X

“Hadi hadi” kültürü: Hız baskısının yorduğu insanlar, yavaşlamayı unutmuş organizasyonlar

Kurumsal hayatta neredeyse hepimizin içten içe bildiği bir gerçek var: Sürekli “hadi hadi” diyen yöneticiler, acil olduğu iddia edilen ama stratejik değeri olmayan işler, hız baskısı ile tükenen çalışanlar ve giderek şiddetlenen bir zihinsel gürültü…

Oysa hem nörobilim hem de modern organizasyon psikolojisi bize şunu söyler: Bireyin sinir sistemi, kurumun kültürünü; kültür de performansı ve üretilen işin kalitesini belirler.

İnsan sinir sistemi alarmda olduğunda, odak daralır, karar kalitesi düşer, yaratıcılık körelir, ilişkiler zayıflar ve en önemlisi güven duygusu yok olur. Bu bireysel yorgunluk da kaçınılmaz biçimde organizasyonun performansına, üretkenliğine, iletişimine ve müşteri deneyimine yansır.

Sonuç: Hız baskısı hem insanı hem organizasyonu aynı anda yormaya başlar.

Dolayısıyla çözüm, tek yönlü hızlanmak değil, iki tarafın da birlikte toparlanması.

Hız odaklı yorgun organizasyonlar

Size sürekli başınızda bekleyip, “hadi hadi” diyen biriyle çalıştığınızı düşünün. Her yaptığınız şeyde daha iyisini, daha yenisini ve daha hızlısını bekleyen biri… Ne kadar odaklanabilirsiniz? Ne kadar kaliteli iş çıkarabilirsiniz?

Organizasyonlar da bundan farklı değil. Herkes tam gaz çalışıyor, toplantıdan toplantıya koşuyor, elinde kahvesiyle koşturuyor… Ama sürdürülebilir bir ilerleme sağlanıyor mu? Çoğu zaman hayır.

Bolca erteleme, unutma, acele kararlar, yüzeysel iletişim, bahaneler… Çünkü hız baskısı, kalitenin tam karşısında duran bir kültür yaratıyor.

Son dönemde özellikle İK ekiplerinin sıkça kurduğu şu cümleler: “Hızlı sonuç alıyoruz. Yüksek tempoda çalışıyoruz. Dönüşümü hızla tetikliyoruz” gerçekte bambaşka bir tabloyu içinde saklıyor: Kalitesiz geri bildirimler, kopuk iletişim, sürecin ortasında unutulan ya da önemsenmeyen insanlar, özensiz kararlar… Hızla giden bir aracın, çevresindeki şeyleri görememesi gibi, hızı odağına alan organizasyonlar da karşılığında iletişimi, ilişkiyi, güveni ve insanı ihmal ediliyor.

“Hadi hadi” kültürü neden ters teper?

  1. Aşırı uyarılan bilişsel sistem verimi düşürür.

Sürekli acele baskısı, limbik sistemi aktive eder. Bu da beynin yaratıcı, planlayıcı kısmı olan prefrontal korteksi geçici olarak kapatır. Sonuç: Daha çok stres, daha az üretkenlik.

  1. Dikkat ekonomisi çöker.

Harvard araştırmalarına göre: Sürekli uyarı altındaki çalışan, %40 daha fazla hata yapıyor; stratejik düşünme kapasitesi %30’a düşüyor.

McKinsey ise şu bulguyu paylaşıyor: Aşırı hız baskısı olan firmalarda proje süreleri ortalama %32 daha uzun. Çünkü plan yapacak alan kalmıyor. Yani hızlı görünenler aslında en yavaş ilerleyenler oluyor.

  1. Bağlılık düşer, insanlar tükenir.

Gallup verileri net: Sürekli acele baskısı olan ekiplerin bağlılığı en düşük seviyede. Düşük bağlılık da düşük kalite ve kaybedilen yetenekler demek.

  1. Üretim “vitrin üretkenliğine” dönüşür.

Toplantılar, raporlar, sunumlar… Çok hareket, az ilerleme. Organizasyon kalabalık ama ağır. Hızlı dönüşüm söylemi insanı değil, yalnızca vitrini besler hale geliyor. 

Kalite, hızdan çok daha değerli

Hızlı olmak; yüksek hata maliyeti, operasyonel zarar, kötü müşteri deneyimi, yüzeysel çözümler, uzun vadeli tükenmişlik demek olabiliyor.

Bugün hem çalışan hem müşteri şunu istiyor: İstikrar. Özen. İlişki. İnsanlık.

Peki o zaman hızın yerine ne geçmeli?

Derin ve odaklı çalışma, sürdürülebilir tempo, bilişsel esneklik, enerji yönetimi, sağlam planlama, kaliteli insan ilişkileri, sinir sisteminin regülasyonu

Ben hıza değil, verimsiz hız baskısına karşıyım

Kurumsal hayatta yıllarca en hızlı iş çıkaran kişilerden biri oldum. Hâlâ öyleyim diyebilirim.

Ama hızım artık dış baskıya değil, kendi sinir sistemime dayanıyor. Bu fark, ortaya çıkardığım işin kalitesini tamamen değiştiriyor.

Bugün şirketlerin ihtiyacı daha fazla proje, daha yüksek tempo değil. Gerçek ihtiyaç, odağı toparlayacak, gürültüyü azaltacak, öncelik belirletecek, insan merkezli süreç kuracak, sinir sistemi bilgisine sahip, sürdürülebilir kültür tasarlayacak profesyoneller. Aksi hâlde dışarıdan hızlı görünen şirketler, içeride insanı ve kaliteyi kaybetmeye devam edecek.

Hızın bıraktığı enkazı toparlamanın yolu bazen yavaşlamaktır

Yavaşlamak; durmak, geri çekilmek ya da üretmemek değildir.
Yavaşlamak; bilinçli hızla ilerlemek, stratejik davranmak, bedene ve zihne alan açmaktır.

Geçen ayki yüzme yarışımda bunu birebir deneyimleme şansı yarattım kendime. Sprint yarışlarımda “kontrollü hız” prensibini uyguladım. Güçlü ama telaşsız. Hızlı ama bilinçli. 

Sonuç ise çok netti: Gerçek hız, nefes nefese kalmak değil; enerjiyi doğru kullanmayı bilmekti.

Dönüşüm içeriden mümkün

Hem insan için hem organizasyon için… Başka yolu da yok.

İçerisi düzenlenmeden dışarıdaki dönüşüm sürdürülebilir olamıyor.

Bugün çoğu ekip şunu hissediyor: “Hızlıyız ama hiçbir şey kaliteli değil.”

İhtiyacımız olan yeni bir dil: Sürdürülebilir, insani, kalıcı ve verimli.

Hızın anlamını yeniden tanımlamak zorundayız. Kendi yaşamlarımız için de emek verdiğimiz organizasyonlar için de…

Ve bazen tek gereken, bir an durup fark etmek: Kalabalık bir sistemin içinde çok hareket oluyor olabilir, ama derinlik, bağlantı ve kalite yoksa gerçek bir ilerleme de yoktur. 

Az bazen gerçek çokluğu yaratır.

İlginizi çekebilir: Taş devrinden sosyal medya çağına: Stresin evrimi

Berna Gedik Asal: Merhaba ben Berna, 17 yaşından beri kendi ruhunun dedektifliğini yapan, içindeki labirenti sabırla dolaşan, karanlıklarını inkâr etmek yerine onlarla çalışmayı seçen biriyim. Bir zamanlar konuşmaktan çekinirken, bugün kalabalıkların karşısında tüm varlığımla yer tutmaktan büyük bir keyif alıyorum. 15 yılı aşkın kurumsal çalışma hayatımın son 10 senesini İnsan Kaynakları Eğitim ve Gelişim alanında geçirdim. İnsanların potansiyellerini performansa dönüştürmelerine, kurumların öğrenen ve gelişen yapılar hâline gelmesine katkı sundum. Aynı zamanda bir nefes koçuyum. Nefesi merkeze alan bireysel seanslar ve atölyelerle hem bireylerin hem kurumların dönüşüm yolculuklarına eşlik ediyorum. Dünyayla kurduğum ilişkinin, iletişim aracı yazmak. Hem içinden geçtiğim hem de merakla araştırdığım konuları; öz farkındalık, beden, zihin ve ilişkiler üzerinden harmanlayarak paylaşıyorum. Yazılarım, hayat üzerine düşünceler ya da araştırılmış bilgilerden öte, yaşanmışlığın içinden damıtılmış hikayeler, içsel gözlemler ve nefesin rehberliğinde dönüşüm notları… Yan yana yürümek, bazen birçok şeyi mümkün kılar. Yazılarım aracılığı ile sizinle tanışmış olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Dyson Airwrap Co-anda2x™’ya geçmek için 5 geçerli sebep

Sabah aynanın karşısında saçlarla geçirilen birkaç dakika, aslında günün enerjisini ve ruh halini belirliyor. Günün keyifli anlarından biri olan saç şekillendirme ritüeli, doğru araçlarla birleştiğinde tüm günün enerjisini pozitif yönde değiştirebilir. 



Dyson saç şekillendirme ürünleri hayatımıza girdiğinden beri saçlarımızı istediğimiz şekle sokmamıza yardımcı oluyor hem de bunu yaparken ısı hasarından koruyor. Şimdi ise saç şekillendirmenin bir adım ötesine geçerek bambaşka bir deneyim sunuyor. Dyson Airwrap Co-anda2x™ iki kat daha fazla hava basıncı yaratıyor. Böylece saç kurutma ve şekillendirme süresi neredeyse yarıya düşüyor.               

1. Farklı başlık seçenekleriyle hem günlük kullanımda hem özel günlerde kullanım imkanı

Saç şekillendirme artık tek bir forma sığdırılmıyor. Yeni Airwrap, sahip olduğu başlık çeşitliliği ile güzellik anlayışına farklı bir boyut getiriyor. İster hacimli bukleler, ister pürüzsüz düz fönler, ister doğal dalgalar olsun; her saç tipi ve ruh hali için bir çözüm sunuluyor.

Dyson Airwrap Co-anda2x™  modeliyle, sadece başlık değiştirerek, kuaför kalitesinde sonuçları ev konforuna taşıyarak herkesin kendi stilini özgürce yansıtması hedefleniyor.

2. Düz-dalgalı saçlar ve bukleli saçlar için farklı setler

Dyson, yeni  Airwrap Co-anda2x™   imodeliyle kullanıcı deneyimini bir adım daha ileri taşıyor. Artık herkesin saç şekline göre tasarlanmış bir başlık setine sahip olması mümkün.

  • Kıvırcık ve Bukleli Saçlar için farklı  bir set ve Düz veya Dalgalı Saçlar için farklı bir set sunuluyor.
  • Bu sayede, farklı saç şekillerine sahip insanların farklı ihtiyaçları karşılanırken hiçbir zaman kullanmayacak başlıklar elinize dolanmıyor.      

3. Kullanım alışkanlıklarınızı hatırlıyor

Dyson’ın teknolojik üstünlüğü, ürünün kullanım alışkanlıklarını hatırlama yeteneği ile pekişiyor. Bluetooth bağlantısı sayesinde kullanıcılar, saç şeklini, uzunluğunu ve şekillendirme tercihlerini uygulamaya kaydedebiliyor.

Bu özellik, Airwrap’ın sıcaklık ve hava akışını, kullanıcının ihtiyaçlarına göre ayarlamasını sağlıyor. Başlık değiştirildiğinde ise o başlıkla ilgili yapılan ayarı hatırlıyor. Bu kişiselleştirme, cihazın çok daha pratik bir şekilde kullanılmasının önünü açıyor.

4. Yeni nesil motor,daha hızlı sonuçlar

Modern yaşamın temposunda her dakika değerli. Dyson Airwrap Co-anda2x™ , yenilenen motor teknolojisiyle bu zamanı size geri kazandırıyor. Artık saç kurutmak ya da şekillendirmek uzun bir hazırlık süreci olmaktan çıkıyor; güçlü hava akışı sayesinde saçlar daha kısa sürede kuruyor, daha hızlı şekilleniyor. İster belirgin bukleler, ister dalgalı ve düz modeller elde etmek daha kolay. 

5. Teknoloji ve güzelliğin buluşma noktası

Dyson Airwrap Co-anda2x™  sadece bir saç şekillendirici değil; teknolojinin zarafetle buluştuğu yeni bir güzellik anlayışı sunuyor. Her detayı, kendinizi en iyi hissettiğiniz anlara eşlik etmek için tasarlandı. Hızlı, kişisel ve etkili… Çünkü Dyson’a göre güzellik; bir kalıba sığmak değil, kendi en iyi halinizi bulmakla başlıyor.

*Bu yazı Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale