bir değişiklik yapalım, ben yaptım oldu diyerek güvenelim bugün, yapabildiğimce yetişebildiğimce emek verdiğimce güzelim diyebilelim… Hayata, akışa, oluruna, amacına, ederine, gelirine ve ulaşana bırakalım… Sevgiyle, hisle, minnetle ve huzurla… Hayat, sadece bir gün için de olsa bize daha “yavaş” aksın…

 

 İlginizi çekebilir: Hayatımıza giren her şey: Ben inandım, ben çektim, ben yaptım

Pınar Özeken (Ulus)
2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini ... Devam