X

Hayatı anlamlandırma çabamız: Bizi en çok yaralayan insanlar öğretmenlerimiz miydi?

Travma ile çağrı aynı şey değildir

Hayat bazen bizi yanlış yerlere de çok güçlü duygularla bağlar. Travma da heyecan gibi hissedilebilir. Alışkanlık da tutku gibi… Bu yüzden ayırt etmemiz gereken asıl şey şudur: Hissettiğin duygu seni geriyor mu, yoksa genişletiyor mu?

Gerçek çağrılar korkutur ama aynı zamanda içini açar. İçinde bir “evet” duygusu vardır, merak vardır, canlanma vardır. Travmatik döngüler de korkutur ama daraltır. İçinde bir sıkışma, bir mecburiyet, bir tanıdıklık vardır. İşte hayatın sınavı, genellikle bu ikisini ayırt etmeyi öğrenmektir. Kaçmak istediğin ama içten içe büyüdüğünü hissettiğin yer, geçmen gereken kapıdır. Buna karşılık seni küçülten, kendinden uzaklaştıran, aynı acıyı tekrar tekrar yaşatan şeyler sınav değil, sadece eski bir hikâyenin yankısıdır.

Zor olan kader değildir

Bir şey zor diye “kader” değildir. Bir şey tanıdık diye “doğru” değildir. Bir şey acı veriyor diye “öğretmen” olmak zorunda değildir. Canını sıkan tekrarlar değil, kalbini titreten çağrı yolundur.

Herkes hayatında öğretmen değildir

Doğduğun ev, annen, baban, seni büyüten insanlar, kardeşlerin, öğretmenlerin, arkadaşların, partnerlerin… Hepsi hayat hikayende iz bırakan karakterlerdir ama hepsi öğretmen değildir. Bazıları aynadır, bazıları yaradır, bazılarıysa gerçekten rehberdir.

Kendi hikâyeni anlamak için şuna bakman gerekir: Hangi ilişkilerde kendin olabildin? Hangilerinde küçüldün, sustun, vazgeçtin? Çünkü hayat, seni sadece zorlayan insanlarla değil, seni kendin yapan insanlar aracılığıyla da konuşur. Evet, bazen en yakınlarımız bizi en çok tetikler ama her tetik bir öğretmen değildir; bazıları sadece eski bir yaraya dokunur. Hayatın gerçek öğretmenleri, seni kendine yaklaştıranlardır; gücünü, sesini, sınırını ve kalbini hatırlatanlardır.

Oyun metaforu: Acıya değil bilince seviye atlamak

Hayatı, bir oyunda ilerlediğin sahneler gibi düşün. Ama bu oyunda zor bölümler, seni en çok yaralayan yerler değil; en çok kendin olmayı öğrendiğin yerlerdir. İyi oyuncu, en çok acıya katlanan değil, neyin kendisini büyüttüğünü neyin küçülttüğünü ayırt edebilen kişidir.

Oyunun gerçek kuralları şunlardır: Kendini tanı. Duygularını dinle. Seni daraltanla seni genişleteni ayırt et. Aynı eski hikâyeyi farklı kılıklarda tekrar etme. Merakını pusula yap ve düştüğünde neden düştüğünü anlayarak ayağa kalk. Böyle baktığında hayat, sadece geçmen gereken bir sınav olmaktan çıkar; kendini ustalaştırdığın bir keşfe dönüşür.

İşin en adil tarafı şudur: Hepimizin oyunu farklıdır. Haritası, karakterleri, tuzakları ve hediyeleri kendine özeldir. O yüzden başkasının oyununa bakarak kendi yolunu yargılayamazsın. Hayat senden tek bir şey ister: Kendi oyununu oynamanı. Ve evet, bu sorumluluk ister. Kendi seçimlerinin direksiyonuna geçmek kolay değildir ama ilk kez gerçekten kendi yönüne döndüğünde oyun değişir. Daha az zorlayıcı değil belki ama çok daha canlı, çok daha gerçek ve çok daha sen olur.

Bizi yaralayanlar bizi uyandırabilir ama bu onları doğru yapmaz

Çoğumuz iki şeyi aynı anda tutmakta zorlanırız: “Bu kişi bana zarar verdi” ve “Bu kişi beni uyandırdı.” Zihin genelde bunlardan sadece birini seçmek ister; ya “onlar öğretmendi” diyerek acıyı kutsallaştırır ya da “onlar kötüydü” diyerek gücü geri alır ama anlamı kaybeder.

Oysa kritik bir ayrım vardır: Bir şey seni uyandırabilir ama bu onu doğru kılmaz. Birileri seni sınır koymaya, kendini seçmeye, acıya bağımlılığını görmeye zorlamış olabilir ama bunu şefkatle değil, yarayla yapmış da olabilirler. Tıpkı ateş gibi… Ateş ekmeği pişirir ama elini de yakar. Kimse “Ateş beni yaktı, ne iyi öğretmen” demez; “Yandım ama şimdi ateşi tanıyorum” der.

Travma neden dönüştürür?

Çoğu derin dönüşüm acıyla başlar ama bu, acının gerçek yol olduğu anlamına gelmez. Travma çoğu zaman “Artık böyle yaşayamazsın” diyen bir alarmdır. O anda acının verdiği bilgeliği alırsın ama acının içinde kalmazsın; onu bırakır ve yoluna devam edersin.

Öğretmen ile tetikleyici arasındaki fark

Gerçek öğretmen davet eder, alan açar, güven verir. Travmatik bağ ise iter, sıkıştırır, korkuyla bağlar. Bizi yaralayanlar öğretmenimiz değildi ama bize kendimizi öğrettiler. Bizi en çok tetikleyen insanlar kabuklarımızı gösterir, doğru; ama kabuklarını göstermekle, onları sevgiyle açmak aynı şey değildir.

Zihin çoğu zaman şu hikayeyi üretir: “Onlar beni incitti ama aslında bana bir şey öğrettiler, beni zorladılar ama iyiliğim içindi.” 

“Onlar bana istemeden bir şey öğrettiler” demek gerçekçidir. “Onlar benim öğretmenimdi” demek ise çoğu zaman travmanın anlattığı romantik bir hikâyedir.

İnsan beyni anlamsız acıya dayanamaz: Ya suçlu arar ya kader yaratır. “Her şey ruhun planı, kimseyi suçlayamam, bu benim sınavım” gibi anlatılar bu yüzden çekicidir. Ama burada büyük bir risk vardır: Bu hikâyeler yaralayanı masumlaştırırken, yaralananı yükümlü bırakabilir. 

Gözleri görmeyen biri ayağına bastığında, bu senin canının yanmadığı anlamına gelmez.

Belki de asıl özgürlük, bizi yaralayanları öğretmen yapmakla değil, onlardan öğrendiğimizi alıp yolumuza devam edebilmekle başlar. Acıyı inkâr etmeden, ama onu kutsallaştırmadan… Çünkü hayat bizden yaralarımıza sadık kalmamızı değil, kendimize sadık kalmamızı ister. Ve bazen en büyük bilgelik, “Bu bana bir şey öğretti” diyebilmekle değil, “Artık bunu taşımak zorunda değilim” diyebilmekle gelir.

İlginizi çekebilir: Güneş kendine parlamaz: Kendi ışığını bulma yolculuğu

Berna Gedik Asal: Merhaba ben Berna, 17 yaşından beri kendi ruhunun dedektifliğini yapan, içindeki labirenti sabırla dolaşan, karanlıklarını inkâr etmek yerine onlarla çalışmayı seçen biriyim. Bir zamanlar konuşmaktan çekinirken, bugün kalabalıkların karşısında tüm varlığımla yer tutmaktan büyük bir keyif alıyorum. 15 yılı aşkın kurumsal çalışma hayatımın son 10 senesini İnsan Kaynakları Eğitim ve Gelişim alanında geçirdim. İnsanların potansiyellerini performansa dönüştürmelerine, kurumların öğrenen ve gelişen yapılar hâline gelmesine katkı sundum. Aynı zamanda bir nefes koçuyum. Nefesi merkeze alan bireysel seanslar ve atölyelerle hem bireylerin hem kurumların dönüşüm yolculuklarına eşlik ediyorum. Dünyayla kurduğum ilişkinin, iletişim aracı yazmak. Hem içinden geçtiğim hem de merakla araştırdığım konuları; öz farkındalık, beden, zihin ve ilişkiler üzerinden harmanlayarak paylaşıyorum. Yazılarım, hayat üzerine düşünceler ya da araştırılmış bilgilerden öte, yaşanmışlığın içinden damıtılmış hikayeler, içsel gözlemler ve nefesin rehberliğinde dönüşüm notları… Yan yana yürümek, bazen birçok şeyi mümkün kılar. Yazılarım aracılığı ile sizinle tanışmış olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Dyson Airwrap Co-anda2x™’ya geçmek için 5 geçerli sebep

Sabah aynanın karşısında saçlarla geçirilen birkaç dakika, aslında günün enerjisini ve ruh halini belirliyor. Günün keyifli anlarından biri olan saç şekillendirme ritüeli, doğru araçlarla birleştiğinde tüm günün enerjisini pozitif yönde değiştirebilir. 



Dyson saç şekillendirme ürünleri hayatımıza girdiğinden beri saçlarımızı istediğimiz şekle sokmamıza yardımcı oluyor hem de bunu yaparken ısı hasarından koruyor. Şimdi ise saç şekillendirmenin bir adım ötesine geçerek bambaşka bir deneyim sunuyor. Dyson Airwrap Co-anda2x™ iki kat daha fazla hava basıncı yaratıyor. Böylece saç kurutma ve şekillendirme süresi neredeyse yarıya düşüyor.               

1. Farklı başlık seçenekleriyle hem günlük kullanımda hem özel günlerde kullanım imkanı

Saç şekillendirme artık tek bir forma sığdırılmıyor. Yeni Airwrap, sahip olduğu başlık çeşitliliği ile güzellik anlayışına farklı bir boyut getiriyor. İster hacimli bukleler, ister pürüzsüz düz fönler, ister doğal dalgalar olsun; her saç tipi ve ruh hali için bir çözüm sunuluyor.

Dyson Airwrap Co-anda2x™  modeliyle, sadece başlık değiştirerek, kuaför kalitesinde sonuçları ev konforuna taşıyarak herkesin kendi stilini özgürce yansıtması hedefleniyor.

2. Düz-dalgalı saçlar ve bukleli saçlar için farklı setler

Dyson, yeni  Airwrap Co-anda2x™   imodeliyle kullanıcı deneyimini bir adım daha ileri taşıyor. Artık herkesin saç şekline göre tasarlanmış bir başlık setine sahip olması mümkün.

  • Kıvırcık ve Bukleli Saçlar için farklı  bir set ve Düz veya Dalgalı Saçlar için farklı bir set sunuluyor.
  • Bu sayede, farklı saç şekillerine sahip insanların farklı ihtiyaçları karşılanırken hiçbir zaman kullanmayacak başlıklar elinize dolanmıyor.      



3. Kullanım alışkanlıklarınızı hatırlıyor

Dyson’ın teknolojik üstünlüğü, ürünün kullanım alışkanlıklarını hatırlama yeteneği ile pekişiyor. Bluetooth bağlantısı sayesinde kullanıcılar, saç şeklini, uzunluğunu ve şekillendirme tercihlerini uygulamaya kaydedebiliyor.

Bu özellik, Airwrap’ın sıcaklık ve hava akışını, kullanıcının ihtiyaçlarına göre ayarlamasını sağlıyor. Başlık değiştirildiğinde ise o başlıkla ilgili yapılan ayarı hatırlıyor. Bu kişiselleştirme, cihazın çok daha pratik bir şekilde kullanılmasının önünü açıyor.

4. Yeni nesil motor,daha hızlı sonuçlar

Modern yaşamın temposunda her dakika değerli. Dyson Airwrap Co-anda2x™ , yenilenen motor teknolojisiyle bu zamanı size geri kazandırıyor. Artık saç kurutmak ya da şekillendirmek uzun bir hazırlık süreci olmaktan çıkıyor; güçlü hava akışı sayesinde saçlar daha kısa sürede kuruyor, daha hızlı şekilleniyor. İster belirgin bukleler, ister dalgalı ve düz modeller elde etmek daha kolay. 

5. Teknoloji ve güzelliğin buluşma noktası

Dyson Airwrap Co-anda2x™  sadece bir saç şekillendirici değil; teknolojinin zarafetle buluştuğu yeni bir güzellik anlayışı sunuyor. Her detayı, kendinizi en iyi hissettiğiniz anlara eşlik etmek için tasarlandı. Hızlı, kişisel ve etkili… Çünkü Dyson’a göre güzellik; bir kalıba sığmak değil, kendi en iyi halinizi bulmakla başlıyor.

*Bu yazı Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale